Turkish-English translations for yok:

no · nothing · don’t · not · destroyed · missing · none · off · away · nope · lacking · absent · education · yok · unavailable · forbidden · non-existent · nay · Council · higher education · prohibited · other translations

yok no

Hayır, yok ama sende ne var biliyor musun?

No, you don't. But you know what you do have?

Üzgünüm ama, bunun başka bir yolu yok.

I'm sorry, but there's no other way.

Bizim gibi kimse yok.

There's no one like us

Click to see more example sentences
yok nothing

Çok üzgünüm ama şu an senin için yapabileceğim hiçbir şey yok.

Listen, I'm sorry, but there's nothing I can do for you right now.

Hayır, orada bir şey yok.

No, there is nothing there.

Onlar için yapabileceğin hiçbir şey yok.

There's nothing you can do for them.

Click to see more example sentences
yok don’t

Hayır, yok ama sende ne var biliyor musun?

No, you don't. But you know what you do have?

Sana burada ihtiyacımız yok.

We don't need you here.

Hayır, istediğim başka bir şey yok.

No, I don't want anything else.

Click to see more example sentences
yok not

Yok, hayır. Sadece senin için değil.

It's not just It's not for you.

Ama bu konuda yapabileceği fazla bir şey yok.

But there's not much he can do about it.

Yok, hayır bugün yok.

No. No, not today.

Click to see more example sentences
yok destroyed

Eğer bu yer uzun zaman önce yok edildiyse, ki öyle görünüyor, o zaman senin burada işin ne?

If this place was destroyed as long ago as it seems to have been then what are you doing here?

Hükümet bizi yok etmek istiyor.

The government wants to destroy us.

Hayır. Bizi yok etmeye çalıştılar.

No, they tried to destroy us.

Click to see more example sentences
yok missing

Hayır, senin kaçırdığın bir şey yok.

No, you didn't miss anything.

Ben de size çok sabırlı davrandım Bayan Wright, ve gerçekten, bu mantıksız teoriler için daha fazla zaman yok.

I've been very patient with you, Miss Wright, and really, there's no more time for these absurd theories.

Olağandışı hiç bir şey yok, kayıp olması dışında.

Nothing out of the ordinary, except he's missing.

Click to see more example sentences
yok none

Ama bunların hiç önemi yok çünkü bizim daha iyi bir şeyimiz var.

But none of those things matter, because we have something better.

Hayır, hayır, hiç yok.

No, no, none at all.

Bunların hiçbir anlamı yok, tamam mı?

None of it means anything. Okay?

Click to see more example sentences
yok off

Geri bas, yoksa onu öldürürüm!

Back off or I'll kill him.

Hiç önemi yok çünkü gidiyoruz.

It doesn't matter 'cause we're off.

Bir şey mi attılar yoksa düştü mü?

Threw something, or something fell off?

Click to see more example sentences
yok away

Gel buraya, artık onun için yapabileceğin bir şey yok.

Come away, there's nothing you can do for him now.

Hiç fikrim yok, ama buradan dört blok ötede bir Katolik kilisesi var.

I have no idea, but there s a Catholic church four blocks away.

Gidiyor musun Daisy? Bunda yanlış bir şey yok.

Are you going away, Daisy? Well no, there's nothing wrong.

Click to see more example sentences
yok nope

Yani, sürücü ehliyeti, vergi bilgileri, hiç bir şey yok.

Nope. I mean, no driver's license, no tax information, nothing.

Hayır, yolu yok. Maria asla bunu yapmazdı.

Nope, no way, Maria would never go for that.

Hayır, burada hiçbir şey yok.

Nope, uh, nothing in here.

Click to see more example sentences
yok lacking

Yetersiz deliller, görgü tanığı, parmak izi, hiçbir şey yok.

Lack of evidence, no witnesses, no fingerprints, nothing.

Oh, Robert, sizin akıllılık her zaman yoksun belli bir vizyon, değil vardır?

Oh, Robert, your cleverness has always lacked a certain vision, hasn't it?

İyi asker eksiğimiz yok.

We don't lack good soldiers.

Click to see more example sentences
yok absent

Tae San niye yok bugün?

Why is Tae San absent today?

Evet, David Bey bugün yok.

Yes David Sir is absent today.

Karaciğer, mide ve bağırsaklarda yok.

Liver, stomach and intestines are absent.

Click to see more example sentences
yok education

Bak, bu insanların işi yok yiyeceği yok, eğitimi yok, geleceği yok.

Look, these people, they have no jobs no food, no education, no future.

Yoksa bu eğitim bedava mı?

Or is this free education?

Bizim için büyük bir eğitim ortamı henüz yok.

There is not a great educational environment for us, yet.

Click to see more example sentences
yok yok

Kwok Siu Lan, Lam Siu Yok ve şimdi de Winnie Lai.

Kwok Siu Lan Lam Siu Yok and now Winnie Lai

Lam Siu Yok.

Lam Siu Yok.

Nin-yon-yok bizim en büyük fan sitemiz.

Nin-yon-yok is our biggest fan site.

Click to see more example sentences
yok unavailable

Kumandan eğer acil bir durum yoksa hastam müsait değil.

Commander, unless this is an emergency my patient is unavailable.

Dr. Stark ortalarda yok.

Dr. Stark is unavailable.

Dr. Baumann şu an yok.

Dr Baumann is unavailable.

Click to see more example sentences
yok forbidden

Tamam, çıplak dans etmenizde sorun yok ama Hıristiyan isimleri yasak.

Oh, okay. Dancing naked is okay, but Christian names are forbidden.

Süper! öğleden sonra, hiç bir yasak yok.

It's super! This afternoon, nothing forbidden.

Bir tane bile yasaklı roman yok!

Not a single forbidden novel!

Click to see more example sentences
yok non-existent

Hayır, hayır, bayan. Buluştuğunuz kişi Bayan Van Dusen değildi. Çünkü Bayan Van Dusen diye biri yok.

Non, non, madame, that was not Mrs Van Dusen who you met, because Mrs Van Dusen, she does not exist.

Kocayemiş ağacından bir kabuk; bu ağaç doğu kıyısında neredeyse hiç yok fakat bu kabuk yeni soyulmuş.

Madrona bark a tree almost non-existent on the east coast, but this bark was peeled recently.

Su, neredeyse hiç yoktu bile.

Water was almost non-existent.

Click to see more example sentences
yok nay

Yok tata, Nell.

Nay tata, Nell.

Yok Tata Je'y ile.

Nay tata wi' Je'y. Huh?

yok Council

Ölü konsey üyeleri hakkında manşetler de yok.

No headlines about dead council members.

Artık konsey yok.

No more councils.

yok higher education

Sınırlı derecede deneyim, yüksek öğrenim yok.

Limited experience, no higher education.

yok prohibited

Bunun yasaklandığını biliyorum, Ama başka seçenek yok.

I know it's prohibited, but there's no other choice.