Turkish-German translations for çalmak:

stehlen · klauen · Spiel, spielen · klopfen · bestehlen · Klingeln · läuten · entwenden · rauben · berauben · abspielen · blasen · pochen · schlagen · other translations

çalmak stehlen

Neden biri senin cılız sikini çalmak istesin ki?

Wieso sollte irgendwer deinen mickrigen Schwanz stehlen?

Bir Özel Takip aracı çalındı.

Ein Sonderauto wurde gestohlen.

Hayır, oldukça kıymetli bir şey çaldı.

Nein, er hat etwas sehr Wertvolles gestohlen.

Click to see more example sentences
çalmak klauen

Neden birisi bir ceset çalmak istesin?

Warum sollte jemand eine Leiche klauen?

Bir şey çalındı.

Etwas wurde geklaut.

Hissedarlardan bir demiryolu çaldı.

Er klaute Aktionären eine Eisenbahn.

Click to see more example sentences
çalmak Spiel, spielen

En azından şu trompeti çalarken.

Zumindest während Sie Trompete spielen.

Didgeridoonu çal

Spiel dein Didgeridoo!

Bilgisayar, Frenchotte'den bir şeyler çal.

Computer, spiel etwas von Frenchotte.

Click to see more example sentences
çalmak klopfen

Kapıyı çalan kim o zaman?

Wer klopft denn dann?

Kapıyı çalmaz mısın sen?

Klopfen Sie niemals an?

Mübaşir kapıyı çalıyor.

Der Gerichtsdiener klopft.

Click to see more example sentences
çalmak bestehlen

Kimse bir cüceden çalamaz.

Niemand bestiehlt einen Zwerg.

Kimse benden çalamaz.

Niemand bestiehlt mich.

Benden çalıp bir de bana yalancı diyorsun?

Du bestiehlst mich und nennst mich Lügner? Nein.

Click to see more example sentences
çalmak Klingeln

Kağıt parçası zil ve çanının arasına sıkışmış ve zilin çalmasını önlemiş.

Der Schnipsel rutschte zwischen Glocke und Klöppel und verhinderte so das Klingeln.

Ne zaman konuşmak istersen, zilimi çal ve bekle.

Hey, jederzeit wenn du reden musst, klingel einfach und warte.

Tamam, ikimizin de telefonunun çalması hiç iyi bir şey değil.

Okay, unsere beiden Handys klingeln, das ist nie gut.

Click to see more example sentences
çalmak läuten

Çanlar çalıyor, çiçekler açıyor, melekler şarkı söylüyor.

Die Glocken läuten, Blumen blühen, Engel singen.

Zil şu an niçin çalıyor?

Warum läuten jetzt die Glocken?

Kilisenin çanları çalıyor.

Die Kirchenglocken läuten.

Click to see more example sentences
çalmak entwenden

Başka bir şey çalındı mı?

Wurde noch etwas entwendet?

Donanmanın gizli bir teçhizatı çalındı.

Geheime Navy-Ausrüstung wurde entwendet.

Nicolov aylar önce bu makineyi çaldı.

Nicolov hat die Maschine entwendet.

Click to see more example sentences
çalmak rauben

Zuban sigaralarını çalmak.

Zubanische Zigarren rauben.

Karanlık onun bedenini çaldı ve kaçıp gitti.

Die Dunkelheit des Herzens raubte seinen Körper und floh.

Erkek bir manken bizi soyuyor ve şimdiden kalbimi çaldı bile.

Ein Männermodel raubt uns aus und hat bereits mein Herz gestohlen.

çalmak berauben

Bu adam beni soymaya çalıştı.

Dieser Typ will mich berauben.

Vronsky benden pelerinimi çaldı, ben bir de ona paltomu vereceğim.

Wronskij hat mich meines Umhangs beraubt, ich werde ihm meinen Mantel geben.

çalmak abspielen

Bilgisayar, Fotonlar Özgür Olmalı EMH programını çalıştır.

Computer, MHN-Programm "Seid frei, Photonen" abspielen.

çalmak blasen

Er Swofford bize Kalk borusunu çalmak için burada.

Private Swofford hier wird für uns das WecksignaI blasen.

çalmak pochen

Ümit kapıyı çalarak gelir.

Die Hoffnung pocht an!

çalmak schlagen

Sonra, aşçı gongu çaldı ve yemek odasına geçtik.

Die Köchin schlug den Gong und wir gingen ins Esszimmer.