Turkish-German translations for görmek:

sehen · beschädigen · finden · sichten · erleben · schauen · erkennen · ansehen · beobachten · erachten · einsehen · bemerken · wahrnehmen · anzeigen · siehe · other translations

görmek sehen

Bu adam hastane hademesi gibi giyinmiş ama onu daha önce hiç görmemiştim.

Dieser Kerl ist wie ein Pfleger angezogen, aber ich habe ihn zuvor noch nie gesehen.

Beni görmek mi istediniz peder?

Sie wollten mich sehen, Vater?

Tatlım ben bir şey göremiyorum.

Schatz, ich kann überhaupt nichts sehen.

Click to see more example sentences
görmek beschädigen

Bilgisayar, hasar gören lastiği değiştir.

Computer, beschädigten Reifen wechseln.

İkincil sistemlerimiz hasar gördü.

Unsere Sekundärsysteme sind beschädigt.

Bilgisayar büyük hasar gördü.

Der Computer ist schwer beschädigt.

Click to see more example sentences
görmek finden

Bir tropiyi gösteren düzinelerce farklı türe ait iskeletler gördük.

Wir fanden Skelettüberreste Dutzender fremder Rassen, an Trophäen erinnernd.

Birileri bir şeyler gördü ve biz de ne olduğunu bulacağız.

Irgendjemand hat etwas gesehen und den müssen wir finden.

"Görünmez Adamı Bulmak.

Den Unsichtbaren finden".

Click to see more example sentences
görmek sichten

Penguen yine görüldü.

Erneut Pinguin gesichtet.

Birkaç ay önce görüldü. Bir ilçe ileride Bogg Bataklığı'nın oralarda.

Er wurde gesichtet, in den letzten Monaten, im Moorgebiet, ein Bezirk weiter.

Georgina Sparks, bir puset, ve çatık kaşlarıyla Dan'in babası görüldüler.

Gesichtet: GeorginaSparks, ein Kinderwagen und Dan's Dad mit einem finsteren Blick.

Click to see more example sentences
görmek erleben

Ama bizim için kişisel. Babamı daha önce hiç bu kadar endişeli görmemiştim.

Für uns ist es persönlich, ich habe meinen Dad noch nie so besorgt erlebt.

Beni daha önce de sarhoş görmüştü.

Sie hat mich zuvor schon betrunken erlebt.

Bu adamı daha önce bu kadar odaklanmış hâlde görmemiştim.

Ich habe diesen Mann noch nie so konzentriert erlebt.

Click to see more example sentences
görmek schauen

Şu Sukhov kimin nesiymiş görelim bakalım.

Wollen wir schauen, wer dieser Suchow ist.

Bak, seni yeniden görmek çok güzeldi Freya.

Schau, es war so schön, dich kennenzulernen, Freya.

Ne? Gel ve gör.

Komm her und schau.

Click to see more example sentences
görmek erkennen

Ama Kızıl Boğa seni görünce tanıyacak.

Aber der rote Stier wird dich erkennen.

Benimle Phil Constantino arasında bir fark göremiyor musun?

Und Sie erkennen keinen Unterschied zwischen mir und Phil Constantino?

O makineyi terörist eylemleri bulsun diye tasarladım lakin her şeyi görüyor.

IchentwarfdieMaschine um Terrorakte zu erkennen, aber sie sieht alles

Click to see more example sentences
görmek ansehen

O bir varlık, bir yaşam formu. Atılgan'ı bir varlık, beni de onun beyni olarak görüyor, istiyor.

Er ist eine Lebensform, die die Enterprise als Wesen und mich als ihr Gehirn ansieht.

Sen. Seni bir görelim.

Du. Wir wollen dich ansehen.

Sence Lux beni şey olarak görüyor annesi?

Du glaubst, dass Lux mich als eine Mutter ansieht?

Click to see more example sentences
görmek beobachten

Seni böyle kendin için dimdik ayakta görmek beni daha önce hiç bu kadar bu kadar kızıştırmamıştı.

Dich zu beobachten, wie du dich verteidigtest, hat mich nie zuvor so so erregt.

Ben ise, görüyor VE gözlemliyorum.

Ich hingegen sehe und beobachte.

İlk olarak Fukushima'da görülmüş.

Zuerst beobachtet in Fukushima.

görmek erachten

Ben bile bunun haklı çıkarılabilir cinayet olarak görürüm.

Sogar ich würde das als einen nachvollziehbaren Mord erachten.

Lucretia da bir zamanlar Spartacus'ün kurbanı olarak görülüyordu.

Lucretia wurde einst auch als Opfer von Spartacus erachtet.

Yeniden asimile etmek için önemsiz görüyorlar. Kesinlikle.

Sie erachteten sie nicht für reassimilierungswürdig.

görmek einsehen

Çünkü o kaza mankeninin bir altın madeni olduğunu göremedi.

Weil er nicht einsehen wollte, dass der Dummy eine Goldmine war.

Güzel, belki o zamana kadar gerçeği görmüş olursun.

Vielleicht hast du bis dahin die Wahrheit eingesehen.

görmek bemerken

Bir sabah George uyandı ve küçük kızı Vianne ve Chitza'nın gitmiş olduklarını gördü.

Eines Morgens erwachte George und bemerkte, dass Chitza und das kleine Mädchen Vianne fortgegangen waren.

Hayır, ben de görmüştüm.

Nein, das hätte ich bemerkt.

görmek wahrnehmen

Çünkü kimse beni görmüyordu.

Weil mich niemand wahrnimmt.

Bay O'Brien Defiant'ın kalkan harmoniklerini yeniden ayarladı böylece uzun menzilli sensörlerde Kobheerian yük gemisi olarak görünecek.

Mr O'Brien rekonfigurierte die Schildharmonik der Defiant, so dass Langstreckensensoren sie als kobheerianischen Frachter wahrnehmen.

görmek anzeigen

Dilithium odasında anormal ölçümler görünmüyor.

Keine anormalen Anzeigen in der Diliziumkammer.

görmek siehe

Neden ona söylemiyorsun, dene ve neler olacağını gör

Warum sagst du's ihr nicht, versuch's und siehe, was passiert?