Turkish-German translations for yemek:

essen · Kochen · Orten · fressen · mahlzeit · Nahrung · bekommen · einnehmen · tisch · Küche · Mahle, Mahl · Lebensmittel · futtern · Gerichte, Gericht · befinden · speisen · verspeisen · erwarten · empfangen · begrüßen · liegen · other translations

yemek essen

Bir kuş gibi yemek deyimini gerçekten biraz yanlış buluyorum çünkü kuşlar gerçekten çok fazla yerler.

Wie ein Vögelchen essen" ist ein ziemlich unzutreffender Ausdruck, denn Vögel fressen wirklich eine Menge.

Her şeyi yerim.

Ich esse alles.

Silahlar, yemek, ilaçlar.

Waffen, Essen, Medizin.

Click to see more example sentences
yemek Kochen

Daha önce hiç yemek yapmadım.

Ich hab noch nie gekocht.

Saatlerce yemek pişirdim. Yapma.

Ich hab stundenlang gekocht.

Sana geleneksel İtalyan yemeği hazırlamak istedim sosisli Rigatoni, parmesanlı tavuk.

Ich wollte dir ein traditionell italienisches Abendessen kochen. Rigatoni mit Würstchen, Hühnchennudeln.

Click to see more example sentences
yemek Orten

Almanya karanlık bir yerdi benim için.

Deutschland ist ein dunkler Ort für mich.

Tüm Hindiçinliler için kutsal bir yerdir.

Ein heiliger Ort für alle Annamiten.

Chicago büyülü bir yerdir.

Chicago ist ein magischer Ort.

Click to see more example sentences
yemek fressen

Bir kuş gibi yemek deyimini gerçekten biraz yanlış buluyorum çünkü kuşlar gerçekten çok fazla yerler.

Wie ein Vögelchen essen" ist ein ziemlich unzutreffender Ausdruck, denn Vögel fressen wirklich eine Menge.

Her hafta bize yemek verecek yeni enayileri getiren, yeni karavanlar olacak.

Jede Woche bringen uns neue Idioten in neuen WohnmobiIen Fressen.

Beni yemek mi istiyorsun?

Du willst mich fressen?

Click to see more example sentences
yemek mahlzeit

Hafif bir yemek yeriz diye düşündüm.

Ich dachte, eine leichte Mahlzeit

Üç öğün yemek veriyoruz;

Wir servieren drei Mahlzeiten:

Çorba bir yemek değildir.

Suppe ist keine Mahlzeit.

Click to see more example sentences
yemek Nahrung

Yemek, barınak, sıcaklık hatta şiir.

Nahrung, Obdach, Wärme, sogar Poesie.

Yemeğe ihtiyacı var.

Sie braucht Nahrung.

Doğal yemekler yiyin, çünkü Bay Diş Çürüğü'nü yenmeliyiz.

Eßt natürliche Nahrung, denn wir müssen Mr. Zahnfäule verkloppen.

Click to see more example sentences
yemek bekommen

Ayda iki kez yemek karnesi alırım.

Ich bekomme zweimal monatlich Essensmarken.

Bu Vin'in kedisi Felix. Kendisi kaliteli kedi maması yerken Vin sardalya yer.

Das ist Vins Kater Felix, der Gourmet-Katzenfutter bekommt, während Vin Sardinen isst.

Sen vejeteryan burger yersin.

Du bekommst einen Garten-Burger.

Click to see more example sentences
yemek einnehmen

Joe benim yerime geçmeden önce onu ben fikfikliyordum.

Ich habe sie gebumst, bevor Joe meine Stelle einnahm.

O zaman neden yerime geçmeye çalışıyorsun?

Warum versuchst du dann, meinen Platz einzunehmen?

Ben de seve seve senin yerini alacağım.

Und ich werde gerne deinen Platz einnehmen.

Click to see more example sentences
yemek tisch

Sağ ol ama yemek rezervasyonumuz var.

Danke, aber wir haben einen Tisch reserviert.

Seni masanın altında bile yiyebilirim Roy Harper.

Ich könnte dich unter den Tisch essen, Roy Harper.

Ve güzel bir yemek için masayı hazırlayacaksın.

Und decke den Tisch für ein anständiges Essen.

Click to see more example sentences
yemek Küche

İtalyan yemeği sever misiniz?

Mögen Sie italienische Küche?

Belki de "yerel yemekler" yüzündendir.

Vielleicht ist es die regionale Küche.

Benim mutfağım bizim takılma yerimiz.

Meine Küche ist unser Lieblingstreff.

Click to see more example sentences
yemek Mahle, Mahl

Güzel bir yemek lordum.

Ein gutes Mahl, Mylord.

Mükellef bir yemek istiyoruz. Ve tamamen müessesenin davetlisi olarak.

Wir wollen ein reichliches Mahl und ein paar Liebenswürdigkeiten vom Hause.

Bobbi, bu leziz yemek için çok teşekkürler.

Bobbi, danke für dieses köstliche Mahl.

Click to see more example sentences
yemek Lebensmittel

Yemek ve kinin yükleyip Corregidor'a götürmek üzere emir aldım.

Ich soll Lebensmittel und Chinin nehmen und nach Corregidor bringen.

Sen buna yemek mi diyorsun?

Das nennst du Lebensmittel?

Yarın sırf organik yemek verelim.

Morgen kriegen sie nur Bio-Lebensmittel.

Click to see more example sentences
yemek futtern

Yemek ister misin Church?

Willst du Futter, Church?

Seni o köprüde bıraksaydım, Kona'ya yemek olacaktın.

So wie du auf der Brücke Kona-Futter gewesen wärst!

Yarasalar için daha fazla yemek mi?

Mehr Futter für die Fledermäuse?

Click to see more example sentences
yemek Gerichte, Gericht

Her yemek bir sanat eseri.

Jedes Gericht ist ein Kunstwerk.

Bir Bajoran yemeği, çok baharatlıdır.

Ein bajoranisches Gericht. Sehr pikant.

Bugün, dört çeşit yemek yapacaksınız.

Heute werden Sie vier Gerichte zubereiten.

Click to see more example sentences
yemek befinden

Tuvok, bu modülün bir yerlerinde uyumlu bir mikro-güç kanalı olmalı.

Tuvok, in diesem Modul müsste sich eine kompatible Leitung befinden.

Çünkü bugün Los Angeles'ın bir yerinde bir nükleer bomba patlayacak.

Weil sich irgendwo in L.A. eine Atombombe befindet, die heute explodieren soll.

Gezegen sabit bir yörüngeye yerleşmiş gibi görünüyor.

Der Planet befindet sich in einer stabilen Umlaufbahn.

Click to see more example sentences
yemek speisen

Ayrıca burada yemekte var.

Wir haben hier auch Speisen.

Her öğün acılı yemekler yiyorlar.

Sie essen täglich heiße, würzige Speisen.

Sanırım, yarın akşam çok farklı bir akşam yemeği yiyeceğim.

Morgen Abend werde ich wohl etwas anderes zu Abend speisen.

yemek verspeisen

Muhtemelen kurtlar onu canlı canlı yerdi

Wölfe würden ihn vermutlich lebendig verspeisen!

Hayır. Hayır, sen seninkileri yedin.

Nein, Sie haben Ihre verspeist.

Evet, King Shark az kalsın Flash'ı yiyordu.

King Shark hat beinahe Flash verspeist.

yemek erwarten

Bay Luyan beni yemeğe bekliyordu.

Mr. Lundy erwartet mich zum Essen.

Bak, bu akşam, seni yemeğe bekliyor.

Er erwartet dich zum Abendessen.

yemek empfangen

Torres'den Köprü'ye, örnek alındı.

Torres an Brücke. Trümmerprobe empfangen.

yemek begrüßen

Herkes Ricardo Trogi'ye merhaba desin.

Wir begrüßen also alle Ricardo "Trodschi".

yemek liegen

Asansör anahtarını eski yerinde bırakmıştın.

Du hast deinen Aufzugsschlüssel liegen gelassen.