çayırda

Uşaklarım orman perileri gibi giyinecek. Adamlarım, çayırda otlayan satirler gibi

Meine Pagen sollen gekleidet sein wie sylvanische Nymphen, meine Männer wie grasende Satyrn,

İngiltere Çayır Boylarında Yürüyüş.

Wanderungen entlang der Ley-Linien Englands".

Gökkuşaklarını, unutmabenileri sisli çayırları ve güneş benekli havuzları.

An Regenbogen, Vergissmeinnichts an taubedeckte Wiesen und sonnenbestrahlte Tümpel.

Bir sabah erkenden, Peter kapıyı açtı ve büyük, yeşil çayırlara doğru gitti.

Eines Morgens öffnete Peter die Gartentür und ging raus auf die große, grüne Wiese.

Bir seferinde şekerlik ile çayır köpeği öldürmüştü.

Sie hat mal einen Präriehund mit einer Sauciere getötet.

Yanlış. Yanlış mı? Dedin ki, "Kurda çayır yürür.

Du hast gesagt 'Feuer wohnt in der Prärie'.

Yeşil bir çayır ve bir dere.

Eine grüne Wiese und ein Bach.

Bütün o güzel ağaçlar ve çayırlar ve kuş türleri.

Diese hübschen Bäume und Felder und verschiedenen Vögel.

Orman kapkara ve sessiz Çayırdan beyaz bir sis bulutu ne güzel yükseliyor.

Der Wald steht schwarz und schweiget und aus den Wiesen steiget der weiße Nebel wunderbar.

Kan ve toz arasından Bir kısrak uçarcasına koşuyor, Çayırı da çiğneyip geçiyor

Durch Blut und Staub fliegt flink die Steppenstute auf Federgras dahin