lebende

Hinsichtlich lebender Angehöriger habe ich nichts gefunden.

Yaşayan akrabaların şartlarına baktığımda bir şey bulamadım.

Ich brauche einen lebenden Verbündeten, keinen toten Märtyrer.

Yaşayan bir müttefike ihtiyacım var, bir şehide değil.

Wir hatten noch nie einen lebenden Skitter.

Daha önce hiç canlı bir Sıçrayan yakalamamıştık.

Sie sind eine lebende Gottheit.

Sen yaşayan bir tanrısın.

Einen lebenden, giftigen Skorpion.

Canlı ve zehirli bir akrebi.

Ihr seid eine lebende Gottheit.

Siz yaşayan bir tanrısınız.

Keine lebenden Verwandten.

Yaşayan akrabası yok.

Eine lebende Legende ist eingetreten.

Yaşayan bir efsane binaya girdi.

Ein lebendes Huhn.

Canlı bir tavuk.

Einen lebenden Graboiden fangen?

Canlı bir Kapangil yakalamak ha?