yoksul

O zavallı bir çocuk, yoksul bir aileden

He's just a poor boy from a poor family

Şiddetin kurbanları siyah ve beyaz zengin ve yoksul genç ve yaşlı ünlü ve isimsiz.

The victims of the violence are black and white, rich and poor, young and old, famous and unknown.

Burada hep savaş ve yoksulluk var, ama ben bu insanları seviyorum ve acı çekmelerine dayanamıyorum.

There's always war and poverty here, but I love these people and I cannot bear their suffering.

Çok yoksul bir ülke.

It's a very poor country.

Yani yoksul insanlara mı?

You mean poor people.

Kimse yoksul değil bu yüzden hırsızlık ve suç yok.

No one's poor, so there's no stealing, and there's no crime.

Savaş ve sefillik ve yoksulluk vardı ama aynı zamanda da çok fazla özgürlük de vardı.

There was war and misery and poverty, but there was also a lot of freedom.

Artık ben zenginim Onlar hala yoksul

Now I'm rich and they're still poor.

Yoksul ve mükemmel. Fırtına sonrası deniz gibi gözleri olan.

Poor and perfect with eyes like the sea after a storm.

Yoksul olmak da bir suçtur.

Being poor is a crime.