Turkish-German translations for kutu:

Kisten, Kiste · Box · schachteln, Schachtel · Dose · Postfach · Dosen · Kästchen · schatulle · Kasten · Büchse · Kanister · Papierkorb · Feld · Etuis, Etui · Lade · Päckchen · other translations

kutu Kisten, Kiste

Artık seni hançerleyip kutuya kapatmak yok.

Kein "erdolcht-in-einer-Kiste" mehr für dich.

Cobb'un eşya kutusunu buldum.

Ich habe Cobbs Kiste gefunden.

Kutu B. lslanmış.

Kiste B. Verschmiert.

Click to see more example sentences
kutu Box

Kutuyu getireceğim ama zamana ihtiyacım var, anladın mı?

Ich hole lhre Box, aber ich brauche Zeit, verstanden?

İki Osgood, iki kutu.

Zwei Osgoods, zwei Boxen.

Kutu içinde bir arı mı? Evet.

Eine Biene in einer Box?

Click to see more example sentences
kutu schachteln, Schachtel

Hayır. Bir kutu çikolata.

Nein, eine Schachtel Schokolade.

Büyük balık, küçük balık, mukavva kutuda.

Großer Fisch Kleiner Fisch, Schachtel

Şuna bak, koca bir kutu.

Sieh her, eine ganze Schachtel.

Click to see more example sentences
kutu Dose

Büyük kutudan mı?

Eine große Dose?

Her şişeyi, her kutuyu.

Jede Dose, jede Flasche.

Sıradan bir talk pudrası kutusu.

Eine normale Dose Talkumpuder.

Click to see more example sentences
kutu Postfach

Paris'te bir posta kutusunda.

In einem Postfach in Paris.

Evet. Başka bir özel posta kutusu, New Jersey'de.

Es ist ein weiteres privates Postfach in New Jersey.

Son bilinen adresi Portland'daki bir posta kutusu.

Die letzte bekannte Adresse ist ein Postfach in Portland.

Click to see more example sentences
kutu Dosen

Üç kutu kremşanti istiyorum.

Ich brauche drei Dosen Schlagsahne.

Burada da o kutulardan var!

Da drin sind auch Dosen!

Dört kutu fasülye ve domates çorbası, üç kutu közlenmiş acı biber istiyoruz.

Er will vier Dosen Bohnen und Tomatensuppe, drei Dosen Chili.

Click to see more example sentences
kutu Kästchen

Herkesin bir kutusu vardır.

Jeder hat ein Kästchen

Şimdi kutuyu bana ver.

Jetzt gib mir das Kästchen.

Kutu bu kale duvarlarının içinde bunu hissediyorum.

Ich spüre, dass das Kästchen innerhalb der Schlossmauern ist.

Click to see more example sentences
kutu schatulle

Firavun'un ve Çariçe'nin asaları Altın Kartal kutusu ve Arap yıldızı!

Pharaozepter, Katharinas Stab, goldene Adler-Schatulle, Stern von Arabien!

Kutunun üzerindeki yazı Arapça ama Mağribi diyalektiğiymiş.

Die Schrift aufder Schatulle ist arabisch, aber im Mahgrebi-Dialekt.

Evet, o kutunun içindeki bir kutuda.

Ja. In einer Schatulle in dem Karton.

Click to see more example sentences
kutu Kasten

Bir kutu, bir kafes, hapishane.

Ein Kasten, einen Käfig, ein Gefängnis?

O küçük siyah kutu bütün radarlardan daha iyi.

Dieser kleine schwarze Kasten ist besser als jeder Radar.

Belki de Zek onlara sadece kutuyu verecek.

Vielleicht will Zek ihnen nur den Kasten geben.

Click to see more example sentences
kutu Büchse

Sadece dün götürdüğü, iki çift sosis, bir kutu da çilek!

Gestern zum Beispiel zwei Paar Würstchen und 'ne Büchse Erdbeeren.

Şamdanlar pirinçtendi ve yardım kutusu neredeyse boştu.

Kerzenhalter aus Messing und fast nichts in der Büchse.

Güzel bir kutu, değil mi?

Eine hübsche Büchse, nicht?

Click to see more example sentences
kutu Kanister

Sana başka bir kutu daha vereceğiz.

Wir geben Ihnen noch einen Kanister.

Bierko'nun o kutuları taşıması gerekiyor.

Bierko muss die Kanister transportieren.

Tositumomab, brakiterapi kutuları.

Tositumomab und Brachytherapie-Kanister.

kutu Papierkorb

Direkt çöp kutusuna attım.

Direkt in den Papierkorb.

Masanın yanında bir çöp kutusu var.

Neben dem Schreibtisch ist ein Papierkorb.

kutu Feld

O kutu Bali'den geldi.

Das Feld ist Balinesen.

kutu Etuis, Etui

Orijinal Shrek oyuncağını erişilmesi imkansız görünen kutusundan çalmışlar.

Die originale Shrek-Puppe wurde aus dem angeblich einbruchssicheren Etui gestohlen.

kutu Lade

Yüz dolarlık banknotlar halinde kutuları ambalajlayıp paletlere yükleyerek.

In Hundert Dollar Noten, eingeschweißt und auf Paletten geladen.

kutu Päckchen

Ve masanın üzerinde iki büyük şişe vardı. Limonata, kremalı bir pasta Sıcak çikolata, iki paket marshmallow, büyük bir kutu.

Und auf dem Tisch standen zwei Flaschen Limonade, eine Kremtorte, zwei Päckchen Schokolade, eine große Schachtel Marshmallows.