Turkish-English translations for yol:

way, ways · road · path · route · course · street · means, mean · journey · walk · track · lane · trail · cutting · line · order · pathway · handle · sort · system · approach · alley · access · method · outlet · bus · plan · rule · avenue · gateway · process · via · tack · passage · procedure · itinerary · roadway · wise · angle · other translations

yol way, ways

Tek çıkış yolu bu. Ve sen bana yardım edeceksin.

This is the only way out, and you're gonna help me.

Her zaman başka bir yol vardır.

No, there's always another way.

Bunu yapmanın daha iyi bir yolu vardı.

There was a better way to do this.

Click to see more example sentences
yol road

Önümüzde uzun bir yol var ve hala yapacak çok işimiz var, ama harika bir başlangıç yaptık.

There's a long road before us and there's still much to do, but we've made a wonderful start.

Bu yolu biliyor musun?

Do you know this road?

Söyle bana bu yolu kapatmanın bir yolu var mı?

Tell me you have a way to block off this road.

Click to see more example sentences
yol path

Bak Catherine doğru ya da yanlış. Senden oldukça farklı bir yol seçtim.

Look, Catherine, right or wrong, I have chosen a completely different path than you.

Senin için en güvenli yol bu.

This is the safest path for you.

Daha kolay ve yasal bir yol var.

There's an easier and legal path

Click to see more example sentences
yol route

Tamam, küçük bir araştırma yaptım ve en hızlı gidebileceğimiz yolu buldum.

Okay, I did a little research, and I found the fastest route.

Endişelenme, başka bir yol buluruz.

Don't worry. We'll find another route.

Harita buradan bir kaç mil ötede Stuttgart yolu üzerinde bir tren deposu gösteriyor.

Map shows a train depot a few miles from here, with a route to Stuttgart.

Click to see more example sentences
yol course

Tabii her zaman kolay bir yolu var.

Of course there's always the easy way out.

Elbette bir çıkış yolu var.

Of course there's a way out.

Tabii, bunun başka bir yolu da var.

There is, of course, another way, sir.

Click to see more example sentences
yol street

O halde söyle ona bu çift yönlü bir yol. Ben onu arıyorum, o da beni arayacak.

Then tell him it's a two-way street, I call him, he's gotta call me.

Hayal gücümün bir ürünü değildi bu. Aşkımız çift yönlü bir yol.

This was notjust some figment of my imagination. our love is a two-way street.

Bu iki yönlü bir yol.

This is a two-way street.

Click to see more example sentences
yol means, mean

Yani evet. ama iki hafta önce bana her şeyin yolunda olduğunu ve

I mean, yes. But two weeks ago, he told me that everything was fine.

Daha iyi bir yolu mu varmış?

You mean there's a better way?

Dinle, yani her şey yolunda.

Listen. I mean, it's all fine.

Click to see more example sentences
yol journey

Bu çok büyük bir adım önünde uzun bir yol var büyük planlar.

So it's a big step, and he's got a long journey and great plans.

Kısa bir soru sormak için uzun bir yol geldim.

I have made a long journey to ask a short question.

Uzun bir yol bu, dostum.

It's a long journey, man.

Click to see more example sentences
yol walk

Dinle, bu yoldan yürüyelim ve ana yola çıkalım, tamam mı?

Listen, let's just walk this way and get off the main road, okay?

Hamile bir kadın için, yol çok uzun.

It's a long walk for a pregnant lady.

Ve sonra yoluna git

And then just walk away.

Click to see more example sentences
yol track

Bu gemiyi takip için başka bir yol olmalı.

There must be another way to track the ship.

Daha uzun bir yol için daha çok istiyorum.

I want more to make a really long track.

Takip etmenin bir yolu var mı?

Is there any way to track it?

Click to see more example sentences
yol lane

Ne yangın yolu, burada yangın yolu yok.

What fire lane; there's no fire lane here?

Burası Rose Yolu Garajı mı?

Is this Rose Lane Garage?

Sağa dön, tek yol, yol çalışması, trafik ışıkları, otobüs şeridi, yaya geçidi, sadece sola dönüş, trafik ışıkları.

Right turn, one way, roadworks, traffic lights, bus lane, pedestrian crossing, left turn only, traffic lights.

Click to see more example sentences
yol trail

Belki bir patika, eski bir yol ya da bir uçurum çevresinde bir yol vardır.

Well, maybe there's a hiking trail, or an old road or some other way around the cliff.

Evet ama sen o yolu gördün mü?

Yeah, but did you see the trail?

Sadece bir tek yol var.

There's only one trail.

Click to see more example sentences
yol cutting

Ama birisi, kim olduğunu kim bilir, onun yolunu kesti.

But someone, nobody knows who, cut him down on the way.

Kısa bir yol buldum.

I found a short cut.

Bu kısa yol!

It's short cut!

Click to see more example sentences
yol line

Bu iyi bir yol, değil mi?

That's a good line, isn't it?

Bana bir not yolla, anne.

Send me a line, mama.

Bu bir yol Bones, yol.

That's a line, Bones.

Click to see more example sentences
yol order

Bence artık her şey yolunda.

I think everything's in order now.

Her şeyi yolunda bıraktım.

I left everything in order.

Şimdi tam yol emri ver.

Now, order full ahead.

Click to see more example sentences
yol pathway

Zolpidem GABA yolunu tetikler ve normal beyinlerde sersemliğe neden olur.

Zolpidem triggers the gaba pathway, causing drowsiness in normal brains.

Yatak odana giden bir yol var mı?

Is there a pathway to your bedroom?

Belki de bir Yol yoktur.

Maybe there is no Pathway.

Click to see more example sentences
yol handle

Ama belki bu işi halletmenin daha iyi bir yolu vardır.

But maybe there's a better way to handle this.

Bu işi halletmenin daha iyi bir yolu var.

There's a better way to handle this.

Bu işi halletmenin tek bir yolu var.

There's only one way to handle this. No.

Click to see more example sentences
yol sort

Tabii, evet, o yolunu kaybetti, fakat onu tanıyorum, tamam mı? ve

Okay, yes, he's sort of lost his way, but I know him, okay? And

Tamam, Bu da bir çeşit senin yolun.

Well, it's sort of more you in a way.

Ne çeşit bir yol?

What sort of road?

Click to see more example sentences
yol system

Bu sistemin etrafında bir yol var.

There is a way around this system.

Matt Chambers, sistemi alt etmenin bir yolunu bulmuş olabilir. Ama ben de buldum.

Matt Chambers may have found a way to beat the system but so have I.

Bu yol boyunca binlerce yıldız sistemi var.

There are thousands of star systems along this path.

Click to see more example sentences
yol approach

Ancak bu işi yapmanın bir doğru bir de yanlış yolu var.

But there's a right way and a wrong way to approach this.

Ama bunu yapmak için başka bir yol buldum.

But I found this other approach to it.

Yeni bir yol lazım.

We need a new approach.

Click to see more example sentences
yol alley

Caddeden bir bakış açısı, bir çeşit ara yol.

It's an angle of the street, a sort of alley.

Dükkanın arkasında bir ara yol var.

There's an alley behind the store.

Çin mahallesinde, Fong ara yolunda bir çeşme var.

There's a fountain in Fong's alley, Chinatown.

Click to see more example sentences
yol access

Bu erişim hakkında daha fazla bilgi almak için tek yol bu.

That's the only way to get more information about the access.

Bavyera bir presese sahip olacak ve Fransa, yeni ticaret yollarına sahip olacak.

Bavaria gets a princess, and France will have access to new trade routes.

Yüksek erişimi olan biri şu an yolda.

Someone with high-level access is en route.

Click to see more example sentences
yol method

Çok daha saldırgan bir virüs yapısına ihtiyacım var. Daha hızlı bir iletim yoluna. Çünkü bu oranlar

I need a more aggressive virus strain, a faster delivery method, because at this rate

Özgürlük ve direnişin başka yolları da var.

There are other methods of freedom and resistance.

Daha hızlı bir iletim yoluna.

A faster delivery method.

Click to see more example sentences
yol outlet

Onu kaybettin ve bir çıkış yoluna ihtiyacın vardı ve bu şirket de senin için artık bir aile.

You lost him, and you needed an outlet, and that's what this company is to you now your family.

Belli ki bunu yapamıyorum bu yüzden boks bir çıkış yoluydu.

Obviously, I can't do that, so boxing was an outlet.

Kendini ifade edebileceğin yaratıcı bir yol.

A creative outlet to express yourself.

Click to see more example sentences
yol bus

On beş dakika önce Montgomery yolunda bir okul otobüsü patladı.

Fifteen minutes ago a school bus exploded on Montgomery Drive.

Ana yolda Seul'e giden bir otobüs var.

There's a bus to Seoul on the main road

Son iki kontrol noktası arasında yol kenarında yanan bir otobüs vardı.

Between the last two checkpoints there was a bus burning on the roadside.

Click to see more example sentences
yol plan

Bu çok büyük bir adım önünde uzun bir yol var büyük planlar.

So it's a big step, and he's got a long journey and great plans.

Her şey yolunda giderse bir ay içinde.

In a month, if all goes as planned.

Her şey yolunda ve plan B'ye geçiyoruz.

Everything's okay, and we're going to plan "B.

Click to see more example sentences
yol rule

ama kurallar bizi korur ve yol gösterir.

but the rules protect us and guide us.

Resmen Yol Kuralları gibi yapıyoruz, adamım.

We're officially doing road rules, man.

Mississippi Nehri, Yön Bulma ve Karasal Su Yolları mı?

Mississippi river, navigation and rules of inland water ways?

Click to see more example sentences
yol avenue

Madison Bulvarı tek şeritli bir yol.

Madison Avenue is a one-way street.

Castle Hill ve Westchester yolu.

Uh, Castle Hill and Westchester Avenue.

Biri Federal Yolu'nda, biri de Ardmore Bulvarı'nda.

One on Federal Road and one on Ardmore Avenue.

Click to see more example sentences
yol gateway

Uzay ve zamanda bir geçit, bir kestirme yol.

Which is a gateway, a shortcut through space and time.

Bu geçit yolu değil.

This is not the gateway.

Daha fazla güvene açılan bir yol bu.

It's a gateway to further trust.

Click to see more example sentences
yol process

Bu çabuk bir işlem,hem acı verici hem de tedavi edilemez. ve formda kalmak için de harika bir yol.

It's a quick process, both painful and untreatable, and it's a great way to stay in shape.

Bakan Min'in geçit töreni için yol açın!

Make way for Minister Min's procession!

Yolunda. dün petrol işleme tesisinde

Fine. petroleum processing plant yesterday.

yol via

Ben yurttaş Z, geniş bant, düşük frekans, VHF, UHF ve Skynet yoluyla yayın yapıyorum.

This is Citizen Z broadcasting live via broadband, low band, VHF, UHF, Skynet.

Her şey e-posta yoluyla yapıldı.

Everything was done via email.

Garaj yoluyla. iyi fikir.

Via the garage. Good idea.

yol tack

Farklı bir yol deneyelim. En sevdiğin filmler.

'Let's try a different tack favourite films.'

Başka bir yol bul Stephen.

Just find another tack, Stephen.

Hâlâ o yolda, değil mi?

Still on that tack, is he?

yol passage

Ölü insanlar için bir tür geçiş yolu olabilir.

Some kinda passage way for dead people.

Isabelle benim odalarında, bir geçit var. Bu manastır kulenin üst yol açar.

Isabelle, in my chambers, there's a passage that leads to the top of Cloister Tower.

yol procedure

Standart bir prosedür değil ama vücut ısısını yükseltmenin en hızlı yolu bu.

It's not a standard procedure, but it's the fastest way to get his temperature up.

Prosedürü değiştirmenin bir yolu yok Bay Reid.

No way of changing the procedure, Mr. Reid.

yol itinerary

Ne yazık ki Ajan Phillips, sizin eviniz yol üstünde değil.

Sadly, Agent Phillips, your home is not on the itinerary.

İşte yol haritan.

Here's your itinerary.

yol roadway

Yolda yayalar var.

Pedestrians in roadway.

yol wise

Senin gibi cesur ve akıllı biri kendine böyle açık bir yol seçer

Someone brave and wise like you will choose an open path

yol angle

Caddeden bir bakış açısı, bir çeşit ara yol.

It's an angle of the street, a sort of alley.