Turkish-German translations for açık:

offen · klar · eindeutig · deutlich · auf · offensichtlich · öffentlich · öffnen, geöffnet · bar · freie, frei · Defizit · ausdrücklich · eingeschaltet · hell · licht · natürlich · Open · bloß · hellhäutig · Schwachstelle · other translations

açık offen

Araştırmacılarımız beş blok ötede açık bir delik bulmuşlar.

Unsere Ermittler fanden einen offenen Gullideckel fünf Blocks entfernt.

Açık kablo uçları, elektrik yangınları

Offene Kabel, elektrische Brände.

Ben hep açık konuşurum.

Ich bin immer offen.

Click to see more example sentences
açık klar

Gayet açık değil mi?

Ist doch klar, oder?

Sizinle açık konuşmak istiyorum, Bay Randall.

Ich möchte mich klar ausdrücken, Mr. Randall.

Açık ve net bir şekilde anladım.

Ich habs klar und deutlich verstanden.

Click to see more example sentences
açık eindeutig

Açıkça, dün gece hiçbir şey olmamış burada.

Eindeutig, ist hier gestern Nacht nichts vorgefallen.

Hamile olduğu çok açık bence.

Sie ist eindeutig schwanger.

Açıkça belli ki bu işler istihbaratın hünerinde yapılan şeyler.

Es ist eindeutig die Arbeit eines ausgebildeten Geheimdienstnetzwerkes.

Click to see more example sentences
açık deutlich

Çalışma saatlerim açıkça belirtilmişti.

Meine Sprechstunden sind deutlich ausgehangen.

Ama daha açık bir şekilde ifade etmenizi duymak isterim.

Aber ich würde es gerne deutlicher artikuliert hören.

Sunad'ın John'a duyduğu nefret çok açıktı, ama bir şey daha var.

Sunads Hass auf John ist deutlich. Aber da ist noch etwas.

Click to see more example sentences
açık auf

Pazarlık probleminizin, Federal Muhabere Komisyonu açık artırmalarına ya da tekel karşıtı davalara uygulanması

Die Anwendung lhrer Handelstheorie auf die Auktionen von Frequenzen oder die Kartellfälle

Endüstriyel ilişkilerden, başkan yardımcısı John Bugas'ın gözü açık bir şekilde başkanlıktaydı.

John Bugas, der Vizepräsident für Industriebeziehungen war, warf ein Auge auf die Präsidentschaft.

İki ay önce, Kentucky'deki Henderson'daki bir açık arttırmada ortaya çıktı.

Vor zwei Monaten tauchte sie bei einer Haushaltsauflösung in Henderson, Kentucky auf.

Click to see more example sentences
açık offensichtlich

Açıkça görülüyor ki bir yıl geçmiş.

Offensichtlich ist ein Jahr vergangen.

Açıkça görünüyor ki bir sorunun var.

Offensichtlich hast du ein Problem.

Ama her şey açık. Senin için ne hissettiği belli.

Aber es ist doch so offensichtlich, was er für dich empfindet.

Click to see more example sentences
açık öffentlich

Bu, kamuya açık bir duruşma.

Dies ist eine öffentliche Anhörung.

Burası halka açık bir yer. Altı çıkış ve girişi var.

Ein öffentlicher Ort mit sechs Ausgängen und sechs Fluchtwegen.

Özgür bir ülkede, halka açık bir sokaktayız.

Dies ist eine öffentliche Straße in einem freien Land.

Click to see more example sentences
açık öffnen, geöffnet

Alıcılar açık, kontrol rölesi aktifleştirildi.

Rezeptoren geöffnet. Kontrollrelais aktiviert.

Zira bu, açık olduğumuz son hafta sonu.

Wir haben nämlich das letzte Wochenende geöffnet.

JFK ve La Guardia hâlâ açık, o zaman saldırı havadan gelmiyor.

JFK und La Guardia noch geöffnet, da der Angriff nicht aus der Luft kommt.

Click to see more example sentences
açık bar

Hazine avının saçmalık olduğunu biliyorum ama en azından Cannery'de açık bar var.

Ich weiß, diese Schnitzeljagd ist irgendwie lahm, aber zumindest gibt es eine geöffnete Bar.

Açık büfe de var.

Und eine offene Bar.

Emo ergen, açık büfe bar.

Emo Teenager. Offene Bar.

Click to see more example sentences
açık freie, frei

Bütün kanallar açık.

Alle Kanäle frei.

Özgür bir ülkede, halka açık bir sokaktayız.

Dies ist eine öffentliche Straße in einem freien Land.

Elastik bir korsajı, açık bir sırtı

Mit einem elastischen Mieder, freiem Rücken

Click to see more example sentences
açık Defizit

Bay Bailey bir açık var.

Mr. Bailey, da ist ein Defizit.

Herhangi bir nörolojik açıkları?

Irgendwelche Defizite des Nervensystems?

Tamam okul bütçesine baktığımda bir açık bekliyordum.

Ich habe ja ein Defizit im Schulbudget erwartet.

açık ausdrücklich

Robert bunu açıkça yasakladı.

Robert hat es ausdrücklich verboten.

Patronun Don Falcone açıkça belirtti ki

Dein Boss, Don Falcone, sagte ausdrücklich

Aslında hayır. Açıkça değil ama düşündüm ki

Nun, nein, nicht ausdrücklich, aber ich dachte nur

açık eingeschaltet

Radyolarınızı ve televizyonlarınızı açık tutun.

Lassen Sie Radios und Fernsehgeräte eingeschaltet.

Jeneratörler açık ve devrede.

Die Generatoren sind eingeschaltet.

Cep telefonunu açık tut.

Lass dein Handy eingeschaltet.

açık hell

Tüm kıyafetleri ve mobilyaları açık renkti.

All ihre Kleider und Möbel waren hell.

Açık yeşil renkli, neredeyse neon gibi.

Es würde hell grün sein, fast neon.

açık licht

Evet, şu küçük kırmızı ışık interkomun açık olduğu anlamına geliyor.

Ja, das kleine rote Licht bedeutet, dass die Gegensprechanlage aktiv ist.

Işık açık kalsa, olur mu?

Kann das Licht anbleiben?

açık natürlich

Doğal, gürbüz, açık, kaygısız cana yakın, sağlıklı.

Natürlich, kraftvoll, offen, sorglos hemmungslos, gesund.

Üstü tabii ki açık olacak!

Das Verdeck ist natürlich offen!

açık Open

Bu gece açık bir mikrofon şeyi var, eğer gelmek istersen

Da ist diese "Open Mic" Nacht, wenn du kommen willst?

Açık Kaynak komünizm değil ki insanları bir şeye zorlamıyor.

Open Source ist kein Kommunismus, denn sie zwingt Menschen nicht.

açık bloß

Bir şeyi açığa kavuşturmak istiyorum.

Ich möchte bloß eine Sache klarstellen.

açık hellhäutig

Açık tenli denmesini tercih ederim.

Ich bevorzuge hellhäutig, aber okay.

açık Schwachstelle

Ama her Aşil'in bir açığı vardır ve onlarınki de açgözlülük.

Aber jeder hat eine Schwachstelle und deren ist die Geldgier.