blendende

Ich sehe ein helles Licht. Ein blendendes Licht.

Beyaz, parlak, kör edici bir ışık görüyorum.

New York Knights Kanonenschläger Roy Hobbs ist ein blendendes Beispiel für seine jungen Fans.

New York Knights'ın olağanüstü vurucusu Roy Hobbs. Genç hayranları için parlak bir örnek.

Alis Erfahrung gegen Jugend und brutale Kraft und blendendes Tempo.

Muhammed Ali'nin deneyimi gençlik, kaba kuvvete ve müthiş hıza karşı.

Nur einen Ohrring. So einen langen, dünnen Blendenden.

Sadece bir kulağında uzun; ince ve göz kamaştırıcı

Wie eine blendende Erkenntnis, wie reine Wahrheit.

Körleştiren bir kavrayış gibi, saf gerçeklik gibi.