ganz için Almanca-Türkçe çeviriler:

oldukça · bütün · tümüyle, tüm · çok · tam · iyice · tamamen · her · tamam · hepsi, hep · sağlam · diğer çevirileri

ganz oldukça

Diese ganze Sache ist eine interne Streitkräfte Rivalität.

Tüm bu olanlar bir tür kuvvetler arası rekabet.

Also Denkst du, dass du ganz tapfer sein und das Richtige tun kannst?

O yüzden sence doğru şeyi yapmak için çok cesur olabilir misin?

Ganz oben José Ortega y Gasset. Marañón und Pérez de Ayala.

İlk olarak Ortega y Gasset Gregorio Maranon ve Perez de Ayala.

ganz bütün

Ein paar Luxuslimousinen, Widescreen-Fernseher, vielleicht ein paar Kanister Wodka, vielleicht auch ein ganzes Containerschiff.

Birkaç sedan araba, renkli geniş ekran televizyon falan. Belki bir kaç koli votka, belki de bütün gemiyi.

Aber Hannah bringt heute Abend ihre ganzen Sachen vorbei.

Ama Hannah, bu gece bütün eşyalarını getirecek.

Die ganze Sache ist wie ein einziger großer Test.

Sanki bir sınav. Bütün her şey, büyük bir sınav gibi.

ganz tümüyle, tüm

Diese ganze Sache ist eine interne Streitkräfte Rivalität.

Tüm bu olanlar bir tür kuvvetler arası rekabet.

Milchkühe bleiben angekettet in ihren Ställen, den ganzen Tag, ohne Auslauf.

Sağılan inekler kelepçeli tutuluyorlar. ahırlarında, tüm gün, egzersiz yapamadan.

Die Forstverwaltung bepflanzte dieses ganze Gebiet systematisch neu.

Ormancılık Komisyonu sistematik olarak bu alanın tümünü tekrar ağaçlandırdı.

ganz çok

Dieser ganze Soldaten-Macho-Mist ist schlecht für meine Hände.

Bu maço askerlik muhabbeti ellerim için çok zararlı.

Das Ganze tut mir schrecklich Leid, Mr. McNulty, aber unsere Aufgabe ist es, Arbeitssuchende zu vermitteln.

Her şey için çok üzgünüm Bay McNulty ama burada bizim için önemli olan başvuranlara bulabilmektir.

Für eine Magd stellst du ganz schön viele Fragen.

Bir hizmetçi için çok fazla soru soruyorsun.

ganz tam

Eine ganze menschliche Kolonie, eine ganze Siedlung,

Tüm bir insan kolonisi, bir yerleşim biriminin tamamı,

Hinterm rechten Schenkel, aber eigentlich, das ganze Hinterviertel.

Sağ kalçamın arka kısmı ama tam olarak baldırın tamamı.

Das ist nicht Las Vegas. Und auch nicht ganz legal.

Bu tam olarak Vegas değil, ve aynı zamanda yasal da değil.

ganz iyice

Nun, wie es aussieht, haben Eileen und Gary ganze Arbeit geleistet.

Görünen o ki Eileen ve Gary çok iyi çıkartmışlar.

Du hast in deinem ganzen Leben noch nicht einmal etwas Gutes getan.

Sen hayatın boyunca bir tane bile iyi bir şey yapmadın.

Also ich kenne einen Haufen Neunkläßler, die das ganz gut hinkriegen.

Öyle mi. Gâyet iyi söyleyen bir sürü ortaokul öğrencisi tanıyorum.

ganz tamamen

Beverly, der genetronische Replikator kann ein ganz neues Nervensystem für Lieutenant Worf schaffen.

Beverly, genetronik kopyalayıcı Yüzbaşı Worf için tamamen yeni bir sinir yolu yaratabilir.

Dieses ganze Webb und Buchwalter-Ding ist

Webb ve Buchwalter olayı Tamamen karma karışık.

Das, mein lieber Balin, stimmt nicht ganz.

Bu tamamen doğru değil, sevgili Balin.

ganz her

Ich habe jedes Stück Tapete und den ganzen Teppich und alle Armaturen selbst ausgewählt, weißt Du!

Her bir duvar kâgIdInI ve tüm halIlarI ve tüm tesisatI kendim seçerim, biliyorsun!

Der Typ hat Gingers ganzes Geld verloren.

Bu adam Ginger'ın her kuruşunu kaybetti.

Das Ganze sollte ein großes Geheimnis sein, richtig?

Her şeyin büyük bir sır olması gerekiyordu, değil mi?

ganz tamam

Du hast es bewiesen, die ganze Ted Mosby Architeketen Sache funktioniert.

Tamam, kanıtladın. Bütün o Mimar Ted Mosby şeyi işe yarıyor.

Okay, okay, ganz ruhig.

Tamam, tamam, sakin ol.

Nein, ganz im Gegenteil, okay?

Hayır, tam tersi, tamam mı?

ganz hepsi, hep

Eine ganze Stadt, hunderte Häuser. Alle unter der Asche vergraben.

Bütün bir köy yüzlerce ev hepsi de küllerin altında gömülü.

Ihr ganzes Leben, an Verbrechern schreiben, über Verbrecher schreiben, immer nur schreiben.

Bütün hayatın boyunca suçlulara yazmak Suçlular hakkında yazmak Hep yazmak

Die ganze Sache war richtiges Agentenzeug, verstehen Sie.

Bütün bu işler hep casuslukla falan ilgiliydi.

ganz sağlam

Nein, eigentlich fühle ich mich gerade doch ganz Stabil.

Yok, aslında şu an kendimi gayet sağlam hissediyorum.