Turkish-German translations for yer:

Orte, Ort · Platz · Boden · Land · Erde · Raum · Plätze · Stelle · legen · Teil · position · Gegenden, Gegend · Grund · Standorte, Standort · Stätten, Stätte · stellen · Fußboden · Lage · Sitzplatz · Erdboden · Stellungen, Stellung · ersetzen · Fußbodenheizung · other translations

yer Orte, Ort

Ama onlar için güvenli bir yer bulmaya çalışıyoruz.

Aber wir wollen einen sicheren Ort für sie finden.

Dün gece rüyamda aynı yeri gördüm.

Gestern träumte ich vom gleichen Ort.

Sizi çok özel bir yere götürüyorum.

Ich bringe euch an einen besonderen Ort.

Click to see more example sentences
yer Platz

Paradeen'de bir şey kalmadı Sarah'nın babası ve çocuklar için bir yer dışında.

Auf Paradeen ist nichts übrig außer Sarahs Vater und ein Platz für die Kinder.

Herkes için yeterince yer var.

Wir haben Platz genug für alle.

Eflatun ve Aristo için her zaman bir yer vardır.

Es ist immer Platz für Plato und Aristoteles.

Click to see more example sentences
yer Boden

Londra tamamen çelik, cam ve yerleri seramik bir dişçi

London. Eine Zahnarztpraxis mit Stahl und Glas und gewachsten Böden.

Herkes yere yatsın! Aşağı!

Alle runter auf den Boden!

Temiz yerleri kim sevmez değil mi?

Denn wer mag keine sauberen Böden?

Click to see more example sentences
yer Land

İskandinav ülkelerinin uğrak yeri olacak.

Hier? Ein Freizeit-Nirvana für nordische Länder.

Vahşi çiçekler, hilal ay, kırmızı dünya solan gök, solan yer, yeşil köksüz otlar

Blumen, Halbmond, rote Erde, schwindender Himmel und schwindendes Land, wurzelloses Gras

Birkaç gün içinde, o yeraltı sığınaklarının içinde olmak tüm ülkedeki tek güvenli yer olacak.

In einigen Tagen wird der Aufenthalt in diesen Bunkern der einzige sichere Platz im ganzen Land sein.

Click to see more example sentences
yer Erde

Shrill böcekleri yer altında yaşar.

Schrill-Sporen wachsen unter der Erde.

Hilal ay, kırmızı dünya, solan gök, solan yer, yeşil köksüz otlar, yakında.

Halbmond, rote Erde, schwindender Himmel und schwindendes Land, wurzelloses Gras, er ist nahe

Vahşi çiçekler, hilal ay, kırmızı dünya solan gök, solan yer, yeşil köksüz otlar

Blumen, Halbmond, rote Erde, schwindender Himmel und schwindendes Land, wurzelloses Gras

Click to see more example sentences
yer Raum

Bu yer Junior'ın annesine mi aitmiş?

Dieser Raum gehörte Juniors Mutter?

Senin yerin, senin kuralların.

Dein Raum, deine Regeln.

O coşkuyu karanlık bir yerde dengelemek zorundayım.

Und ich muss dieses Überschäumen mit dunklen Räumen kompensieren.

Click to see more example sentences
yer Plätze

Dört aday, üç kişilik yer.

Vier Kandidaten, drei Plätze.

Yer değiştirmek ister misin?

Möchten Sie Plätze tauschen?

Çabuk, orda iki kişilik yer var!

Schnell, da sind zwei Plätze!

Click to see more example sentences
yer Stelle

Donna durmadan bu yer hakkında soru soruyor ben de konuşmak istemiyorum.

Donna stellt ständig Fragen über diesen Ort, und ich will einfach nicht darüber reden.

Belki de yanlış yeri kazıyoruzdur.

Vielleicht haben wir die falsche Stelle.

Evet ve bu yavru midyeler bulundukları yerde büyür.

Ja, und diese Baby-Rankenfußkrebse wuchsen an ihrer Stelle.

Click to see more example sentences
yer legen

Önce başka bir yere daha uğrayacağız.

Wir legen noch einen Zwischenstopp ein.

Şimdi, kılıcını yere indir.

Jetzt lege dein Schwert nieder.

Vincent deli gibi horluyor, Maddy'nin uykusu tavşan uykusu gibi ve Frances de, eğer birini uyandırırsam beni bir yere kelepçeler, çünkü kaptan o

Vincent schnarcht wie verrückt, Maddy hat einen seichten Schlaf und Frances kann mich in Ketten legen, wenn ich wen aufwecke, denn sie ist der Captain.

Click to see more example sentences
yer Teil

O parçalar her yerde vardır!

Diese Teile gibt es überall!

O Khitomer'e yapılan korkakça saldırıda yer aldı.

Er nahm auf Khitomer an einem feigen Angriff teil.

En iyi yeri

Der beste Teil

Click to see more example sentences
yer position

Çok geçmeden bu tüylü sahtekarlar her yerde önemli pozisyonlara sızıyorlardı.

Diese fedrigen kleinen Gauner unterwanderten bald überall wichtige Positionen.

Her yerde güçlü mevkileri ele geçiriyorlar.

Sie besetzen überall einflussreiche Positionen

Masaka ve Korgano, yer değiştiriyorlar.

Masaka und Korgano tauschen ihre Positionen.

Click to see more example sentences
yer Gegenden, Gegend

Gerçekten çok sessiz bir yer.

Es ist eine sehr ruhige Gegend.

Ya herkes ıkramiyesiyle buradan ayrılıp daha "cazip" bir yere yerleşmeye karar verirse?

Was passiert, wenn jeder hier wegzieht und sich in einer besseren Gegend niederlässt?

Hidden Hills, Calabasas gibi bir yerin iyi bir bölümünde, değil mi?

Nette Gegend Hidden Hills, Calabasas oder etwas in der Art?

Click to see more example sentences
yer Grund

Bildiğin gibi, Evelle ve ben bir neden olmadan bir yere gitmeyiz.

Wie du weißt, gehen Evelle und ich nirgends hin ohne einen Grund.

Evet, ama ben her zaman sebepsiz yere işler yaparım.

Ja, aber ich tue andauernd Dinge ohne Grund.

Henüz yok ama sebep orada bir yerde.

Noch nicht, aber der Grund ist da.

Click to see more example sentences
yer Standorte, Standort

Oldukça pahalı bir yer.

Es ist ein teurer Standort.

Alistair, neden hala bir yer belirleyemedik?

Alistair, warum haben wir noch keinen Standort?

En büyük başarısının yeri, Samaritan'ın.

Den Standort seines größten Erfolges, Samaritan.

yer Stätten, Stätte

Kadim bir ruhani inziva yeri, Kolinahr ve huzurlu bir meditasyon için eski bir uzak Tapınak.

Es ist ein altes spirituelles Refugium. Eine entlegene Stätte für Kolinahr und friedvolle Meditation. Kolinahr?

Burası bir tapınak. Kutsal bir yer.

Das ist eine heilige Stätte.

Bağışlama belgeleriyle. Kutsal yerlere hac yapmakla.

Ablassbriefe und Pilgerfahrten zu heiligen Stätten.

yer stellen

Güvenli sanılan yerler geçilmez olur.

Gefahrlose Stellen werden unpassierbar.

Ama kirli yerleri bana bırakın.

Aber lasst mir die schmutzigen Stellen.

Onu yere bırak Homn.

Stellen Sie es hin, Homn.

yer Fußboden

Bir süre yerleri cilaladım. Çöpleri boşalttım.

Ich bohnerte den Fußboden, entsorgte den Müll.

Benim büyük bir yatağa ihtiyacım yok her zaman yerde yatarım!

Ich brauche kein King-Size-Bett. Ich schlafe immer auf dem Fußboden.

yer Lage

İKİNCİ TAŞIN BULUNDUĞU YER

LAGE DES ZWEITEN MONOLITHS

Her yerde keçi ve koyunlar parçalanmış.

Überall lagen Ziegen und Schafe.

yer Sitzplatz

Dikkat, Kmart müşterileri, oturacak yer bulalım, lütfen.

Achtung, Kmart-Einkäufer, such dir bitte einen Sitzplatz.

Oturacak yer mi arıyorsunuz Teğmen?

Suchen Sie einen Sitzplatz, Lieutenant?

yer Erdboden

Amelia yer yarıldı içine girdi, Pete.

Amelia ist vom Erdboden verschwunden, Pete.

yer Stellungen, Stellung

Türklerin orada her yerde makinelileri var.

Die Türken haben bestimmt überall MG-Stellungen.

yer ersetzen

İstikrar, ekonomik verimlilik ve temsili demokrasi yanılsamaları ekonomik kriz, savaş ve terörle yer değiştirdi terör gibi savaş ile.

Die Illusionen der Stabilität, der ökonomischen Effizienz, und der repräsentativen Demokratie, wurden durch Krise, Krieg und Terror ersetzt mit Krieg als Terror.

yer Fußbodenheizung

Ev yerden isitmali, istedigin dereceye ayarla.

Die Fußbodenheizung lässt sich regulieren.