kerevitleri

Kendi kızını bir kerevit çifliği için mi satacaktın?

Sie würden Ihre Tochter für eine Krebszucht hergeben?

Ve kerevitleri içinde su olmayan bir kaba koydum, anladın mı?

Ich schmiß ihn in den Topf, ohne Wasser, verstehste?

İlk denemesinde bir kerevit yakaladı.

Sie hat einen Flusskrebs gefangen.

Kerevit haşlama, isteyen?

Flusskrebs étouffée gefällig?

Evet, onları kerevit gibi yerim.

Ja, im Reisfeld Krebse fangen.

Evet, kerevit çiftliği.

Ja, eine Krebsfarm.

Biraz kerevit, biraz pirzola, evet.

Ja, essen Krebse und Spareribs.

Annem kerevitleri su kaynayan bir kaba koyardı.

Mama schmiß den Flußkrebs lebendig ins kochende Wasser.