Turkish-German translations for yapmak:

machen · tun · können · werden · erledigen · schaffen · vor · bauen · treiben · anstellen · herstellen · durchführen · begehen · handeln · gründen · schiffen · geschehen · setzen · leiten · abhalten · erstellen · operieren · produzieren · erbauen · wirken · shoppen · erzeugen · ausführen · ausrichten · legen · veranlassen · vorgehen · tätigen · konstruieren · aufbauen · einrichten · installieren · anfertigen · ausüben · eröffnen · stecken · vornehmen · bereiten · stellen · Pipi machen · pissen · reparieren · austragen · errichten · leisten · posieren · tätig sein · verfahren · verrichten · erfolgen · other translations

yapmak machen

Ben bir avukata ihtiyacım yok. Ben yanlış bir şey yapmadım.

Ich brauche keinen Anwalt, ich habe nichts falsch gemacht.

Bizim için yapılmış.

Für uns gemacht.

Hayır, hayır, şaka yapıyorsun?

Nein, nein, machst du Witze?

Click to see more example sentences
yapmak tun

Yemin ederim, ben bir şey yapmadım!

Ich schwöre, ich habe nichts getan!

Diyelim ki eski bir askerlik arkadaşı için yapıyoruz.

Sagen wir einfach, wir tun's für einen Armeekameraden.

Zaten her şeyi yaptın.

Du hast schon alles getan.

Click to see more example sentences
yapmak können

Artık her zaman karaokede düetler yapabilirim.

Jetzt kann ich immer Karaoke-Duette singen.

Ben Dave Skylark ve ben herkesle röportaj yapabilirim.

Ich bin Dave Skylark und ich kann jeden interviewen.

Ben de öyle ama ne yapabilirim ki?

Genau wie ich, aber was kann ich tun?

Click to see more example sentences
yapmak werden

Ama işbirliği yapacaklar, değil mi?

Aber sie werden doch kooperieren, oder?

Will, ben asla yapamayacağım

Will, ich werde niemals

Dr. Shepherd, hareket yetisi var ve bunu yaparsanız hafızası

Dr. Shephard. Sie wird Bewegungs und Erinnerungslücken haben wenn Sie

Click to see more example sentences
yapmak erledigen

Hayır, öncesinde yapmam gereken bir şey daha var.

Nein, zuerst muss ich noch etwas erledigen.

Toplantıdan önce yapmam gereken binlerce şey var.

Ich muss vorher noch tausend Dinge erledigen.

Peki Tanrı aşkına, neden senin pis işlerini ben yapayım?

Und wieso um Himmels Willen sollte ich deine Drecksarbeit erledigen?

Click to see more example sentences
yapmak schaffen

Bir mucize için yapılmış bir yer.

Ein Ort wie für ein Wunder geschaffen.

Ama bir şekilde her zaman yapıyorsun.

Aber irgendwie schaffst du es immer.

İyi yaptın, tamam mı?

Du hast es geschafft, ok?

Click to see more example sentences
yapmak vor

Onun için yaptığın çok romantik bir şey. Onu takıntılı bir aşıktan kurtarmak

Sehr romantisch, was Sie für sie getan haben, sie vor einem besessenen Liebhaber zu retten.

Birkaç yıl önce kurucumuz olan Dr. Skarosa beklenmedik bir şey yaptı.

Vor ein paar Jahren tat Dr. Skarosa, unser Gründer etwas Unerwartetes.

Arthur Swenson'a bir yıl önce göz nakli yapılmış değil mi?

Arthur Swenson hatte vor einem Jahr eine Augentransplantation, stimmt's?

Click to see more example sentences
yapmak bauen

Su kemerleri yapmışlardı, sağlık önlemleri almışlardı.

Sie bauten Aquädukte, stellten sanitäre Einrichtungen bereit.

Gerçekten bir sal yapacağız?

Bauen wir wirklich ein Floß?

Belki buraya bir gün yazlık bir ev yaparız.

Vielleicht bauen wir hier mal ein Sommerhaus.

Click to see more example sentences
yapmak treiben

Karaborsa işi yapıyordum.

Ich treibe Schwarzhandel.

Asıl sen ne yapıyorsun burada?

Was treibst du denn hier?

Hala burada ne yapıyorsun Lenny?

Was treibst du noch hier, Lenny?

Click to see more example sentences
yapmak anstellen

Aileler çocukları yanlış bir şey yaptığında bilir.

Eltern wissen, wenn Kinder etwas Unrechtes anstellen.

Bu, "ben kötü bir şeyler yapmak üzereyim" yürüyüşü.

Das ist die "Ich werde etwas schlimmes anstellen" Gangart.

Şu üçüncü dünya pisliklerine bu işin nasıl yapıldığını gösterelim.

Zeigen wir diesen Dritte-Welt-Affen, wie man es anstellt.

Click to see more example sentences
yapmak herstellen

Mikro bombanın dış kabı bir tür ferromanyetik maddeden yapılmış olmalı.

Das Mikro-Bombengehäuse muss aus irgendeinem ferromagnetischen Material hergestellt sein.

O zaman bunu kim yaptı?

Wer hat ihn dann hergestellt?

Çünkü içerisindeki ölümcül kromu fare zehri ve yapay tatlandırıcı yapmak için kullanabiliriz.

Weil wir können das tödliche, tödliche Chrom herausschmelzen, um Rattengift und künstliche Süßstoffe herzustellen.

Click to see more example sentences
yapmak durchführen

İlk yapmamız gereken tam bir nörografik tarama yapmak.

Zunächst sollten wir eine Serie neurografischer Scans durchführen.

Ve yapmam gereken bazı değişiklikler var.

Ich muss einige Änderungen durchführen.

Bunu hemen yapmalıyız. . bence.

Wir sollten sie sofort durchführen.

Click to see more example sentences
yapmak begehen

O zaman ölümcül bir hata yapıyorsunuz.

Dann begehen Sie einen fatalen Fehler.

Büyük bir hata yapıyorsunuz cadılar!

Ihr Hexen begeht einen schweren Fehler!

Genetik sahtekarlığı yapıyoruz.

Wir begehen Genmanipulation.

Click to see more example sentences
yapmak handeln

Pekâlâ, belki de doğru olanı yaptın

Vielleicht haben Sie richtig gehandelt

Doğru olanı yaptın tatlım.

Du hast richtig gehandelt, Süße.

Ve bunu tek başına yaptın.

Und du hast alleine gehandelt?

Click to see more example sentences
yapmak gründen

Tanner yalancı ve bir yılan ayrıca nedensiz hiçbir şey yapmaz.

Tanner ist ein Lügner und eine Schlange und er macht nichts ohne Grund.

Bu bizim yaptığımız bir salgın ama iyi olanı. Doğru amaçlar için.

Das ist unsere Version einer Seuche, aber eine gute, eine aus den richtigen Gründen.

Danny her ne yaptıysa bunun için bir nedeni olduğuna eminim.

Was immer Danny getan hat, ich bin sicher, er hatte einen Grund dafür.

Click to see more example sentences
yapmak schiffen

Geordi, Gul Lemec'in gemisine gizli bir tarama yapmanı istiyorum.

Machen Sie einen diskreten Scan von Gul Lemecs Schiff.

Sonar, komuta odası. O gemi ne yapıyor?

Sonar, Con. Was macht das Schiff?

Bu gemi savaşmak için yapılmış.

Das Schiff ist zum Kämpfen konstruiert.

Click to see more example sentences
yapmak geschehen

Yemin ederim, hiç bir şey olmadı ben hiç bir şey yapmadım.

Ich schwöre, es ist nichts geschehen. Ich habe nichts gemacht.

Bu gece yapılması gerekiyor.

Es muss heute Nacht geschehen.

Bir şeyler yapmalıyız, Serge.

Es muss etwas geschehen, Serge.

Click to see more example sentences
yapmak setzen

Rachel, şayet Jesse Ryan sana baskı yapıyorsa

Rachel, setzt dich Jesse Ryan unter Druck?

Bu eski naif çizimde bir büyücü ve bir cadı bir kasabayı ateşe veren büyüler yapıyorlar.

In dieser alten, naiven Zeichnung setzen ein Zauberer und eine Hexe, Flüche werfend, eine Stadt in Brand.

Sana kim baskı yapıyor, Karen?

Wer setzt Dich unter Druck, Karen?

Click to see more example sentences
yapmak leiten

Kalkış hazırlığını yap.

Leite Startfolge ein.

Burada bir yapıyoruz, Michelle.

Wir leiten hier ein Geschäft, Michelle.

Benim annem Borrego'da biyosferik bir kubbenin içinde ses banyosu yapıyor.

Meine Mutter ist in Borrego und leitet eine Meditation in einer Glaskuppel.

Click to see more example sentences
yapmak abhalten

Bir basın toplantısı yapmamız gerekiyor.

Wir müssen eine Pressekonferenz abhalten.

Bir cenaze töreni yapmamız gerekecek tabii ki.

Wir müssen natürlich ein Begräbnis abhalten.

Göndermem gereken e-postalarım var. Yapmam gereken canlı görüşmeler var.

Ich muss E-Mails verschicken, ich muss Telefonkonferenzen abhalten.

Click to see more example sentences
yapmak erstellen

Burada onlardan çok var ama bir liste yaparız.

Wir haben hier viele davon, aber wir erstellen eine Liste.

Sence Caleb ne kadar hızlı kopyasını yapabilir?

Wie schnell glaubst du, kann Caleb eine Kopie erstellen?

Bir liste yapın.

Erstellt eine Liste.

Click to see more example sentences
yapmak operieren

Ameliyatı Doktor Yang yaptı.

Dr. Yang hatte operiert.

Silahlı bir adamı asla ameliyat yapmam.

Niemals einen Mann mit Pistole operieren.

Hatta kediye ameliyat bile yaptılar.

'Sie haben die Katze sogar operiert.'

Click to see more example sentences
yapmak produzieren

Ve bende prodüktörlüğünü yaptığım yeni bir film için araştırma yapıyorum

Und ich mache Recherchen für einen Film, den ich produziere.

Bu yüzden Harry, Bay Aşk Delisi'ni benimle yapacak. Chili Palmer'la değil.

Deshalb wird Harry Mr. Lovejoy mit mir produzieren, und nicht mit Chili Palmer.

Dr. Goldstein, bizim yaptığımız

Dr. Goldstein. OK, wir produzieren

Click to see more example sentences
yapmak erbauen

O yazlık sarayı annem için yapılmıştı!

Der Sommerpalast wurde für meine Mutter erbaut.

'Kubilay Han Xanadu' da, görkemli bir zevk kubbesi yapılmasını buyurdu'

In Xanadu hat Kubla Khan ein stattlich Lustschloss sich erbaut:

Ne zaman yapıldı bu ev?

Wann wurde das Haus erbaut?

Click to see more example sentences
yapmak wirken

Konfor morfin etkisi yapıyor.

Eine Daunendecke wirkt wie Morphium.

Bu şekilde büyü yaptın.

So hast du Magie gewirkt.

Aleister bütün cadıları öldürmek için bir büyü yapacak.

Aleister wird einen Zauber wirken, um alle Hexen zu töten.

Click to see more example sentences
yapmak shoppen

Alışveriş yaparız belki. Kısa bir şey arıyorum ben

Wir könnten shoppen gehen, ich suche etwas Kurzes

Benim için bu yüce güç alışveriş yapmak.

Für mich ist Shoppen diese höhere Macht.

Ama önce biraz alışveriş yapmam lazım.

Aber erst gehe ich etwas shoppen.

Click to see more example sentences
yapmak erzeugen

Bu çok ince bir pudra, çok transparan ve kesinlikle allerji yapmaz.

Das hier ist ein sehr feiner Puder, durchsichtig und erzeugt keine Allergien.

O yansımayı sen yaptın, değil mi?

Du hast das Spiegelbild erzeugt, oder?

Evet, Hephaestus kaliteli işler yapıyor.

Ja, Hephaistos erzeugt Qualität.

yapmak ausführen

Teslimat otomatikman yapıldı.

Lieferung automatisch ausgeführt.

Üzgünüm. Arkadaşımın ve benim yapmamız gereken anlamsız, tekrarlı işlemler var.

Mein Freund und ich müssen jetzt geistIose WiederhoIungsarbeiten ausführen.

Elspeth onu kullandı ve atışını yaptı.

Elspeth verwendete ihn um den Mord auszuführen.

yapmak ausrichten

Peki Ken kendi başına ne yapabilir?

Und was kann Ken alleine ausrichten?

Polis öyle birine karşı ne yapabilir ki?

Was soll die Polizei gegen so jemanden ausrichten?

Aslında, optik birleştirmede hata yapmışsın.

Die Baugruppe ist falsch ausgerichtet.

yapmak legen

Gece gece bahçede çiçeklendirme, çölekçilik filan yapıyorsun. Bir de Latin Edebiyatı okuyorsun.

Du legst einen Garten mit Nachtblühern an, töpferst, liest lateinische Literatur.

Ve bana bir iyilik yapın şekerler, Johnny için bir tane çikolatalı ayırın.

Und tu' mir einen Gefallen, Süße legen einen Schoko-Cupcake für Johnny zur Seite.

Temyize başvurdu ve üçüncü bir duruşma yapıldı.

Er legte Berufung ein und bekam einen dritten Prozess.

yapmak veranlassen

Bir otopsi yapılmasını istiyoruz.

Wir möchten eine Autopsie veranlassen.

Bunu sana kim yaptırıyor?

Wer hat dich hierzu veranlasst?

Dün, Capitol'de yapılan bir kurtarma operasyonuna yetki verdim.

Gestern veranlasste ich eine Rettungsaktion im Kapitol.

yapmak vorgehen

Peki o zaman, söyle bana. Katil bunu nasıl yapıyor?

Okay, dann erzähl mir wie ist der Killer vorgegangen?

Evet Bay Ness ama bunu nasıl yapacaksınız?

Ja, aber Mr. Ness, wie wollen Sie dabei vorgehen?

Tamam, işte böyle yapacağız Paul.

Okay, Paul, wir werden so vorgehen.

yapmak tätigen

Afedersin paşam. Bir telefon görüşmesi yapabilir miyim?

General Murchison, kann ich einen Anruf tätigen?

Sanırım Bay Hunt isimsiz bir bağış yapması için ikna edilebilir.

Ich denke, Mr. Hunt kann davon überzeugt werden eine anonyme Spende zu tätigen.

Arama yapabilen ve alabilen akıllı telefon.

Smartphones, die Anrufe tätigen und empfangen können.

yapmak konstruieren

Sonny, Dr. Lanning seni niye yaptı, biliyor musun?

Sonny, weißt du, warum Dr. Lanning dich konstruiert hat?

Bu gemi savaşmak için yapılmış.

Das Schiff ist zum Kämpfen konstruiert.

yapmak aufbauen

Seni tekrar yapmamız gerekecek.

Wir müssen dich wieder aufbauen.

O bir tapınak yapacak.

Er wird den Tempel aufbauen.

yapmak einrichten

Zor-El benim için bir kaçış geçidi yapmış.

Zor-El hat mir ein Notportal eingerichtet.

Şey, Juan Antonio ve Maria Elena benim için bir karanlık oda yaptılar.

Juan Antonio und Maria Elena haben mir eine Dunkelkammer eingerichtet.

yapmak installieren

Argo Uydusu'nun elektronik işlerini Bay Knapp'ın firması yaptı.

Mr. Knapps Firma installierte die Elektronik des Argo-Satelliten.

Tek yapmam gereken içeri girmek ve bir virüs yüklemek.

Ich muss mich nur reinschleichen und einen Virus installieren.

yapmak anfertigen

Sonuçlar göstermiş ki, Bombalar Kuzey Kore'de yapılmış.

Die Resultate besagen, die Bomben wären in Nord-Korea angefertigt.

Jo bana yeni bir gün ışığı yüzüğü yaptı.

Jo hat mir einen neuen Tageslichtring angefertigt.

yapmak ausüben

Bana beş kere oral seks yaptı.

Sie hat fünf Mal oralen Sex ausgeübt.

Bahse girerim ki, hâlâ karatemi yapıyor oluyordum.

Ich wette, ich würde immer noch mein Karatey ausüben.

yapmak eröffnen

Şu an Bobby de ben de, Southland'deki ilk USIDent tesisi açılışını yapacağımız için çok gururluyuz.

Bobby und ich sind so stolz, dass wir die erste USIDent-Einrichtung hier in Southland eröffnen dürfen.

Iquitos'da bir opera binası yaptıracağım, ve açılışını da Caruso yapacak.

Ich werde in Iquitos eine Oper bauen, und Caruso wird sie eröffnen.

yapmak stecken

Eğer senin kız kardeşinse o zaman bunu neden yapıyor?

Wenn deine Schwester dahinter steckt, wieso tut sie das dann?

Çünkü karnına demir saplanmıştı ve ben öyle bir şey yapmam.

Weil in ihr ein Moniereisen steckt und so etwas würde ich nicht tun.

yapmak vornehmen

Bir rezervasyon yaptırmak isterdim.

Ich möchte eine Reservierung vornehmen.

Değişimi tam olarak ne zaman yapacağını biliyoruz.

Wir wissen genau, wann er den Austausch vornehmen wird.

yapmak bereiten

Şunu iki jumper yap.

Bereite Zwei Jumper vor.

yapmak stellen

Bu nedenle kahve yaparken filtre kullanıyoruz.

Deswegen stellen wir die Kaffeefilter zum Kaffee.

yapmak Pipi machen

Sen fırçala, sen çişini yap, Ben çıkıyorum.

Du kämmst, du machst pipi, ich werde einfach

yapmak pissen

Bak, eskimo çiş yapıyor.

Schau, ein Eskimo, der pisst.

yapmak reparieren

Fotokopi makinesi tamircisi ya da ayak işi yapacaksın?

Willst du Kopierer reparieren, oder Laufbursche machen?

yapmak austragen

Ondan önce de gazete dağıtımı yapardım.

Und davor habe ich Zeitungen ausgetragen.

yapmak errichten

Çapraz ateş oluşturabileceğimiz gözetleme kuleleri yapacağız ve

Wir errichten Wachtürme mit überlappenden Schussfeldern und

yapmak leisten

Intel'in mikro işlemciler için yaptığını ev bilgisayarları için yapacağız.

Was Intel für den Mikroprozessor tut, leisten wir für den Homecomputer.

yapmak posieren

Gösteriş yapıyor dansçı gibi.

Er posiert. Wie eine Tänzerin.

yapmak tätig sein

Bayan Tousignant benim vekilim olarak görev yapacak.

Ms. Tousignant wird als meine Stellvertreterin tätig sein.

yapmak verfahren

Belki biz de öyle yapmalıyız, değil mi?

Sollten wir nicht auch so verfahren?

yapmak verrichten

Anadan üryan dolaşıyorlar ve tuvaletlerini orta yere yapıyorlar.

Sie laufen völlig unbekleidet herum und verrichten ihr Stikem öffentlich.

yapmak erfolgen

Ödemeler otomatik yapılıyor olabilir.

Die Zahlungen könnten automatisch erfolgen.