taşımıştı

Hayati önem taşıyan bir istihbarata ulaştım.

Ich habe eine lebenswichtige Nachrichtenquelle entdeckt.

Herkes fildişi taşıyacak.

Jeder trägt Elfenbein.

Büyük ihtimal sırtta taşınan bir ilaç pompasıyla püskürtecekler.

Nein. Eher wird ihr Verteilmechanismus ein Rucksackzerstäuber sein.

Sivri dilli, kırmızı deri giyen, iki Agiel taşıyan kız.

Scharfe Zunge, rotes Leder, trägt zwei Strafer bei sich.

Buraya taşımak zorunda kaldık.

Wir mussten sie hierher verlegen.

Aslında hiç kimse bir çanta taşımıyordu.

Tatsächlich hatte keiner eine Aktentasche.

Bir ton şeftali, bir dolara toplanıp taşınıyor.

Eine Tonne Pfirsiche für einen Dollar.

Hepsi hastalık taşırlar, değil mi?

Alles Vektoren für Erkrankungen. Richtig?

Biz bize taşımak gerekir.

Wir müssen uns ranhalten.

Öyleyse taşıdığımız silahlar onlar için.

Dann ist unsere Waffenladung für ihn.