Turkish-English translations for zaman:

time · when · day · times · while · space · hour · date · season · father time · tense · period · temporal · sands · era · bout · tide · cycle · interval · juncture · other translations

zaman time

Bak,.. sana söylemem gereken bir şey var ve bunu sana çok uzun zaman önce söylemeliydim.

Look, there's something I need to tell you, and I should have told you a long time ago.

Bu, uzun zaman önce yapmış olmam gereken bir şey

This is something I should have done a long time ago.

Peki, ne, onlar bütün zaman dışarıda değiller mi ya da ne?

So, what, are they out there all the time or what?

Click to see more example sentences
zaman when

En son ne zaman birisi sana, ne kadar güzel olduğunu söyledi?

When was the last time someone told you just how beautiful you are?

Ne zaman olduğunu biliyor musun?

Do you know when it happened?

Annen eve ne zaman gelecek?

When is your mom coming home?

Click to see more example sentences
zaman day

Bunu şimdi anlıyorum ve bir gün sen de anlayacaksın. Ama o zamana kadar başka seçeneğin yok.

I see that now, and one day you'll see it, too, but until then you don't really have a choice.

O zaman bu evi iki hafta yerine iki gün içinde terk etmelisin.

No! Then maybe you can leave this house in two days, instead of two weeks.

Şu anda on gün var. Çok zamanımız yok.

In ten days from now. we don't have much time.

Click to see more example sentences
zaman times

O zaman belki sen ve ben sakin bir yere gidip eski zamanları konuşabiliriz.

Then perhaps you and I could go and find somewhere quiet and talk about old times.

Biraz eski zamanlardaki gibi, değil mi?

Sort of like old times, isn't it?

Evet. İkisi de aynı hastaneye gitmiş, ama farklı zamanlarda farklı programlar için.

Both women went to the same hospital but for different programs and at different times.

Click to see more example sentences
zaman while

Uzun zaman oldu. Biliyor musunuz bu iyi bir fikir değil.

It's been a while. you know that's not a good idea.

Bu, biraz zaman aldı ama sonunda bu değer.

It took a while, but in the end that's worth.

Özür dilerim. Bu da biraz zaman alabilir.

Sorry, and this could be a while.

Click to see more example sentences
zaman space

Bizim işimiz zaman ve mekan satın almak, ve şu anda bu televizyon anlamına geliyor.

Our business is about buying time and space, and right now that means television.

Zaman ve uzay Bill.

Time and space, Bill.

Evet, sanki uzay zamanı gibi.

Yeah, it's like space time.

Click to see more example sentences
zaman hour

Gerçek bir abla gibi. Ve sadece bir saat uzaklıkta, yani babacık istediği zaman gelip ziyaret edebilir.

Like a real big sister, and it's only an hour away, so daddy can come visit whenever he wants to.

Dışarıda ne zaman vardı, ne de saat. Ölü ya da diri. Ya da kuş.

Outside, there was no time, no hours, just alive or not alive or bird.

Ne zaman buradaydı? yaklaşık bir saat önce.

When was he here? About an hour ago.

Click to see more example sentences
zaman date

En son ne zaman bir kıza gerçek bir randevu teklif ettin.

When was the last time you asked a girl out on a real date?

Ama Ronnie ile çıkmaya başladığımız zaman her şey değişmeye başladı.

But when ronnie and I started dating, Everything started to change.

Ed, o zaman bir randevun var ha?

So, Ed, you have a date, huh?

Click to see more example sentences
zaman season

Her şeyin bir zamanı var göklerin altında her amacın bir zamanı var.

To every thing there is a season a time to every purpose under heaven.

Lloyd her zaman, tiyatroda bir ömür bir sezondur, bir sezon da bir ömürdür derdi.

Lloyd always said that in the theatre a lifetime was a season and a season a lifetime.

O zaman yağmur mevsimi geldiğinde annem geri dönecek. Doğru, değil mi?

Then when the rainy season comes Mommy will come back It's true, right?

Click to see more example sentences
zaman father time

Benim babam uzun zaman önce öldü.

My father died a long time ago.

Bakın, babam çok uzun zaman önce öldü.

Look, my father died a long time ago.

Ama, baba, tüm bunlar için nasıl zaman bulacağım?

But, father, how will i find time for all this?

Click to see more example sentences
zaman tense

Son zamanlarda çok öfkeli, gergin ve huysuzsun.

Lately you've been very mad and tense and excited.

Her zaman gergin olan benim.

I'm the one who's always tense.

Geçmiş zaman, fark ettin mi?

Past tense, did you notice?

Click to see more example sentences
zaman period

Ama bu sadece deneme zamanı için.

But that's just for this trial period.

Bu zaman diliminde çok fazla gürültü var.

So much noise in this time period.

Angela, en son ne zaman adet oldun?

Angela, when was your last period?

Click to see more example sentences
zaman temporal

Acil durum geçici vardiyası onu, Zaman Savaşı'na geri götürdü.

Emergency Temporal Shift took him back into the Time War itself.

Zaman mekaniğinde, nispeten yeni bir kavram.

A relatively new concept in temporal mechanics.

Peki, bu zaman motorları nerede?

So where's the temporal engines?

Click to see more example sentences
zaman sands

Bu arada her zaman değil ama bazen bu pilicin kukusu bir kova kumdan daha kuru olabiliyor.

By the way, not all the time, but sometimes this chick's cooch can get drier than a bucket of sand.

O zaman ne istiyorsan onu yap, Sand!

Then do whatever you want, Sand!

O zaman, ben de Sands için çalışmıyorum..

Then I guess I don't work for Sands neither.

Click to see more example sentences
zaman era

Belki birbirimizi başka bir zamanda başka bir çağda tanıyoruzdur.

Maybe we knew each other in another time, another era.

Ben başka bir zamandan, başka bir dönemden geliyorum.

I come from a time different from another era.

Bu yeni zamanın ilk yüzyılının sonunda bir kız, Hildegard,.. dünyaya gelmiş.

As the new era's first century closed, a girl, Hildegard, came into the world.

Click to see more example sentences
zaman bout

Pekala, o zaman buna ne dersin?

All right. Well, how 'bout this?

O zaman buna ne demeli?

How 'bout this one, then?

Peki, o zaman, biraz domates çorbasına ne dersin?

Well, all right. Then, how bout some tomato soup?

Click to see more example sentences
zaman tide

Zaman ve akıntı Yüzbaşı La Forge.

Time and tide, Lt. La Forge.

Zaman ve gelgit, biliyorsun.

Time and tide, you know.

Zaman ve eğilim, aşkım.

Time and tide, love.

Click to see more example sentences
zaman cycle

Hiçbir zaman hem de hiç, hiç, hiç hiç değişmeyecek bir döngü.

A cycle you'll never ever, ever, ever, ever, ever change.

Dört zamanlı bir TRZ Airmaster!

A four-cycle TRZ Airmaster!

zaman interval

İstenen zaman aralığı?

Desired time interval?

zaman juncture

Bu kesinlikle Hudsucker Endüstrisinin bu zamanda ihtiyacı olan şey.

It's exactly what Hudsucker Industry needs at this juncture.