Turkish-English translations for zor:

hard, hardly · having · difficult · tough · had · rough · barely · force · just · mean · challenging · trying · complicated · tricky · might · compelled · formidable · exacting · heavy · obligation · awkward · light · tight · compulsion · difficulty · sticky · pressure · with difficulty · arduous · stiff · cruel · uphill · strain · choosy · fastidious · strenuous · stress · hairy · baffling · other translations

zor hard, hardly

Bunun senin için ne kadar zor olduğunu biliyorum. Ama bunu senin iyiliğin için yapıyoruz.

Look, I know how hard this must be for you, but we're doing this for your own good.

Bu sana belki biraz zor gelebilir ama hepimiz için en iyisi olacak.

This might be hard on you, but it's going to be all for the best.

Bu senin için çok zor olabilir.

Maybe it's too hard for you.

Click to see more example sentences
zor having

Ama biz doğru yapmak zorunda ve şimdi bunu yapmak için var.

But we have to do it right and we got to do it now.

Ama bize gerçekten ne olduğunu anlatmak zorundasın.

But you have to tell us what really happened.

Spencer, bunu sana söylemekten nefret ediyorum ama... .çok zor bir hayatın var.

Spencer, I hate to break this to you, but you have a very complicated life.

Click to see more example sentences
zor difficult

Hayır. Baban için çok zor bir gün ve ailesi ile birlikte olmaya ihtiyacı var.

No, this is a very difficult day for your father, and he needs to be with his family.

Bizim için zor ve uzun bir gündü.

It's been a difficult and long day for us.

Beni affedin ama sizi bir anne olarak hayal etmek zor geliyor.

Forgive me, but I find it difficult to imagine you as a mother.

Click to see more example sentences
zor tough

Bunu daha önce de yaşadık, ve sen bir savaşçısın, ama bu zor olacak.

We've been through this before, and you are a fighter, but this is gonna be tough.

Ama, yine de zor bir iş.

But still, it's a tough job.

Bu çok zor, biliyorum.

I know this is tough.

Click to see more example sentences
zor had

Bu kadar önemli olan büyük haber ne? o kişi hakkında konuşmak zorunda mıyız?

What's this big news that's so important we had to talk about it in person?

Peki, bana yakın olan biri olmak zorunda, değil mi?

Well, it had to be somebody close to me, all right?

Gerçekten zor bir gün geçirdim, O yüzden, ben

I've had a really tough day, so, I just won't

Click to see more example sentences
zor rough

Gerçekten onun için zor bir yol oldu ve senin gibi birine ihtiyacı vardı.

Honestly, it's been a rough road for him and he needed somebody like you.

Son bir kaç ay onun için çok zor geçti.

It's been a rough couple of months for her.

Zor bir gün değil mi?

It's a rough day, huh?

Click to see more example sentences
zor barely

Sadece bazen ne dediğini zar zor anlayabiliyorum. Ve beni anlıyor musun, merak ediyorum.

It's just sometimes I barely understand what you're saying and I wonder if you understand me.

Sonra Carrie onu bulduğunda zar zor nefes alıyordu.

Carrie found her later and she was barely breathing.

Bu aralar zar zor görüyorum seni.

I barely see you these days.

Click to see more example sentences
zor force

İki haftada ölen iki kadın. İkisi de kendi evlerinde öldürüldü. Zorla giriş izi yok.

Two women dead in two weeks, both killed in their own homes, no sign of forced entry.

Küçük kardeşim ve onun karısı beni buna zorladı.

my little brother and his wife forced me to.

Fil adam gibi bir maske takmak zorundadır.

Forced to wear a mask like the Elephant Man.

Click to see more example sentences
zor just

İkimiz de ve bunun senin için ne kadar zor olduğunu biliyoruz ve biz sadece senin mutlu olmanı istiyoruz.

We both did, and we know how hard this it for you, and mostly, we just we want you to be happy.

Size yalnızca bir tane daha çok önemli bir soru sormak zorundayım.

I just have to ask you one more very important question.

Bir yemek sadece. Sonra onu bir daha görmek zorunda değilsin.

Just one dinner, then you never have to see him again.

Click to see more example sentences
zor mean

Neden her şeyin bir anlamı olmak zorunda?

Why does everything have to mean something?

Demek oluyor ki, aşk benim için size olduğundan daha da zor.

Which means love is even more difficult for me than it is for you.

Yani tüm bunlar eğlenceli ama aynı zamanda zor değil mi?

I mean, it's fun and all, but isn't it also not fun?

Click to see more example sentences
zor challenging

Ben biliyorum çünkü bu zor Bu çok zor bir gün oldu Cadet Stansbury için.

This is difficult because I know it's been a very challenging day for Cadet Stansbury.

Zorlu bir kariyer de değil.

This is not a career challenge.

Tricia ve ben güçlü ve sevecen evlilikle kutsandık ama güçlü evlilikler bile zorluklarla karşılaşır.

Tricia and I have been blessed with a strong and loving marriage, but even strong marriages face challenges.

Click to see more example sentences
zor trying

Daha iyi bir anne olmak ne kadar zor olabilir ki?

How hard would it be to try to be a better mother?

Şimdi çok tehlikeli bir şeyi denemek zorundayız.

Now we have to try something very dangerous.

Tamam dostum ama bir şeyler denemek zorundasın.

Okay, buddy, you're going to have to try something.

Click to see more example sentences
zor complicated

Annen ve benim karmaşık bir ilişkimiz var ve Burada olmak senin için zordur herhalde.

Your mother and I have a complicated relationship and it's probably difficult for you to be here.

Neden bu kadar karmaşık olmak zorunda?

Why does it gotta be so complicated?

Onun arkadaşı olmak zor bir şey, tamam mı?

It's just complicated to be her friend, okay?

Click to see more example sentences
zor tricky

Yeni bir ev arıyoruz ama iyi bir ev bulmak gerçekten çok zor.

Well, we're looking for a new place, but good real estate is tricky to find.

Pekâlâ, aile ve her zaman zorlu bir birleşimdir.

Well, family and business is always a tricky combination.

Ama yarın zor bir gün olacak.

But tomorrow is gonna be tricky.

Click to see more example sentences
zor might

Bu sana belki biraz zor gelebilir ama hepimiz için en iyisi olacak.

This might be hard on you, but it's going to be all for the best.

İnanması belki çok zor ama belki de şanslı olan sensin.

This might be hard to believe but maybe you're the lucky one.

Kahve için bu kız dışarı almak zorunda olabilir.

Might have to take this girl out for coffee.

Click to see more example sentences
zor compelled

Şerif Carter çok mantıklı ve zorlayıcı bir iddiada bulundu.

Mm-hmm. Sheriff Carter presented a very logical and compelling argument.

Özür dilemek için çok zorlayıcı bir yolun var.

Well, you have a very compelling way of apologizing.

Onu bir barda gördüm ve kendimi onunla yüzleşmek zorunda hissettim.

I saw him in a pub and I felt compelled to confront him.

Click to see more example sentences
zor formidable

Sen zorlu bir kadınsın Lois Lane.

You're a formidable woman, Lois Lane.

Diyelim ki, dünyanın zorlu bir rakibi var.

Let's just say the world's got a formidable opponent.

Ebeveynlerin çok zorlu bir görevi var.

The parents have a formidable task.

Click to see more example sentences
zor exacting

Benim için bunun ne kadar zor olduğunu biliyorsun.

You know exactly how hard this is for me.

Tam olarak görmek zor ama orada. Evet. Görmek zor.

It's hard to see exactly, but it's there, yeah.

Evet aynen, biz senin o evi görmek zorunda.

Yeah exactly, we have to see that house of yours.

Click to see more example sentences
zor heavy

Zor bir için bir ortağa ihtiyacım olabilir.

I might need a partner for some heavy stuff.

Önümüzde zor bir gün var.

We got a heavy day ahead.

Yarın zorlu bir gün olacak.

We've got a heavy day tomorrow.

Click to see more example sentences
zor obligation

Ama merak etme onu tekrar görmek zorunda değilsin.

Don't worry, you're not obliged to see him again.

Ve bana yardım etmek zorunda olduğunu düşünüyordum

And I thought you were obliged to help me

Benimle öğle yemeği yemek zorunda değilsin, Pauline.

You're not obliged to have lunch with me, Pauline.

Click to see more example sentences
zor awkward

Şimdi bu sizin için zor olmalı biliyorum inanılmaz çünkü Benim için garip, ama ben. .

Now I know this must be awkward for you because it's incredibly awkward for me, but I

Neden benim için zor olurdu?

Why would it be awkward for me?

Tamam, sanırım bu durum biçimsiz olmak zorunda.

Okay, I guess this does have to be awkward.

Click to see more example sentences
zor light

Biraz şarap, biraz sohbet. Bir şey yapmak zorunda değilsin.

A little wine, light conversation, not have to do anything.

Çok güzel bir rengi var, ama bu ışıkta görebilmek zor.

It's a good color, but it's hard to see in this light.

Çok güzel bir rengi var ama bu ışıkta zor görülüyor.

It's a good colour but, it's hard to see in this light.

Click to see more example sentences
zor tight

Evet, bu zor bir durum ama merak etmeyin ben eğitimli bir profesyonelim.

It's a tight squeeze, yeah, but don't worry, I'm a trained professional.

Bu zor bir yarış.

This is a tight race.

Bu kadar dar olmak zorunda mı?

Does it have to be so tight?

Click to see more example sentences
zor compulsion

Ve tabii ki, hepsi çok titiz, zorlayıcı olarak düzenli, inatçı ve para konusunda aşırı derecede cimriler.

And of course, all of them are finicky, compulsively tidy stubborn and extremely stingy with money.

Ve ayrıca muhtemelen biraz zorlayıcı ve saplantılıyım.

And I'm probably also a little obsessive-compulsive.

Bomba yapmak çok zorlayıcı bir faaliyettir. Kundakçılık gibi.

Bomb making is a compulsive activity, much like arson.

Click to see more example sentences
zor difficulty

Ben buraya ne zorluklarla geldim!

I came here with such difficulty.

Bosung Üniversite Hastanesi Nöroloji Merkezi Zorluklarla Karşı Karşıya

Bosung University Hospital's Neurology Center Faces Difficulty

Büyük bir zorlukla.

With great difficulty.

Click to see more example sentences
zor sticky

Görünüşe göre burada biraz zor bir durum söz konusu.

Looks like we have a bit of a sticky situation here.

Ama bu çok zor bir konu.

But it's a very sticky subject.

Evet, biraz rahatsız, zor hareketler, hayat gibi

Yeah, it's like, uncomfortable, sticky positions, like life

Click to see more example sentences
zor pressure

Ben gerçekten yaşadım zor birkaç gün. çok baskı altında oldum.

I've had a really difficult few days. Been under a lot of pressure.

Evet Philip, Scott ve Stonebridge'ten vazgeçmek zor bir karardı.

Yes, Philip, giving up Scott and Stonebridge was a pressure decision.

Kampanyanın baskısı onu bazen zorluyor, hepsi bu.

Campaign pressures get to him sometimes, that's all.

Click to see more example sentences
zor with difficulty

Ben buraya ne zorluklarla geldim!

I came here with such difficulty.

Büyük bir zorlukla.

With great difficulty.

Yavaşça ve zorlukla.

Slowly, with difficulty.

Click to see more example sentences
zor arduous

Bu uzun ve zor yolu seçtim çünkü okulun bana ihtiyacı var!

I've chosen this long and arduous path because the school needs me!

Bu uzun ve zorlu bir yolculuk.

That is a long and arduous journey.

Oldukça uzun ve zorlu bir yolculuk geçirdim.

I have had a A long and arduous journey.

Click to see more example sentences
zor stiff

Zor bir gün geçirdim ve sağlam bir içkiye ihtiyacım var.

Uh, it's been a rough day and I need a stiff drink.

Veya belki bu çok zor iş, ve ben çok tembelim.

Or perhaps it's a stiff job and I'm too lazy.

Oh, evet. Sadece biraz zor.

Oh, yeah. Just a little stiff.

Click to see more example sentences
zor cruel

Hayat sahiden de zor ve acımasız.

Life is really hard and cruel.

Bu zor bir zamanda bir zalim sahteymiş.

It was a cruel hoax at a difficult time.

Neden çocuklar bu kadar acımasız olmak zorundalar?

Why do kids have to be so fricking cruel?

Click to see more example sentences
zor uphill

Zorlu bir savaş biliyorsun ki; ama sen mücadeleyi seviyorsun.

You know it's an uphill battle, but you love the struggle.

Bak, saygısızlık etmek istemem ama neden zorlu görevlere kalkışıyoruz?

Look, no disrespect, but why are we always going uphill?

Bu zorlu bir mücadele, John.

It's an uphill battle, John.

zor strain

Bu sıradan herhangi bir kadına çok zor gelirdi, şüphe yok.

It would've been a strain to any ordinary woman, no doubt.

Bu durum ortakyaşam için çok fazla zor.

The strain is too much for the symbiote.

Şu anda neisseria meningitidis'a bakıyorsun çok zor rastlanır.

You are looking at neisseria meningitidis, rare strain.

zor choosy

Ben çok, çok zor beğenirim.

Yes? I'm very, very choosy.

zor fastidious

Hey Charlie, ben senin için mi yoksa kardeş dediğin bu zor beğenen parazit için mi çalışıyorum?

Hey, Charlie, who do I work for you or this fastidious parasite you call a brother?

zor strenuous

Çok zor bir gün geçirdiniz, öyle değil mi?

You've had a most strenuous day, have you not?

zor stress

Ve bu zor geçiş süreci travma sonrası stres bozukluğu olarak adlandırılıyor, öyle mi?

And this tough transition is called something like post-traumatic stress disorder?

zor hairy

Adam zar zor İngilizce konuşuyor, at kuyruklu ve gerçekten kıllı bir göğsü var.

He barely speaks English, has a pony tail and this really hairy chest.

zor baffling

İlk başta, zor bir sorun gibi görünüyor.

At first, it seems a baffling problem.