kratzt

Eine Sekunde Zärtlichkeit bringt stundenlanges Kratzen.

Bir dakikalık yumuşaklık, saatlerce kaşınmaya bedeldir.

Wir werden ihn gehörig kratzen.

Biz de gider, onu kaşırız.

Schreiend, mich kratzend.

Bağırdı, beni tırmaladı.

Manchmal, Penelope ihre Stimme kratzt.

Bazen, Penelope onun sesi beni sinirlendiriyor.

Wenn es kratzt, muss es Nu-Trek sein.

Eğer kaşındırıyorsa, bil ki Nu-Trec malıdır.

Manche bereitwillig. Andere traten und kratzten.

Bazıları isteyerek diğerleri debelene debelene.

Und kratzen dich.

Ve seni pençelerler.

Stuart Little kratzt heute Nacht ab.

Stuart Little bu gece tırmalanacak.

Ein Tier, das kratzt, um herauszukommen.

Dışarı çıkmak için tırmalayan bir hayvan gibi.

Ich klingelte nicht, aber ich kratzte.

Evet. Zili çalmadım ama kapıyı tıkladım.