Turkish-English translations for yer:

placed, place · where · room · spot · world · located, location · ground · space · floor · seat · site · land · earth · way · area · part · stand, standing · point · position · station · accommodations · rather · whereabouts · quarter · locale, locality · situation · below · residence · footing · post · slot · premises · bin · loci · rank · other translations

We also found translations for word yer in English.

yer placed, place

Bu yeri ve zamanı değil, Benim için bir şeyin var mı?

This isn't the time or the place, but do you have something for me?

Kötü bir yer değil.

It's not a bad place.

Burası sana göre bir yer değil.

This isn't a place for you.

Click to see more example sentences
yer where

Neyse. Burada bir yerde olduğunu biliyorum ama tam nerede olduğunu bilmiyorum.

Anyway, I know it's around here somewhere, but I don't know where it is.

Tamam olduğun yerde kal.

Okay, stay where you are.

Başka bir yerde buluşuruz, neresi olursa.

We'll meet somewhere else, doesn't matter where.

Click to see more example sentences
yer room

Benim için küçük bir yer var mı?

Do you have a little room for me?

Bak, burada hepimiz için yer var.

Look, there's room for all of us.

Ona burada biraz yer açın.

Just give her some room here.

Click to see more example sentences
yer spot

Belki onun için daha ilginç bir yer bulmalıyız.

Perhaps we should find a more interesting spot for him.

Bak, saklanacak bir yer bulalım, tamam mı?

Look, let's just find a hiding spot, okay?

Ve Kennedy bu yerin Washington'daki en güzel yer olduğunu söylemiş.

And Kennedy said that was the most beautiful spot in Washington.

Click to see more example sentences
yer world

Anlıyorum eğer sen gibi daha çok insan olsaydı dünya çok daha iyi bir yer olurdu.

I understand that if everyone was more like you, the world would be a better place.

Ama dünya gerçekten de çok küçük ve karanlık bir yer.

But the world is really a very small and dark place.

Dünya komik bir yer değil mi, hayır?

The world is a funny place, no?

Click to see more example sentences
yer located, location

Kanadalı bir film ekibi, bilim kurgu filmi çekmek için yer arıyor.

They're a Canadian film crew on a location scout for a science fiction movie.

Sen tam olarak yeri biliyorsun, değil mi?

You know the exact location right?

Karındeşen Jack beş farklı kadını beş farklı yerde öldürmüştü.

Jack the ripper killed five women in five completely different locations.

Click to see more example sentences
yer ground

Dön, koş, yüksek bir yer bul.

You turn, run, find a high ground.

Sadece pilotlar için değil, aynı zaman da tamirciler ve yer mürettebatı için de.

Not just for the pilots, but for the mechanics and ground crews as well.

Bir çeşit beslenme yeri gibi görünüyor

Looks like some kind of feeding ground.

Click to see more example sentences
yer space

Bu kasabada herkes için yeterince yer var.

There's plenty of space for everybody in this town.

Hadi ama, burada yeterince yer yok

Come on, I don't have enough space.

Burada yeterince yer var.

There is enough space here.

Click to see more example sentences
yer floor

Onları buraya sen getirdin, şimdi sen de onlarla beraber yere yat evlat!

You brought them here, now you get down on the floor with them, boy!

Stevie, senin yerde ne işin var, seni gidi tuhaf kadın?

Stevie, what are you doing on the floor, you weird woman?

Hala o kadın yatıyor mu yerde hala?

Is that woman still lying on the floor?

Click to see more example sentences
yer seat

Hadi gel, sana bir yer bulalım.

Come on, I'll find you a seat.

David Lee, papaza oturacak bir yer ver.

David Lee, give the reverend a seat.

Otur bir yere, tamam mı?

Take a seat, all right?

Click to see more example sentences
yer site

Yalnız oturmak için iyi bir yer değil.

It's not a good place to sit alone.

Git bir yere otur.

Go and sit down.

Neden başka bir yere oturmuyorsun?

Why don't you sit somewhere else?

Click to see more example sentences
yer land

Şimdi burası tamamen yeni bir yer.

This is a totally new land now.

Yere inin ve bana bir öpücük verin.

Land on me and give me a kiss.

Okyanusun ötesinde bir yerlerde bir ülke var

Somewhere beyond the ocean There is a land

Click to see more example sentences
yer earth

Dünya bu haliyle daha tanıdık görünüyor, fakat hala tehlikeli bir yer.

The Earth looks more familiar, but it's still a dangerous place.

Kuzey kutbu, Dünya üzerinde hayatta kalmanın en zor olduğu yer fakat bir kutup ayısı için, bir cennet.

The Arctic is one of the hardest places on Earth to survive but to a polar bear, it's paradise.

Her yol, her amaç" "Dünyada her yerde" " sen.." " Sadece sen

Every path, every goal" "everywhere on earth" "you are" "only you are

Click to see more example sentences
yer way

Ve bu yer bana yine aynı yol.

And this place same way about me.

Evet, çok uzak bir yer.

Yeah. It's way too far.

Sadece bir yerde, yolunu kaybetti.

Just lost his way somewhere.

Click to see more example sentences
yer area

Varacağımız yer bizim gibi yabancılar için sınırlı bölge değil mi?

Our so-called destination for us foreigners it's in the restricted area, isn't it?

İyi bilinen bir alan, kolayca erişilebilir, basın ve katılımcılar için çok park yeri var.

It's a well-known area, easily accessible, Lots of parking for the press and for participants.

Orası küçük bir yer.

It's a small area.

Click to see more example sentences
yer part

Ben artık bu yerin bir parçası değilim.

I'm not a part of this place anymore.

Gerçekten bu gezegenin bir parçası olan bir yerde yaşamak güzel olurdu.

It'd be nice to live somewhere that's actually a part of this planet.

Ama benim en sevdiğim yeri

But my favorite part is

Click to see more example sentences
yer stand, standing

Son bir savunma için iyi bir yer, değil mi?

It's a good place for a last stand, isn't it?

Belki başka yerde durmalıyız, eyalet dışında bir yerlerde belki.

Maybe we should stand somewhere else, somewhere out of state.

Biliyorum çünkü durduğun yerde ben de duruyordum!

I know because I was standing where you're standing!

Click to see more example sentences
yer point

Demek istediğim David Robert Jones hâlâ dışarıda bir yerde.

My point is, David Robert Jones is still out there somewhere.

Bu yerin bütün olayı da bu zaten.

That's the whole point of this place.

Ve biz hala kökenli bir nokta var, ki biz hiçbir yerde anlamına gelir.

And we still have no point of origin, which means we are nowhere.

Click to see more example sentences
yer position

Burası çok sessiz bir yer.

This is a very quiet position.

Seni daha rahat bir yere koymak isterdim.

I'd Put you in a more comfortable Position.

Evlerin de insanlar gibi belli karakterleri var ve bu yer tam anlamıyla hortlak gibi.

Houses like people have definite personalities and this place is positively ghoulish.

Click to see more example sentences
yer station

Resmi bir yer olmadığı açık, bir tren istasyonu ama spor bir ceket mi giymeliyim, yoksa ceket ve kravat

It's not formal, obviously, it's a train station, but do I wear a sport coat, or coat and tie

Bu kanalı başka bir yerde bulamıyorum.

I can't get this station anywhere else.

Stan, burası senin yerin.

Stan, this is your station.

Click to see more example sentences
yer accommodations

Beş yıldızlı bir yer sayılmaz biliyorum ama ihtiyacın olan bir şey varsa

Not exactly five-star accommodations, I know, but if there's anything you need

Taşıma ücreti, yatacak yer ücreti, diyet harcamaları, sohbet ücreti, eğlence pahalı, alışveriş ücreti

Transportation fee, Accommodation fee, Diet costs Conversation fee, Entertainment expenses, Shopping fee

Ama bu sefer, seni bir yere yerleştirmeyeceğim

But this time, I can't accommodate you.

Click to see more example sentences
yer rather

Oldukça genç bir adam başka bir yerde gördüğü.

Rather a young man she saw some place else.

Başka olmak istediğim bir yer yok.

There's no place else I'd rather be.

Tehlikeli bir yer olmalı.

That must be rather dangerous.

Click to see more example sentences
yer whereabouts

Henüz değil. Ama Jerome'un dün gece bulunduğu yerleri kontrol ettim.

Uh, not yet, but I did check into Jerome's whereabouts last night.

Bayan Sarah Woodruff, bulunduğu yer hakkında Montague Chanchery Lane'i acilen bilgilendirsin.

Will Miss Sarah Woodruff urgently communicate her whereabouts to Montague, Chancery Lane.

Son bulunduğu yeri gönder bana.

Send me his last known whereabouts.

Click to see more example sentences
yer quarter

Bak, yerde bir çeyreklik var.

Hey, look, there's a quarter.

Atlı birimler Quarter'da, hava ve devriye ekipleri kalan her yerde.

Mounted officers in the Quarter, air and patrol units everywhere else.

Gelecek yıl daha iyi bir yere geçeceksin.

Next year you'll have better quarters.

Click to see more example sentences
yer locale, locality

Burada bir yer mi?

Is that a local place?

Sonunda yerel sanatçıların bir yeri oldu.

Finally, a place for local artists.

Sen de egzotik yerleri ve heyecanlı suçları aynı şey için bıraktın Neal.

You gave up the exotic locales and exciting capers for the same thing, Neal.

Click to see more example sentences
yer situation

Bu durum, bu yer, tam olarak bu takımın olmak istediği yerdi.

This situation, this place, is exactly where this team is supposed to be.

Ben ona bir yer bulurum.

I will find her a situation.

Bu bir yer altı dünyası durumu.

This is an underworld situation.

Click to see more example sentences
yer below

Onu aşağıya ait olduğu yere götür!

Get him down below where he belongs!

Doktor Peabody Inverness'te bir yerlere gitmiş ama Billy amca geliyor.

Doc Peabody had gone down below Inverness somewhere but Uncle Billy's coming.

Hemen yere yat Raymond!

Get down below, Raymond!

Click to see more example sentences
yer residence

Ben teklif var bir ikamet, misafirlik programı bir yer, Doğu Seattle Genel az.

I got offered a residency, a place in a residency program, at East Seattle General.

Ben de bir yerde "sakin"im.

I'm a resident somewhere.

Sabit bir geliriniz, kalacağınız bir yer.

A fixed income, a stable residence

Click to see more example sentences
yer footing

Ayağı yere bırak tatlım.

Put the foot down, honey.

Onu bıraktı yaya devam etti ya da bir yerde ikinci bir arabası vardı.

He ditched it. Continued on foot or had a second car somewhere.

Bir ayağın yerde, kolların tamamen açık ve esnek dur.

One foot on the ground, arms wide open, and stay flexible.

Click to see more example sentences
yer post

Yerin üstünde bir lanet var, Robert Poste'un çocuğu.

There's a curse on the place, Robert Poste's child.

Dondo casusu olarak onu tutuklamak için her yere bildirim gönder.

Post notices everywhere to arrest him as a Dondo spy

Ah, bir yerleri tırmalamak derken?

And, uh, what's a scratch-a-post?

Click to see more example sentences
yer slot

Su için giriş yeri yok.

There's no slot for water.

Büyük şehirlerde güzel yerleri var.

Great slots in major cities.

yer premises

Uri Geller buralarda bir yerde olmalı!

Uri Geller must be on the premises.

yer bin

Belirli bir yer var yoksa sadece Bozeman, Montana Akıl Hastanesi mi?

Any place specific or just the Bozeman, Montana Loony Bin?

yer loci

Mikro enfarktüsler, staf yerler bitik hemoracik bölgeler, doğuştan kusurlar

Micro-infarcts, staph loci gross hemorrhagic areas, congenital defects.

yer rank

Adın, rütben ve doğum yerin.

Your name, rank and birthplace.