Turkish-German translations for çok:

sehr · viele, viel · zu · mehr · zu viel · groß · ganz · weit · richtig · oft · meist · äußerst · soviel · gar · manch · allzu · wahnsinnig · weitaus · reichlich · erheblich · irrsinnig · sonderlich · tüchtig · other translations

çok sehr

Çok büyük bir bulmacanın çok önemsiz parçasını soruşturuyorsun.

Sie untersuchen ein sehr unbedeutendes Stück eines viel größeren Puzzles.

Bu çocuklar bize çok benziyor.

Diese Kinder sind uns sehr ähnlich.

Çok kötü bir gece geçirdim.

Eine sehr schlimme Nacht.

Click to see more example sentences
çok viele, viel

Ama çok vardı, yeni seralar, gübre bulunmaması kaygılar, düzenlemeler, tökezlemeler.

Aber ich hatte viel Arbeit, neue Frühbeeten, kein Dünger. Ein Wirrwarr, Beschaffung, Reisen.

Bu akşam çok iyi vakit geçirdim.

Ich hatte heute ziemlich viel Spaß.

Çok şey biliyoruz.

Wir wissen viel.

Click to see more example sentences
çok zu

Seni görmek çok güzeldi, her zamanki gibi ama bulmamız gereken korkmuş küçük bir kız var.

Es war wie immer reizend dich zu sehen, aber wir müssen ein kleines, verängstigtes Mädchen finden.

Morris limanının Yılın bu zamanı çok güzel olduğunu duydum.

Ich hörte, Port Morris ist zu dieser Jahreszeit wirklich schön.

Görünüşe göre, bir robot için bu çok acımasız bir görev olmuş.

Offenbar war das eine zu herzlose Aufgabe für einen Roboter.

Click to see more example sentences
çok mehr

Daha çok yasadışı ilaçlara el konmuş ve uyuşturucu tacirleri tutuklanmıştır.

Wir haben mehr illegale Drogen beschlagnahmt, mehr Drogenstraftäter verhaftet.

Daha çok ışık gerek.

Wir brauchen mehr Licht.

Daha çok pasifti.

Eher mehr passiv.

Click to see more example sentences
çok zu viel

O şu an corticosteroids, cyclosporine kullanıyor ama vücüdu çok fazla antikor üretiyor.

Er ist auf Kortikosteroide, Cyclosporin aber sein Körper produziert zu viele Antikörper.

Son bir haftada çok fazla zaman dilimine geçtik.

Wir haben in der letzten Woche zu viele Zeitzonen durchlaufen.

O zaman gölgelerden kaçmak için çok geç olacak.

Dann aus dem Schatten hervorhuschen? Viel zu spät.

Click to see more example sentences
çok groß

Çok büyük bir bulmacanın çok önemsiz parçasını soruşturuyorsun.

Sie untersuchen ein sehr unbedeutendes Stück eines viel größeren Puzzles.

Çok saygı duydum.

Sehr großen Respekt.

Henry, korkuyorum, çok fazla korkuyorum.

Henry, ich habe Angst. Große Angst.

Click to see more example sentences
çok ganz

Bu maço askerlik muhabbeti ellerim için çok zararlı.

Dieser ganze Soldaten-Macho-Mist ist schlecht für meine Hände.

Her şey için çok üzgünüm Bay McNulty ama burada bizim için önemli olan başvuranlara bulabilmektir.

Das Ganze tut mir schrecklich Leid, Mr. McNulty, aber unsere Aufgabe ist es, Arbeitssuchende zu vermitteln.

Bir hizmetçi için çok fazla soru soruyorsun.

Für eine Magd stellst du ganz schön viele Fragen.

Click to see more example sentences
çok weit

Daha çok yardıma ihtiyacımız var.

Wir brauchen weitere Hilfe.

Her zaman iş, ve daha çok işti. Hiç şüphem yok ki, öyle olmaya devam edecek.

Es war immer Arbeit und nichts weiter als Arbeit und so wird es weiterhin sein, kein Zweifel.

Ama seni durdurmak için çok uzun yoldan geldim.

Und ich bin weit gereist, um dich aufzuhalten.

Click to see more example sentences
çok richtig

Çok şey paylaştık değil mi?

Wir haben viel geteilt, richtig?

Seninle gerçek bir ilişkimiz olsun istiyorum çünkü seni çok seviyorum ve sen benim en iyi arkadaşımsın.

Ich will eine richtige Beziehung mit dir, Du weißt doch, ich liebe dich, und du bist mein bester Freund.

Gerçekten çok kötü olabilir.

Es könnte richtig schlecht sein.

Click to see more example sentences
çok oft

Bu sesi çok sık duyuyor musun?

Hören Sie diese Stimme oft?

Evet, çok sık hem de.

Doch, sogar sehr oft.

Baban da çok fazla golf izliyor.

Dein Vater schaut auch oft Golf.

Click to see more example sentences
çok meist

Trompet, ama daha çok öğretiyorum.

Trompete, aber meist unterrichte ich.

Usta sana yardım etmeyi çok isterdim ama

Meister, ich wünschte, ich könnte dir helfen, aber

Ve en çok guinnes birası içerek Guinness rekorunu kırmıştım.

Und den Guinness-Buch-Weltrekord zu brechen, für die meisten Guinnesse.

Click to see more example sentences
çok äußerst

Size vereceğim çok önemli bir görev var.

Ich habe eine äußerst wichtige Aufgabe für Sie.

Çok ender bulunan bir orkide.

Eine äußerst seltene Orchidee.

Çok akıllı bir hırsız.

Der Dieb ist äußerst clever.

Click to see more example sentences
çok soviel

Anladığım kadarıyla burada çok fazla miktarda uranyuma sahipsiniz.

Soviel ich weiß, haben Sie hier einen beträchtlichen Uranvorrat.

Çok gülmek şanssızlık getirir.

Soviel Lachen bringt Unglück.

Çok günah işledim Haco çok.

Ich habe soviel gesündigt.

Click to see more example sentences
çok gar

Çok kötü bir fikir.

Gar keine gute Idee.

Bu çok da kötü bir fikir olmayabilir.

Das könnte gar keine schlechte Idee sein.

Bu çok da kötü bir durum değil.

Das ist doch gar nicht so schlimm.

Click to see more example sentences
çok manch

Belki de bazıları bağışıktır. Çok az bir kısmı.

Vielleicht sind manche immun dagegen, einige wenige.

Birçoğu için çok kıymetli.

Sehr kostbar für manche Leute.

Bazıları çok duygusal.

Manche sind tragisch.

Click to see more example sentences
çok allzu

Çok gurur okşayıcı öneriler değiller.

Keine allzu schmeichelhaften Anregungen.

Çok zor değildi, değil mi?

Das war nicht allzu schwer, oder?

Senin için çok zor olmasa gerek.

Sollte für dich nicht allzu schwer sein.

Click to see more example sentences
çok wahnsinnig

Çok yal çok sempatikler..

Sehr lecker wahnsinnig lecker.

Lynnie'nin seni niye öyle çok sevdiğini anlıyorum.

Ich verstehe, warum Lynnie dich so wahnsinnig liebt.

Çok lezzetli, Mandy.

Wahnsinnig lecker, Mandy.

Click to see more example sentences
çok weitaus

Çünkü o bize çok daha beterlerini yaptı.

Denn sie hat uns weitaus Schlimmeres angetan.

Alec çok daha büyük bir hasara yol açtı.

Alec hat ein weitaus größeres Problem verursacht.

Doğrudur. Ama ben sana paradan çok daha değerli bir şey öneriyorum:

Aber ich biete Ihnen etwas, das weitaus wertvoller ist als Geld:

Click to see more example sentences
çok reichlich

Benim de bir çok talibim var.

Ich hab reichlich eigene Verehrer.

Barlarda bir çok tetikleyici mi var? Hmm.

In Bars sind reichlich Auslöser vorhanden?

Sen çok seksisin Goldie.

Du bist reichlich heiß, Goldie.

Click to see more example sentences
çok erheblich

Benim de yeni bir oyuncağım var ama çok daha pratik.

Ich habe auch ein neues Spielzeug, aber erheblich praktischer.

Genetik anormallikler ve DNA'daki küçük kopyalama hataları çok büyük etkilere sahip olabilir

Genetische Abnormalitäten und und kleine Duplikationsfehler in der DNA können erhebliche Auswirkungen

Bu çok daha tehlikeli bir şey.

Etwas, das erheblich gefährlicher ist.

çok irrsinnig

Bill, bu çok mantıksız.

Bill, das ist irrsinnig.

Çok iyi bir solistsin, Micke.

Du singst so irrsinnig gut, Micke.

çok sonderlich

Hayır, sanmıyorum ki Bayan Prins beni çok özleyecek.

Nein, Frau Prins würde mich nicht sonderlich vermissen.

çok tüchtig

Siz çok yetenekli adamsınız ve karınız sizi seviyor.

Sie sind ein tüchtiger Mann, und Ihre Frau liebt Sie.