sağlayan

Hayvanları gözlemlemek, kritik bilimsel veriler sağlıyor.

Tierbeobachtung liefert entscheidende wissenschaftliche Daten.

Bir ittifak sağlamak, kalıcı barış sağlamak.

Eine Allianz schmieden, dauerhaften Frieden begründen.

Hayır, ortama uyum sağlamak istiyorum.

Nein, ich möchte mich optisch anpassen.

Her bağlantı bize yeni bir tecrübe sağlıyor.

Jede Verbindung wird uns neue Erfahrungswerte bringen.

Enerji tüyün, enerji tüyümün sesini bulmasını sağladı.

Dank deiner Energiefeder fand meine Energiefeder ihren Ausdruck.

UV ışığı yayılmasını sağlıyor.

Ist ein greller UV-Lichtstrahl

Benim görevim, daha tarafsız bir analiz sağlamaktı.

Ich sollte eine objektivere Analyse liefern.

Sence yaptığın bu klişe karikatür, dersimi geçmeni sağlayacak mı?

Glauben Sie, ein Comic-Klischee reicht für meinen Kunst-LK?

Tehdit, harekete geçmemizi sağlayacak bir bilgi değildir.

Eine Drohung ist keine verwertbare Information

Proksimal vasküler kontrol sağladığını söylüyor.

Sie sagte, sie bekommt proximale Gefäßkontrolle.