Turkish-German translations for yalnızca:

allein · ist · nur · können · bloß · lediglich · einzig · rein · ausschließlich · lauter · other translations

yalnızca allein

Lütfen beni yalnız bırakın!

Lasst mich bitte allein!

Bu yüzden yalnız çalışırım.

Deshalb arbeite ich allein.

Bir daha yalnız kalmak istemiyorum.

Ich will nie wieder allein sein.

Click to see more example sentences
yalnızca ist

Neden her zaman yalnız?

Warum ist sie immer allein?

O buraya yalnız geldi.

Er ist allein hier.

Kim olduğunu biliyoruz ve şu an yalnızca sunum hakkında konuşuyoruz.

Wir wissen, wer Sie sind und wir sprechen momentan nur über eine Präsentation.

Click to see more example sentences
yalnızca nur

Bu benim için zor bir durum ve ben Ben yalnızca Michiganlı bir kızım.

Das hier ist schwer für mich und ich ich bin nur ein Mädchen aus Michigan.

Biyometrik bir tasarım. Ve yalnızca Oren'in parmak iziyle açılıyor.

Biometrisches Design, und nur Orens Fingerabdruck wird es öffnen.

Şu an yalnız kalmak istiyorum, lütfen.

Ich will jetzt nur allein sein, bitte.

Click to see more example sentences
yalnızca können

Bir saat Yalnızca bir saat Her şeyi değiştirebilir

Eine Stunde eine Stunde kann alles verändern.

Daha sonra yalnız gel, bu akşam birlikte yemek yiyelim.

Komm später wieder, allein. Dann können wir zusammen essen.

En azından bir ay, belki de yalnızca iki hafta ve sonra okula dönebilirsin.

Höchstens einen Monat, vielleicht nur zwei Wochen, dann kannst du wieder in die Schule.

Click to see more example sentences
yalnızca bloß

Yalnızca bir refleksti.

Bloß nervöser Reflex.

O yalnızca bir dilenci.

Er ist bloß ein Bettler.

Ölüm son değil, ama yalnızca bir başlangıçtır.

Der Tod ist kein Ende, sondern bloß der Anfang.

Click to see more example sentences
yalnızca lediglich

Yalnızca bir hafta!

Lediglich eine Woche!

Yoksa yalnızca bir intikal mi?

Oder lediglich eine Bewegung?

Bu yalnızca bir Bay Reese.

Lediglich ein Konstrukt, Mr. Reese.

Click to see more example sentences
yalnızca einzig

Fakat antik mağara çizimleri ve taş oymalar, antik uzaylı kuramcılarını büyüleyecek yalnızca tek örnek biçimi miydi?

Aber sind antike Höhlenmalereien und Steinreliefe, die einzigen Sorten von Abbildungen, welche die Prä-Astronautik-Theoretiker faszinieren?

Bizi yalnızca bir şey uzak tutabilir, Horace ateşkes anlaşmamız.

Das einzige, was uns fernhält, Horace, ist unser Waffenstillstand

Goldman Sachs, John Paulson, ve Morgan Stanley yalnız değildi.

Goldman Sachs, John Paulson und Morgan Stanley waren nicht die Einzigen.

Click to see more example sentences
yalnızca rein

Bu yalnızca bir teori, daha önce hiç yapılmadı.

Das ist reine Theorie. Wurde noch nie gemacht.

Yalnızca yabancılar ve aptal Amerikalılar McCormick'in numaralarına kanar.

Nur Ausländer und beschränkte Amerikaner fallen auf McCormick rein.

yalnızca ausschließlich

Sıvılar arıtılır, elenir ve yalnızca yetkili tıp personeli tarafından transfer edilir.

Flüssigkeiten werden gereinigt, filtriert und ausschließlich von medizinischem Personal verpflanzt.

Yalnızca bu dokuz hasta hakkında.

Ausschließlich über diese neun Patienten.

yalnızca lauter

Dışkı çıkarmak gibi. Yalnızca daha yüksek sesle ve ağzından çıkarıyor.

Wie eine Verdauungsbewegung, nur lauter und aus seinem Mund.

Ayrıca adli tıbba göre Sjötorp'daki kan yalnızca file ait.

Laut Spurensicherung gab es Elefantenblut auf dem Hof von Sjötorp.