Turkish-German translations for şey:

ist · Etwas · tun · Dinge, Ding · Sachen, Sache · eins · Zeuge, Zeug · Fall · Teil · Geschichte · Kleinigkeit · Affäre · Kram · Objekt · Thing · Angelegenheit · Ertrag · Werk · Mittel · Produkt · Werkzeug · other translations

şey ist

Sizinle tanışmak benim için çok önemli bir şey.

Sie kennenzulernen ist eine wirklich große Sache für mich.

Burada bir şey yok ki.

Hier ist doch nichts.

Burada hiç ölümcül bir şey olmaz.

Hier ist nie etwas Tödliches passiert.

Click to see more example sentences
şey Etwas

Beş dakikam yok, ama başka bir şeyim var senin için.

Ich habe keine fünf Minuten, aber ich habe etwas anderes für Sie.

Ben de sana bir şey vereceğim.

Ich habe auch etwas für dich.

Sana bir şey söylemem gerekiyor.

Etwas muss ich Ihnen sagen.

Click to see more example sentences
şey tun

Yemin ederim, ben bir şey yapmadım!

Ich schwöre, ich habe nichts getan!

Biz bir şey yapmadık ki.

Wir haben doch nichts getan.

Ben yanlış bir şey yapmadım, Bug.

Ich habe nichts falsches getan, Bug!

Click to see more example sentences
şey Dinge, Ding

Bazen objeler insanlara korkunç, ağza alınmayacak şeyler yapıyorlar.

Manchmal, Artefakte sie vermögen Menschen furchtbare, unsagbare Dinge anzutun.

Bir şeyler görüyor.

Sie sieht Dinge.

Sesler duymak, bir şeyler görmek gibi, annen böyle bir şeyden bahsetti mi?

Stimmen hören, Dinge sehen Erwähnte Ihre Mutter so etwas in der Art?

Click to see more example sentences
şey Sachen, Sache

Sizinle tanışmak benim için çok önemli bir şey.

Sie kennenzulernen ist eine wirklich große Sache für mich.

Kendini geliştirme harika bir şeydir.

Selbsterkenntnis ist eine wunderbare Sache.

Hey, Danny. Bir şey daha var.

Hey, Danny, eine Sache noch.

Click to see more example sentences
şey eins

Bir şey daha, Bir Numara.

Noch etwas, Nummer Eins.

Bir şey kesin

Eins ist sicher.

Ancak önce, bilmen gereken bir şey var.

Aber eins solltest du vorher wissen.

Click to see more example sentences
şey Zeuge, Zeug

Görünüşe göre atalarım bu şeyleri yüzyıllardır kuşaktan kuşağa geçiriyorlarmış.

Meine Vorfahren haben dieses Zeug scheinbar seit Jahrhunderten überliefert.

Normal olmayan şeyler.

Kein normales Zeug.

Dostum, burada bir çok şey var.

Mann, hier gibt es eine Menge Zeug.

Click to see more example sentences
şey Fall

Eğer bir şey ters giderse veya bu bir tuzaksa

Wenn etwas falsch läuft oder eine Falle ist Michael

İlginç bir vaka, ama endişelenecek bir şey yok.

Ein interessanter Fall, aber es besteht kein Grund zur Sorge.

Gözüne bir şey ilişirse, kornayı çal. Tamam mı?

Falls du irgendwas siehst, hupst du einfach, ok?

Click to see more example sentences
şey Teil

Burada her şeyi paylaşırız.

Wir teilen hier alles.

Ben anlaşmanın benim olan tarafını yaptım senin hakkında veya Elizabeth hakkında bir şey söylemedim.

Ich habe meinen Teil der Abmachung eingehalten ich habe nichts über Elizabeth oder dich gesagt.

İkinci Oğullar her şeyi paylaşır.

Die Zweitgeborenen teilen alles.

Click to see more example sentences
şey Geschichte

Ben bile bazı şeyler duydum.

Sogar ich hörte Geschichten.

Ama kuşlar hakkında bir şey biliyor olabilirsin. Ama ülkenin tarihi kuşlar hakkında hiçbir şey bilmiyor.

Ihr wollt etwas über Vögel wissen, aber ihr wisst nichts über die Geschichte eures Landes.

Tarih diye bir şey yok.

Es gibt keine Geschichte.

Click to see more example sentences
şey Kleinigkeit

Aslında, burada senin için bir şey var.

Wirklich, hier ist eine Kleinigkeit für Sie.

Prenses, sana küçük bir şey getirmiştim.

Prinzessin, ich habe eine Kleinigkeit für dich.

Orada küçük bir şeyin var.

Sie haben da eine Kleinigkeit.

Click to see more example sentences
şey Affäre

Eğer Humphrey ile bir ilişki değilse seni başka bir şey değiştirmiş.

Wenn es keine Affäre mit Humphrey ist, dann hat dich etwas anderes verändert.

Hiçbir şey böyle bir patavatsızlığı ortaya çıkaramaz.

Nichts zeigt eine Affäre so sehr, wie zerzauste Haare.

Bu bir ilişki ya da benzeri bir şey değil,.

Es ist ja keine Affäre oder so was in der Art.

şey Kram

Çünkü şey son zamanlarda epey ekspresyonizm çalışması yaptım.

Ich hab in letzter Zeit viel expressionistischen Kram gemacht.

Evet, o bir yazardı. Kısa hikayeler, korku şeyleri falan.

Ja, er war ein Schriftsteller Kurzgeschichten, Horror Kram.

İçtik, konuştuk, diğer şeyleri yaptık.

Wir tranken, redeten und anderen Kram.

şey Objekt

Bu evrendeki her şey bir titreşim yayar.

Jedes Objekt im Universum erzeugt eine Vibration.

Coulson, Hartley nesneyi aldı ama o şey ona saldırıyor.

Coulson, Hartley hat das Objekt, aber es greift sie an.

Kalıp yükselticileri ışınlamak istediğiniz şeyin etrafına yerleştirin.

Legen Sie die Mustervergrößerer um ein zu beamendes Objekt.

şey Thing

Charlie, Ali Andrews Aşk Denen Küçük Çılgın Şey'in idari yöneticisiydi.

Charlie, Ali Andrews war die Produzentin von "Crazy Little Thing Called Love".

Aşk Denen Küçük Çılgın Şey'i!

Crazy Little Thing Called Love.

şey Angelegenheit

Hemen hemen hiçbir şey, bu hassas bir konu.

Fast nichts. Das ist eine delikate Angelegenheit.

Yapmam gereken bir şey var. Kişisel bir mesele.

Ich habe etwas zu erledigen, eine persönliche Angelegenheit.

şey Ertrag

Nasıl izliyorsun bu şeyi?

Wie erträgst du dieses Zeug?

Bazen takım için bir şey yapman gerekir.

Manchmal muss man etwas für das Team ertragen.

şey Werk

Bilgisayar, bize Tor Jolan'dan bir şeyler çal.

Computer, spiel uns ein Werk von Tor Jolan.

Benim için önemli tek şey var yaratabildiklerim.

Für mich zählt nur eins. Mein Werk. Mein Werk.

şey Mittel

Büyük bir şirkette orta seviyeli bir müdür gibi bir şey.

Er ist eine Art Mittel-Manager einer großen Firma.

şey Produkt

Yeni bir ürün bulundu, dünya için yararlı bir şey.

Ein neues Produkt wurde erfunden, das der Welt nützlich ist.

şey Werkzeug

Su, yiyecek, araç-gereç her şeyi.

Wasser, Werkzeug, Essen, alles.