şansın

Evet, tek bir atış şansın var, Clint.

Ja. Du hast nur einen Schuss, Clint.

Yemek yok, görev yok hiç şansın yok.

Kein Essen, keine Mission. Keine Chance.

Çünkü bu adamlara karşı hiç şansın yok.

Gegen diese Typen hast du keine Chance.

Şansın yeterince yaver gitmedi sanırım, hani Mottson'da kek satmak gibi.

Der Kuchenverkauf in Mottson lief wohl nicht wie erwartet.

Gerçeği söylemen için tek bir şansın var Tommy.

Eine Chance, die Wahrheit zu erzählen, Tommy.

Son şansın, doktor.

Letzte chance, Dok.

Sadece şansın kötü.

Einfach nur Pech.

Gerçekten bir şansın olduğunu mu düşünüyorsun Calamity Jane?

Glaubst Du wirklich Du hast eine Chance, Calamity Jane?