ganzen

Diese ganze Sache ist eine interne Streitkräfte Rivalität.

Tüm bu olanlar bir tür kuvvetler arası rekabet.

Ein paar Luxuslimousinen, Widescreen-Fernseher, vielleicht ein paar Kanister Wodka, vielleicht auch ein ganzes Containerschiff.

Birkaç sedan araba, renkli geniş ekran televizyon falan. Belki bir kaç koli votka, belki de bütün gemiyi.

Ein fauler Apfel wie Sie kann einen ganzen Zirkus ruinieren.

Senin gibi çürük bir elma bütün bir sirki mahvedebilir.

Dieser ganze Soldaten-Macho-Mist ist schlecht für meine Hände.

Bu maço askerlik muhabbeti ellerim için çok zararlı.

Aber ich habe seinen ganzen Brustkorb zerbrochen.

Fakat, ben onun göğüs kafesini kırmıştım.

Kostenlose, saubere Energie für eine ganze Stadt.

Tüm şehir için bedava ve temiz enerji.

Wahrscheinlich eine ganze Menge, aber danke.

Muhtemelen bir sürü şey ama sağ ol.

Ganze Hanglagen zeigen Hunderte Meter breite Einschnitte.

Yamaçlarda yüzlerce metre genişlikte derin yarıklar oluşuyor.

Männer, Frauen, Kinder, Alte, ganze Dörfer!

Erkekler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, bütün köy!

Eine ganze menschliche Kolonie, eine ganze Siedlung,

Tüm bir insan kolonisi, bir yerleşim biriminin tamamı,