Turkish-German translations for küçük:

klein · jung · winzig · wenig · gering · unbedeutend · kompakt · Kobold · Teich · minderjährig, Minderjährige, Minderjähriger · schmal · other translations

küçük klein

Senin için küçük bir görevim var. Küçük ama önemli bir görev.

Ich habe eine kleine Aufgabe für dich, eine kleine, aber wichtige Aufgabe.

Küçük bir kutlamayı hak ediyoruz.

Wir verdienen eine kleine Feier.

Küçük bir hatıra.

Eine kleines Andenken.

Click to see more example sentences
küçük jung

Küçük bir kız kardeşim var.

Ich habe eine jüngere Schwester.

En küçükleri uyurgezer bir oğlan.

Der jüngste Sohn ist Schlafwandler.

Ama en küçükleri sensin.

Aber du bist der Jüngste.

Click to see more example sentences
küçük winzig

Küçük, ufacık bir Solucanım.

Ein kleiner, winziger Wurm.

Ama küçük bir sorunumuz var.

Aber wir haben ein winziges Problem.

Bebeğim, Dev Skorbord ile küçük bir miktar arasında büyük bir fark var.

Baby, es gibt einen riesigen Unterschied zwischen 'winziges bisschen' und Jumbo Tron.

Click to see more example sentences
küçük wenig

Küçük bir ev yapımı pasta ben kotardım.

Ich habe ein wenig gezaubert, echte Hausmannskost.

Ama bu küçük saatler

Aber diese wenigen Stunden

Küçük bir yardım aldım.

Ich hatte ein wenig Hilfe.

Click to see more example sentences
küçük gering

Küçük bir bedel.

Ein geringer Preis.

En küçük şüphe bile seni öldürebilir.

Der geringste Zweifel würde Sie töten.

Palmer'ın hayatını kurtarmak için küçük bir bedel.

Es wäre ein geringer Preis für Palmers Leben.

Click to see more example sentences
küçük unbedeutend

Biz küçük insanlarız.

Wir sind unbedeutend.

Aynı u şekilli sembol, küçük ve önemsiz.

Dasselbe u-förmige Symbol, klein und unbedeutend.

Marvin Fisk, küçük davalar avukatı.

Marvin Fisk, unbedeutender Schadensanwalt.

Click to see more example sentences
küçük kompakt

Katil küçük ama dolgun bir silah kullanmış.

Unser Mörder hat eine kleine, kompakte Waffe benutzt.

küçük Kobold

buradan, küçük cin.

Flieg davon, kleiner Kobold.

küçük Teich

Reddington'a göre bu çeteler, büyük bir akvaryumdaki küçük balıklar sadece.

Laut Reddington sind diese Gangs lediglich die kleinen Fische in einem großen Teich.

küçük minderjährig, Minderjährige, Minderjähriger

Çünkü küçük yaştaki fahişeler asla böyle şeyler yapmaz, değil mi?

Weil minderjährige Stricher so etwas niemals tun, nicht wahr?

küçük schmal

Ne kadar küçük bir karnın var.

Du hast so einen schmalen Magen.