greve

Sen bir grev kışkırtıcısısın.

Sie sind ein Streikanstifter.

Biz grev kırıcılar değiliz.

Wir sind keine Streikbrecher.

Bu grev herkesi etkiliyor, koca göt.

Dieser Streik betrifft jeden, Fettarsch.

Grev bir prensip meselesidir.

Beim Streiken geht's ums Prinzip.

Eğer grev yaparsak!

Wenn wir streiken!

Noel zamanı greve asla izin vermemeyi.

Niemals einen Flugzeugstreik an Weihnachten?

O zaman ben de açlık grevi yaparım.

Dann gehe ich auch in Hungerstreik!

Chicago'da komünist işçiler tarafından başlatılan grev, tüm gücü kesmişti.

In Chicago legte ein von Kommunisten angezettelter Bergarbeiterstreik die Kohlenversorgung lahm.

Baban da grevde öyle değil mi?

Er streikt doch auch, oder?

Paris'teki grev ulaşımı çok zorlaştırdı.

Transportstreik in Paris. Unerträglich.