Turkish-German translations for önce:

vor · zuerst · bevor · erst · vorher · zuvor · früher · davor · zunächst · ehe · ehemalig · Prä · vorig · Vorfeld · other translations

önce vor

Üç hafta önce görünmez bir kubbe bizi dünyadan ayıracak şekilde Chester's Mill'de ortaya çıktı.

Vor drei Wochen fiel eine unsichtbare Kuppel auf Chester's Mill, schnitt uns von der Außenwelt ab.

Bir arkadaşım bir kaç ay önce bir kaç tane haydut öldürdü.

Ein Freund von mir tötete vor einigen Monaten ein paar Pferdediebe.

Teknik olarak, ayrıca birkaç gün önce size ateş de ettim.

Technisch gesehen habe ich auch vor ein paar Tage auf Sie geschossen.

Click to see more example sentences
önce zuerst

Ona yardım etmek istiyoruz, ama bunu için önce onu bulmalıyız.

Wir wollen ihm helfen, aber zuerst müssen wir ihn finden.

Önce ben seni kurtardım.

Ich rettete dich zuerst.

Önce garip bir arama yapacağım.

Zuerst ein merkwürdiger Anruf.

Click to see more example sentences
önce bevor

Başlamadan önce, her zaman bir kaç hazırlayıcı soru sormayı severiz.

Bevor wir anfangen stellen wir immer ein paar einleitende Fragen.

Ama gitmeden önce

Bevor ich gehe

Bekle. Gitmeden önce sana bir şey sormak istiyorum.

Warte, ich will dich etwas fragen, bevor du gehst.

Click to see more example sentences
önce erst

Ama önce sana bir şey söylemeliyim.

Aber ich muss Ihnen erst etwas sagen.

İlk önce duş alalım, sonra hediyeni açabilirsin.

Erst wird geduscht, dann wird ausgepackt.

Önce Bay David, şimdi siz.

Erst Mr David, jetzt Sie.

Click to see more example sentences
önce vorher

Ama önce size bir şey sormak istiyorum.

Aber vorher möchte ich Sie etwas fragen.

Ondan önce bilmen gereken bir şey var.

Vorher sollten Sie noch etwas wissen.

Toplantıdan önce yapmam gereken binlerce şey var.

Ich muss vorher noch tausend Dinge erledigen.

Click to see more example sentences
önce zuvor

Bu adam hastane hademesi gibi giyinmiş ama onu daha önce hiç görmemiştim.

Dieser Kerl ist wie ein Pfleger angezogen, aber ich habe ihn zuvor noch nie gesehen.

DÖRT HAFTA ÖNCE

Vier Wochen zuvor.

Daha önce "biz" dedin.

Sie sagten zuvor "Wir".

Click to see more example sentences
önce früher

Beş Yıl Önce İngiltere İskoçya Sınırı

Fünf Jahre früher, Englisch-Schottische Grenze.

Sizi daha önce bekliyorduk.

Wir haben Sie früher erwartet.

Bunu daha önce de yaptın, seni küçük sürtük.

Du hast das schon früher gemacht, du kleines Miststück.

Click to see more example sentences
önce davor

Ama ondan önce düzgün bir evimiz vardı,

Davor hatten wir ein richtiges Zuhause,

Geçen hafta botanist olmak istiyordu, ondan önce de heykeltraş.

Letzte Woche wollte er Botaniker werden. Die Woche davor Bildhauer.

Ve bundan önce banyomda bir keseli sıçan buldum.

Und davor fand ich eine Beutelratte in meiner Badewanne.

Click to see more example sentences
önce zunächst

İlk önce birkaç sorum olacak.

Ich habe zunächst ein paar Fragen.

Her şeyden önce güvenini geri kazan.

Gewinne zunächst sein Vertrauen zurück.

Her şeyden önce, yeni bir ofis istiyorum.

Zunächst will ich ein anderes Büro.

Click to see more example sentences
önce ehe

Başlamadan önce sana söylemem gereken bir şey var.

Ehe wir anfangen, muss ich Ihnen etwas sagen.

Belki de uçak kalkmadan önce onunla tanışmıştın, ha?

Vielleicht sind Sie ihr im Flieger begegnet Ehe er abflog?

Tamam, ama cevap vermeden önce

Ok, aber ehe du antwortest

Click to see more example sentences
önce ehemalig

Az önce Suzy'nin eski sevgilisi geldi.

Suzys ehemaliger Verlobter ist gerade angekommen.

ÜÇ AY ÖNCE. BİR ZAMANLAR SOVYETLER BİRLİĞİ'NDE BİR YERLERDE

Drei Monate früher, irgendwo in der ehemaligen UdSSR.

Eski Başkan David Palmer kısa bir süre önce öldürüldü.

Der ehemalige Präsident David Palmer wurde vor kurzem getötet.

Click to see more example sentences
önce Prä

Warp öncesi bir medeniyet gibi görünüyor.

Scheint eine Prä-Warp-Zivilisation zu sein.

Emily Thorne öncesi Amanda Clarke

Prä-Emily Thorne Amanda Clarke.

önce vorig

Bay Finch, bu geçen baharda oldu, bir yıldan çok önce.

Mr. Finch, das war im vorigen Frühjahr, vor über einem Jahr.

Yapamam. Bir hafta önce ortadan kayboldu.

Das geht nicht, er verschwand vorige Woche.

önce Vorfeld

Ben bu tehdidin önüne geçmeye çalışıyorum.

Ich versuche mich im Vorfeld da rauszuhalten.