sadık

O kendi isteğiyle seçilmiş, sadık bir hizmetkar.

Sie ist eine willige Elevin, eine atemlose Teilnehmerin.

Bugün sadık konsey üyelerimin sadakat yeminlerini kabul edeceğim.

Heute werde ich Treueschwüre meiner treuen Berater annehmen.

Sadık kullarınız size hoş geldiniz diyorlar, Majesteleri.

Eure treuen Untertanen heißen Euch willkommen, Hoheit.

Ama benim sadık alıcılarım var.

Aber ich habe loyale Abnehmer.

Bazen bu köleler kaçıranlarına karşı sadık olurlar.

Manchmal bleiben diese Sklaven ihren Geiselnehmern treu.

Her zaman ona karşı sadık olacağım.

Ich werde ihm immer treu sein.

İkimiz de sadık devlet memurlarıyız.

Wir sind beide loyale Staatsdiener.

Ona çok sadıksın, değil mi?

Sie sind sehr loyal ihm gegenüber.

Çok kısa zamanda, çok sadık olmuşsunuz.

Sie sind sehr schnell sehr loyal.

Sadık bir evlat ise terörist.

Ein loyaler Sohn ein Terrorist.