karıştırılmış

Neden federal bir soruşturmaya karışıyorsun?

Wieso Sie eine Bundesuntersuchung behindern?

Yabancı radarlar elektronik sistemlerimizi karıştırıyor.

Außerirdische Scannerkonfiguration stört unsere Systeme.

Bir şey kafamı karıştırıyor.

Eine Sache verwirrt mich.

Sanki kolayla karıştırılmış.

Schmeckt wie Quasi-Cola.

Olayların karşısında her zaman sakinliğini koruyordun. Duygularını işe karıştırarak aklıselim davranamazsın.

Du bist immer emotionslos, jetzt verwickeln sich Gefuehle in deinen Gerechtigkeitssinn.

Aşağılık bir narkotik ajanı çöplüğünüzü karıştırıp duruyor.

Arschloch DEA-Agent, der in deinem Müll rumstochert

Galiba David isimleri karıştırdı.

Ich glaube, David verwechselte etwas.

Derek Watson, yakında şiddetli bir suça karışmak üzere.

Derek Watson wird an einem Gewaltverbrechen beteiligt sein.

Her şeyi birbirine karıştıran?

Der alles miteinander verwechselt?

Çekmecelerini karıştırıyor muyum Nick?

Durchsuche ich deine Schubladen, Nick?