Turkish-German translations for gerçek:

ist · wirklich · echt · richtig · Wahrheiten, Wahrheit · wahren · Tat · real · wahr · tatsächlich · eigentlich · Tatsachen, Tatsache · Wirklichkeiten, Wirklichkeit · Realitäten, Realität · wahrhaftig · Echtzeit · reell · treu, Treue · waschecht · faktisch · other translations

gerçek ist

Bir kuş gibi yemek deyimini gerçekten biraz yanlış buluyorum çünkü kuşlar gerçekten çok fazla yerler.

Wie ein Vögelchen essen" ist ein ziemlich unzutreffender Ausdruck, denn Vögel fressen wirklich eine Menge.

Siz gerçek bir sanatçısınız.

Sie sind eine wahre Künstlerin.

Siz gerçekten bilimadamı mısınız?

Sind Sie wirklich ein Gelehrter?

Click to see more example sentences
gerçek wirklich

Bir kuş gibi yemek deyimini gerçekten biraz yanlış buluyorum çünkü kuşlar gerçekten çok fazla yerler.

Wie ein Vögelchen essen" ist ein ziemlich unzutreffender Ausdruck, denn Vögel fressen wirklich eine Menge.

Gerçekten bir tane istiyorum.

Ich möchte wirklich eine.

Gerçekten ilginç görünüyor.

Klingt wirklich interessant.

Click to see more example sentences
gerçek echt

Gerçek bir bilim adamı gibi konuştun.

Gesprochen, wie ein echter Wissenschaftler.

Sağol, sen gerçek bir dostsun.

Danke, bist ein echter Kumpel.

Ailen gerçekten de çok ilginç.

Deine Familie ist echt interessant.

Click to see more example sentences
gerçek richtig

Bir gün prenses olacağım. Hatta gerçek bir kraliçe bile olabilirim.

Ich werde eine Prinzessin sein, eines Tages sogar eine richtige Königin.

Gerçek bir kardeş.

Einen richtigen Bruder.

Ben, gerçek bir gazeteciyim.

Ich bin ein richtiger Journalist.

Click to see more example sentences
gerçek Wahrheiten, Wahrheit

Gerçek, gerçektir, öyle değil mi?

Wahrheit ist Wahrheit, oder?

Ama gerçek şu ki bazı şeyler asla değişmez, olduğunu.

Aber die Wahrheit ist, dass sich einige Dinge nie ändern werden.

Gerçeği biliyorum, ve başka hiç kimse bilmiyor.

Denn ich kenne die Wahrheit und sonst niemand.

Click to see more example sentences
gerçek wahren

Size gerçek bir hikaye anlatayım.

Ich erzähle Ihnen eine wahre Geschichte.

Gerçek bir melez.

Eine wahre Kreuzung.

E, gerçek bir dost.

E ist ein wahrer Freund.

Click to see more example sentences
gerçek Tat

Ben hiçbir şey yapmadım, gerçekten.

Ich hab nichts getan. Ehrlich.

Çünkü o Ted Mosby gerçekten ne yaptığını biliyor.

Denn dieser Ted Mosby weiß wirklich was er tut.

O zaman gerçekten çok ama çok özür dilerim.

Dann tut es mir wirklich sehr leid.

Click to see more example sentences
gerçek real

Gerçek, ölü bir hayaletti!

Ein realer, echter, toter Geist!

Telekinezi, telepati, zihin kontrolü. Tamamen gerçek.

Telekinese, Telepathie und Gedankenkontrolle sind real.

O sizin için gerçek.

Für Sie ist sie real.

Click to see more example sentences
gerçek wahr

Çünkü bu gerçek bir hikaye.

Denn diese Geschichte ist wahr.

Fan kurgularım gerçek oluyor.

Meine Fanfiktion wird wahr.

Bu bir gerçek. Alice Cooper bir hippiydi. Ama kötü bir hippiydi

Es ist wahr, Alice Cooper ist ein Hippie, aber ein böser Hippie.

Click to see more example sentences
gerçek tatsächlich

Ben gerçekten dürüst olmak istiyorum.

Ich möchte tatsächlich ehrlich sein.

Gerçekten ağlıyor mu?

Weint sie tatsächlich?

Belki de adam gerçekten de Tyler'ı öldürmüştür.

Vielleicht hat der Typ Tyler tatsächlich umgebracht.

Click to see more example sentences
gerçek eigentlich

Gerçekten mi, ben onu politik olarak güdülenmiş gördüm.

Wirklich? Ich finde ihn eigentlich eher politisch motiviert.

Gerçek bombacı başka bir yerde yatıyor.

Der eigentliche Bombenleger ist woanders.

Gerçek adım Reginald ama arkadaşlarım bana Munch der.

Eigentlich heiße ich Reginald, aber meine Freunde nennen mich Munch.

Click to see more example sentences
gerçek Tatsachen, Tatsache

Bu kanıtlanmış bilimsel bir gerçektir.

Eine wissenschaftlich bewiesene Tatsache.

Önce sana basit bir gerçeği açıklamam gerek Grayson zehirlendi.

Zuerst muss ich Ihnen eine simple Tatsache erklären. Grayson wurde vergiftet.

Bu sadece çok bilinen bir gerçek.

Es ist eine bekannte Tatsache.

Click to see more example sentences
gerçek Wirklichkeiten, Wirklichkeit

Bu gece, Lilith'in en karanlık düşleri gerçek olacak.

Heute Nacht wird Liliths dunkelster Traum Wirklichkeit.

Gerçek adı Emma. Neredeydin?

Sie heißt in Wirklichkeit Emma.

Gerçekte bir süper gücüm vardı aslında.

In Wirklichkeit hatte ich bereits eine Superkraft.

Click to see more example sentences
gerçek Realitäten, Realität

Bu bir oyun mu Yoksa, gerçek mi?

Ist dies ein Spiel oder Realität?

Hiçbir şey bu gerçeği değiştiremez.

Nichts kann diese Realität ändern.

Gerçek korkunçtur, tamam mı?

Realität ist schauerlich, klar?

Click to see more example sentences
gerçek wahrhaftig

Onu gerçekten sevdin, değil mi?

Sie haben ihn wahrhaftig geliebt, oder?

O kuşlar gerçekten de yüksektelerdi

Diese Vögel waren wahrhaftig hoch.

Sen gerçek bir dahisin.

Du bist wahrhaftig ein Genie.

Click to see more example sentences
gerçek Echtzeit

Skye, bu alanda gerçek zamanlı uydu gözlemine ihtiyacımız var hemen.

Skye, wir brauchen Echtzeit-Satelliten-Überwachung für diese Gegend, Sofort.

Akdeniz'de. Gerçek zamanlı uydu görüntüsü.

Im Mittelmeer, Echtzeit Satellitenbild.

Gerçek zamanlı değil ki

Es ist nicht in Echtzeit.

Click to see more example sentences
gerçek reell

Ben gerçekleri okumayı severim.

Ich lese gern reelle Sachen.

Aniden, bir uyarı bile olmaksızın Olive Snook küçük ancak çok gerçek bir aydınlanma yaşadı.

Plötzlich, ohne Vorwarnung, hatte Olive Snook eine winzige, aber doch sehr reelle, Offenbarung.

Sanırım bu Khrushchev'den aldığımız ilk gerçek mesaj olabilir.

Das könnte Chruschtschows erste reelle Botschaft sein.

Click to see more example sentences
gerçek treu, Treue

Gerçek bir Boston kahramanı.

Ein echter treuer Bostoner Held.

Sadık bir kalp dilekleri gerçek kılar.

Ein treues Herz macht Wünsche wahr".

Demek istediğim, çok destekleyici ve, gerçek, gerçek bir partner oldu.

Ich meine, sie war so unterstützend und Oh, ein treuer, echter Partner.

Click to see more example sentences
gerçek waschecht

Bu çocuk gerçek bir kahraman!

Er ist ein waschechter Held!

Evet beyler Bu kesinlikle hilesiz, gerçek bir define haritası.

Nun, meine Herren, das ist definitiv eine absolut waschechte Schatzkarte.

Guido, sen gerçekten İtalyan mısın?

Guido, bist Du ein waschechter Italiener?

Click to see more example sentences
gerçek faktisch

Gazetede çıkan haberlerin gerçekle ilgisi yoktur.

Gegenteilige Behauptungen sind ohne jede faktische Grundlage.