Turkish-German translations for etmek:

haben · können · werden · machen · sollen · tun · bemerken · besuchen · schiffen · zustimmen · bauen · vorstellen · bevorzugen · prüfen · opfern · operieren · handeln · scheißen · setzen · aufbauen · erbauen · legen · herstellen · leiten · kosten · wirken · Notieren · stellen · agieren · einrichten · einsetzen · sich verhalten · Betragen · stecken · beziehen · bereiten · pissen · ausmachen · konstruieren · verfahren · vorgehen · other translations

etmek haben

Hayır, o beni terk ettikten sonra öldü.

Nein. Sie starb, nachdem sie mich verlassen hatte.

Biz bütün randevularımızı iptal ettik.

Wir haben unsere Terminpläne gestrichen.

Benim hava fotoğraflarımı kayıp ettiniz?

Habt ihr meine Luftaufnahmen verloren?

Click to see more example sentences
etmek können

Kariyerine on yıl daha devam edebilirsin. On yıl mükemmel, değişmeyen bir güzellik.

Sie können Ihre Karriere zehn Jahre fortführen, zehn Jahre perfekter, unvergänglicher Schönheit.

En azından veda edebilir miyim?

Kann ich mich wenigstens verabschieden?

Hey. Nasıl yardım edebilirim?

Hey, wie kann ich helfen?

Click to see more example sentences
etmek werden

Ama merak etme, seni evine geri götüreceğime söz veriyorum.

Aber keine Sorge! Ich verspreche, ich werde dich nach Hause bringen.

Anlaşılan sevgili yükselticisi yok edilmiş.

Offenbar wurde ihr geliebter Aszendent zerstört.

Tam da Kont Iblis'in vaad ettiği gibi düşmanımız teslim edildi.

'Genau wie Fürst Iblis versprach.' 'Unser Feind wurde ausgeliefert.'

Click to see more example sentences
etmek machen

Sarımsak ezmek beni mutlu ediyor.

Knoblauch pressen macht mich glücklich.

Belki de seni bu yüzden terk etti.

Vielleicht hat sie deshalb Schluss gemacht.

Merak etme, Piper, Phoebe yapar.

Keine Sorge, Piper, Phoebe macht das.

Click to see more example sentences
etmek sollen

Bilmiyorum. Ama bence biz bakmaya devam etmeliyiz.

Keine Ahnung, aber ich denke, wir sollten trotzdem weitersuchen.

Bir cerrah kendi yaraladığı kişiyi ameliyat etmemeli.

Kein Chirurg sollte sein eigenes Unfallopfer operieren.

Bizi daha sık ziyaret etmelisin.

Solltest uns öfter besuchen.

Click to see more example sentences
etmek tun

Saygısızlık etmek istemem ama ben yanlış bir şey yapmadım. Öyle mi?

Bei allem Respekt, ich habe hier nichts Falsches getan.

Thea şu an senden yaptığın şeyler yüzünden nefret ediyor.

Thea hasst dich gerade wegen der Dinge, die du getan hast.

Bunu size yardım etmek için yaptım ve işe yarıyor.

Ich habe das getan, um Ihnen zu helfen, und es funktioniert.

Click to see more example sentences
etmek bemerken

Başka bir şey fark ettiniz mi?

Haben Sie sonst noch etwas bemerkt?

Kimse fark etmeyecek.

Niemand wird bemerken.

Seni fark etmiştim, Annie.

Ich habe dich bemerkt Annie.

Click to see more example sentences
etmek besuchen

O zaman beni ziyaret etmelisin.

Sie müssen mich dann besuchen.

Merak etme, seni görmeye gelirim.

Keine Angst, ich besuche dich.

Yoksa neden boş vakitlerinde çalıştığı firmanın rakiplerini ziyaret etsin ki?

Warum sonst würde er Konkurrenzunternehmen während seiner Freizeit Besuche abstatten?

Click to see more example sentences
etmek schiffen

Üç gemi bize ateş ediyor.

Drei Schiffe beschießen uns.

Kaptan, iki Nihydron gemisi yok edildi.

Captain, zwei Nihydron-Schiffe wurden zerstört.

Leviathan mürettebatı, derhal gemiyi terk etmelisiniz ve Scarran İmparatorluk Güçleri'ne teslim olmalısınız.

Crew des Leviathan, verlasst umgehend das Schiff und ergebt euch der scarranisch-imperialen Streitmacht.

Click to see more example sentences
etmek zustimmen

Hayır, bunu asla kabul etmez.

Nein. Sie wird niemals zustimmen.

Ama ben sana kabul ettirmek için istekliyim.

Aber ich bin geneigt, Ihnen zuzustimmen.

Catherine Weaver görüşmeyi kabul etti.

Catherine Weaver hat ihrem Treffen zugestimmt.

Click to see more example sentences
etmek bauen

Ama belki bir uzay gemisi inşa edebilir miyiz?

Wir könnten vielleicht ein Raumschiff bauen, oder?

Gidip bir tapınak inşa etmem gerek.

Ich muss einen Tempel bauen gehen.

Fiş Şehri'ni İnşa Ettik

Wir bauten Chip-City

Click to see more example sentences
etmek vorstellen

Ama kendimi takdim edebilir miyim?

Aber, darf ich mich vorstellen?

Ajan Jareau, DÖA Hotchner, size vaiz Mills'i takdim ediyorum. Yerel

Agent Jareau, SSA Hotchner, ich würde Ihnen gerne Prediger Mills vorstellen.

Bay Clark, size arkadaşım Harvey Crothers'ı takdim edebilir miyim?

Mr. Clark, darf ich Ihnen meinen Freund Harvey Crothers vorstellen?

Click to see more example sentences
etmek bevorzugen

Şahsen ben kloroform yerine potasyum klorür tercih ediyorum.

Ich persönlich bevorzuge Kalium Chlorid anstatt Chloroform.

Hangi kadın tipi tercih ediyorsunuz?

Welchen Frauentyp bevorzugen Sie?

Aslında Lee, ama ben Bela'yı tercih ediyorum.

Eigentlich lautet er Lee, aber ich bevorzuge Ärger.

Click to see more example sentences
etmek prüfen

Kimse alt yapısını kontrol etmemiş.

Niemand prüfte seinen Lebenslauf.

Her şeyi tekrar tekrar kontrol ediyoruz Bay Raskob.

Wir prüfen alles, Mr. Raskob. Immer und immer wieder.

Ben de hep bakım hatlarını kontrol etmek istemişimdir.

Ich wollte immer schon die Vermessungslinien prüfen.

Click to see more example sentences
etmek opfern

Ama bu ihtiyaçları senin için feda edebilirim.

Aber dieses BedürFnis werde ich für dich opfern.

Kaç kızkardeş ve erkek kardeş feda edilecek ölü bir oğul için?

Wie viele Brüder und Schwestern willst du opfern für einen toten Sohn?

Efendim, diğer üç kurbanı da tespit ettik.

Sir, wir haben die drei anderen Opfer identifiziert.

Click to see more example sentences
etmek operieren

Gelecek hafta onu ameliyat etmem gerekiyor.

Ich soll ihn nächste Woche operieren.

Seni hemen ameliyat etmem lazım.

Ich muss sofort operieren.

Hasta yetimleri ameliyat ediyoruz.

Wir operierten kranke Waisen.

Click to see more example sentences
etmek handeln

Bu yüzden hızlı hareket etmeliyiz.

Deshalb müssen wir schnell handeln.

Ama büyük baskı altındayız, ve de hızlı hareket etmeliyiz.

Aber wir stehen unter enormen, Druck, und wir müssen schnell handeln.

Travis tek başına hareket ediyormuş.

Travis hat alleine gehandelt.

Click to see more example sentences
etmek scheißen

Bundan ben de nefret ediyorum.

Ich hasse diese Scheiße auch.

Evet, tamam, biz berbat ettik.

Klar, wir haben Scheiße gebaut.

Kahretsin, bu kabul edilemez.

Scheiße, das ist inakzeptabel.

Click to see more example sentences
etmek setzen

Biri de dans ediyordu, Vanderhof dedeyse oturdu mızıka çaldı.

Jemand anderes tanzte und Opa Vanderhof setzte sich und spielte Mundharmonika.

FBI; Dr. Arthur Strauss'u ve Daisy Locke'u aramaya devam ediyor.

Das FBI setzt die Suche nach Dr. Arthur Strauss und Daisy Locke fort.

Jules ve Jim uzun konuşmalarına kaldıkları yerden devam ettiler.

Jules und Jim setzten Ihr unterbrochenes Gespräch fort

Click to see more example sentences
etmek aufbauen

Burada bir şey inşa etmeye çalışıyorum.

Ich versuche, hier etwas aufzubauen.

Birlikte hiçbir şey inşa etmedik.

Wir haben nichts aufgebaut.

Daniel Monroe, Carroll'un tarikatının bir üyesi değildi ama kurulmasına yardım etti.

Also war Daniel Monroe kein Mitglied von Carrolls Club, hat aber geholfen ihn aufzubauen.

Click to see more example sentences
etmek erbauen

Oğlum adına bir anıt inşa ediyorum.

Ein Denkmal erbauen für meinen Sohn.

Bizzat Tapınakçılar tarafından inşa edildi.

Erbaut von den Templern persönlich.

Bu herif, buranın yarısını inşa etti ve kayboldu.

Der Typ erbaute die Hälfte hier und verschwand.

Click to see more example sentences
etmek legen

İşte bu yüzden beni asla mat edemeyecek.

Deswegen wird er mich nie flach legen.

Philip, hastanın kasıklarını tıraş et ki ben de üçlü lümeni yerleştirebileyim.

Philip, rasier ihm die Leistengegend. Ich lege dann einen Femoraliskatheter.

Tamam Hank, devam et.

OK, Hank, legen Sie los.

Click to see more example sentences
etmek herstellen

Her şeyi tek tek, parça parça imal etmemiz lazım.

Wir müssen alles einzeln Stück für Stück herstellen.

Huon partikülleri imal ediyorlar.

Sie haben Huon-Partikel hergestellt.

Cuma sabahı, Andrew Lloyd Webber ve Elaine Stritch cüzdan yapmamıza yardım etti.

Freitag morgen, halfen uns Andrew Lloyd Webber und Elaine Stritch Brieftaschen herzustellen.

Click to see more example sentences
etmek leiten

Benden Mandela'ya nezaret etmem isteniyor.

Ich soll den Mandela-Sondertrupp leiten.

Giselle Mack, şehrin sanat vakfını idare ediyor.

Giselle Mack, leitet die städtische Kunststiftung.

Tüm enerji Pozitron Silahı'na transfer edildi.

Alle Energie zum Super-Entladungssystem leiten!

Click to see more example sentences
etmek kosten

Seni ölü teslim etmek bana pahalıya patlayacak ama belki de buna değer.

Dich tot abzuliefern wird mich kosten aber das könnte es wert sein.

Platt ve Eliza ne kadar ediyor?

Was kosten Platt und Eliza?

Köpek bir Dünya Şampiyonluğu'nda daha etti beni.

Dieser Hund hat mich den Weltmeistertitel gekostet.

Click to see more example sentences
etmek wirken

Havuçları yemeye devam et.

Iss weiter Mohrrüben. Sie wirken.

Potasyum kloriti denedim. Ama Potasyum klorit parmak izini çok tahrip etti.

Ich versuchte es mit Kaliumchlorid, aber es wirkt zersetzend auf die Kapillarleisten.

Sertave fasülyesi zehrin etkisini yok ediyor.

Sertave-Bohnen und Mizule wirken dem Gift entgegen.

Click to see more example sentences
etmek Notieren

Bekleyin, not ediyorum.

Augenblick ich notiere.

Şimdi ayrıntıları not ediyorum.

Ich notiere jetzt die Einzelheiten.

Skripach, not et.

Geiger, notiere das.

etmek stellen

Fakat mürettebatla konuştum ve hepsi ayakkabılarının yakılmasını kabul ettiler.

Und allesind bereit, ihre Schuheals Brennmaterial zur Verfügungzu stellen.

Wanda'yı mutlu etmek istiyorum.

Ich möchte Wanda zufrieden stellen.

Bana tüm gün soru sormaya devam edebilirsin.

Sie können mir den ganzen Tag weiter Fragen stellen.

etmek agieren

Silas Cole tam kapasitesiyle hareket edemiyordu.

Silas Cole agierte mit vermindertem Fassungsvermögen.

Calder, çok hızlı hareket ediyorsun!

Calder, du agierst viel zu hastig!

Bence, bireysel hareket ediyorlardı.

Sie agierten wie Individuen. Was?

etmek einrichten

Rivayete göre, Kongre Carolina'da bir milli park inşa ediyormuş.

Gerüchten zufolge will der Kongress in Carolina einen Nationalpark einrichten.

Bu odayı Frenchy dekore etti.

Frenchy hat es eingerichtet.

Odaları siz mi dekore ettiniz, Bay Peterson?

Haben Sie die Zimmer selbst eingerichtet, Mr. Peterson?

etmek einsetzen

Jedi akıl hilesi kullanarak, Stephen Hawking'i kontrol etmeye çalışıyorum.

Ich versuche Jedi-Kräfte einzusetzen, um Stephen Hawking zu kontrollieren.

Geçen hafta Emily, Swint'e karşı bazı laflar etti.

Letzte Woche hat Emily Worte gegen Swint eingesetzt.

Olay mahalline Rumbling'i sevk ettik.

Wir haben "Rumbling" gegen ihn eingesetzt.

etmek sich verhalten

Ona yalan söylemekten nefret ediyorum ama son zamanlarda bir garip davranıyor.

Ich hasse ihn anzulügen aber er verhält sich so komisch in der letzten Zeit.

Sen de deli bir terörist gibi hareket ediyorsun.

Ja, aber auch Sie verhalten sich wie ein verrückter Terrorist.

Bay Bayard'ın şüpheli hareket ettiğini gördün mü?

Sahen Sie, daß Mr. Bayard sich verdächtig verhielt?

etmek Betragen

Yalanlarına devam ederek Virgil Lousie ile daha sık görüşmeye başlar.

Seinen Betrug weiter aufrechterhaltend, sieht Virgil Louise jetzt häufiger.

Evet ama dolandırıcı ya da değil, birileri finanse ediyor.

Ja, aber Betrug oder nicht Betrug, jemand finanziert es.

etmek stecken

Tahmin et bunun arkasında kim var.

Rate mal, wer dahinter steckt.

Beni bir hücreye hapsetti ve yine işkence etti, ve yine.

Dann steckte er mich in eine Zelle und folterte mich wieder und wieder.

etmek beziehen

Pass ve Stow" pek tabii ki Özgürlük Çanı'na işaret ediyor.

Pass und Stow" bezieht sich natürlich auf Die Freiheitsglocke.

etmek bereiten

İsabet edebileceği her yer için acil durum olasılıklarına karşı hazırlanmalı.

Bereiten Sie Notfall-Maßnahmen für jeden möglichen Einschlagsort vor.

etmek pissen

Tamam, peki çiş ve çiş torbaları ne kadar ediyor?

Okay, wieviel für die Pisse und die Pissbeutel?

etmek ausmachen

Bu şimdiye kadar beni hiç rahatsız etmedi.

Bis jetzt hat mir das nie etwas ausgemacht.

etmek konstruieren

Çünkü yapay olarak inşa edilmiş.

Weil es künstlich konstruiert wurde.

etmek verfahren

Beş tane cezai ehliyet duruşmasına tanıklık etmiştim.

Ich musste in fünf Zurechnungsfähigkeits-Verfahren aussagen.

etmek vorgehen

Bu kasabanın belediye başkanı olarak, bu durumu protesto ediyorum.

Und als Bürgermeister dieser Stadt protestiere ich gegen Ihr Vorgehen.