kalıntılar

Sen de mi eski bir kalıntı buldun?

Sie haben auch ein Artefakt gefunden?

O kalıntıya bakmak istiyorum.

Ich möchte diese Reliquie sehen.

Bir kalıntı maneviyatın bir parçasıdır.

Eine Reliquie ist ein Stück Geistlichkeit.

Yağlı bir kalıntı seziyorum.

Hier ist ein öliger Rückstand.

Ceset yok, kalıntı yok.

Keine Leichen oder Trümmer.

Kahrolsun, eski kalıntılar!

Lausige, veraltete Reliquien!

Tırnaklarının altında deri kalıntıları var.

Da sind Hautpartikel unter ihren Fingernägeln.

Büyücüler tarafından büyüyle korunmuş, Cromwell'in Britanya'yı fetihinden kalan antik bir kalıntı.

Ein altes Relikt, angeblich von Hexenmeistern beschützt nach Cromwells Eroberung Britanniens.

Üstünde parlak bir kalıntı var.

Da ist etwas Glänzendes drinnen.

Hiç kan ya da sıvı izi yok, ama organik kalıntı olduğunu sanıyorum.

Keine Spur von Blut oder Flüssigkeit, aber einige organische Restpartikel.