parlayan

Grace, seran uzay gemisi gibi parlıyor.

Ihr Gewächshaus leuchtet wie ein Raumschiff.

Parlayan gözler yok, iyileşme yok.

Keine glühenden Augen, keine Heilung.

Hayır, o parlıyordu.

Nein, sie glühte.

Senin parlayan aydınlığına.

Deine strahlende Helligkeit.

Çok hoş, ışıl ışıl parlıyor.

Sehr schön, schön funkelnd.

Göz farlarım parlıyor.

Meine Augenlider glänzen.

Parlayan çağrı cihazı.

Ein funkelnder Pager.

Uzun, kabarık saçları, parlayan kırmızı gözleri vardı ve köpeğimsi suratından kan akıyordu.

Lange, zottelige Haare, glühende rote Augen, und Blut tropft von seinem hundeartigen Gesicht herunter.

Parlayan bir şeyler görmek ister misin?

Würdest du gerne etwas Glänzendes sehen?

Parıl parıl parlayan onlarca altın.

Eine Menge reizendes, glänzendes Gold.