bad için İngilizce-Türkçe çeviriler:

kötü · olumsuz · fena · değersiz · yaramaz · yanlış · berbat · hata, hatalı · zarar · sorunlu · huysuz · kokmuş, kokuşmuş · ciddi · çürük · feci · hasta · zararlı · kaba · rahatsız · kara · sahte · mutsuz · şiddetli · bozuk · kötülük · sert · terbiyesiz · kusurlu · aksi · pişman · küfürlü · vahim · ahlaksız · alçak · diğer çevirileri

bad kötü

Okay, I'll give you the good news first, which is not that good, but it's better than the bad.

Tamam önce iyi haberleri vereceğim ama o kadar da iyi değil, ama kötüden daha iyi.

Yeah, but it's not always that bad.

Evet ama hep böyle kötü değil.

Because Because I am a bad man.

Çünkü çünkü ben kötü bir adamım.

bad olumsuz

Okay, I'll give you the good news first, which is not that good, but it's better than the bad.

Tamam önce iyi haberleri vereceğim ama o kadar da iyi değil, ama kötüden daha iyi.

Okay. Well, you know, this isn't that bad.

Tamam, peki, aslında o kadar da kötü değil.

Then this must be really bad.

O zaman bu gerçekten kötü olmalı.

bad fena

Maybe not so good, but not so bad.

Belki o kadar iyi değil, ama fena değil.

Last night was not bad.

Dün gece fena değildi.

But it's not a bad idea.

Aslında hiç fena fikir değil.

bad değersiz

And I know I'm a bad father You're not even a bad father

ve biliyorum ben kötü bir babayım sen de hiç de kötü bir baba değilsin

You're not a bad father.

Sen kötü bir baba değilsin.

He really wasn't such a bad guy.

Aslında o kötü bir adam değildi.

bad yaramaz

Because even if something bad happens today something good might happen tomorrow.

Çünkü bugün kötü bir şey olsa bile yarın iyi bir şeyler olabilir.

This man's hurt pretty bad, sir.

Bu adam çok kötü yaralanmış efendim.

And once, six months ago max rescued kurt from the gestapo on a train and kurt was badly hurt.

Bir kere de altı ay önce.. Max Kurt'ü trende bir gestapodan kurtardı ve Kurt kötü yaralanmıştı.

bad yanlış

Good or bad, right or wrong, it is the only one that I know.

İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, bildiğim tek şey bu.

You've never done anything wrong or bad ever.

Sen hiç yanlış bişey yapmadın ya da kötü.

Doctor Crane, I'm sorry if I made a bad first impression, but I think, no, I know, it was a wrong impression.

Doktor Crane, eğer kötü bir ilk izlenim bıraktıysam kusura bakmayın ama sanırım, hayır, biliyorum ki yanlış bir izlenim bıraktım.

bad berbat

And then The night wasn't so bad anymore.

Ve o gece artık o kadar da berbat değildi.

That was a bad idea to write a play for kids!

Çocuklar için böyle bir oyun yazmak berbat bir fikir!

It's bad for the department and for you.

Departman ve senin için berbat bir şey.

bad hata, hatalı

Now would be a really bad time to make a mistake.

Hata yapmak için çok kötü bir zaman şu an.

Because he made a very bad mistake.

Çünkü çok kötü bir hata yapmıştı.

Oh, you made a bad mistake.

Oh, çok kötü bir hata yaptın.

bad zarar

I could never do anything bad to you or ever hurt you.

Size asla kötü bir şey yapamam ya da ya da zarar veremem.

A bad dream can't hurt you.

Kötü bir rüya sana zarar veremez.

Good people and bad got hurt.

İyi ve kötü insanlar zarar gördü.

bad sorunlu

That's not a bad problem to have, trust me.

Bence bu kötü bir sorun değil, inan bana.

It sounds bad, but, uh, it's okay.

Kulağa kötü geliyor, ama sorun yok.

Well it's not that bad. It'll be fine.

O kadar da kötü değil; sorun olmayacak.

bad huysuz

You have a very bad habit.

Bu çok kötü bir huy.

A bad habit!

Kötü bir huy!

Not evil, but bad tempered, bureaucratic, officious and callous.

Şeytani değil, ama kötü huylu, bürokratik, resmi ve kalın kafalıdırlar.

bad kokmuş, kokuşmuş

I'm just an old man, and I smell bad. Remember?

Ben yaşlı ve pis kokan bir adamım, hatırladın mı?

Oh, nothing smells bad, does it?

Kötü kokan bir şey yok değil mi?

And how bad you smell.

Ve ne kadar kötü koktuğunu.

bad ciddi

That's actually not a bad idea. You're not serious? Why not?

Aslında fena fikir değil. Ciddi misin sen? Neden olmasın ki?

Too bad, is it serious?

Çok fena. Ciddi bir şey mi?

A very bad business!

Çok ciddi bir iş.

bad çürük

Was it good soft, like a puppy or was it bad soft, like rotten fruit?

Yoksa köpek gibi çok yumuşak mı? Yoksa çürük meyve gibi, kötü yumuşak mı?

There's always gonna be some bad apples, but church is about you and God

Her zaman çürük elmalar olacak, fakat kilise sen ve tanrı hakkında

These are not just a bunch of bad apples.

Bunlar sadece bir takım çürük elma değil.

bad feci

Yes, there was a bad accident there.

Evet, orada feci bir kaza olmuş.

No, that is horrible. Really bad.

Hayır, bu çok feci bir şey.

Baby, you are a bad, bad, naughty girl.

Bebeğim sen kötü, feci, yaramaz bir kızsın.

bad hasta

Because he had such a hard life, being sick wasn't so bad.

Çünkü böyle zor bir hayatı vardı, hasta olmak kadar kötü.

I have a bad heart. Six months ago, I had a heart attack.

Hasta bir kalbim var. altı ay önce, bir kalp krizi geçirdim.

So, things go badly with your patient?

Yani, işler sizin hasta ile kötü gitti?

bad zararlı

Those things are bad for you.

O şey senin için zararlı.

These things are very bad for you.

Bu tür şeyler senin için zararlı.

It's bad for your hands too.

Senin ellerin için de zararlı.

bad kaba

You must have done something real bad, shut shut

Çok kötü bir şey yapmış olmalısın. Kapa çeneni.

This life is all bad. Aunt Pol, what are you doing? Shut up and walk.

Çok kötü bir hayat bu. Pol teyze, ne yapıyorsun? Kapa çeneni ve yürü.

I mean, bad like the part of boogie nights after Mark Wahlberg jerks off in the pickup truck.

Ben, bir parçası gibi kötü demek Boogie Nights Mark Wahlberg kamyonet kapalı gerizekalı sonra.

bad rahatsız

This is a very bad time to bother us.

Bizi rahatsız etmek için çok kötü bir zaman.

Sorry to bother you, but a bad mistake has been made.

Rahatsız ettiğim için üzgünüm ama bu gece büyük bir hata olmuş.

It's a bad time to interrupt him.

Onu rahatsız etmek için kötü bir zaman.

bad kara

That's not a bad profit.

Bu kötü bir kar değil.

Black cats are bad luck.

Kara kedi kötü şans demektir.

Last time I saw a snowstorm this bad, I was travelling in South America.

En son bu kadar kötü bir kar fırtınası gördüğümde, Güney Amerika'ya seyahat ediyordum.

bad sahte

Yeah, but not bad.

Evet, ama sahte değil.

Our bad guy just rented a blue Corolla under his alias, Leonard Southall.

Kötü adamımız Leonard Southall sahte kimliğiyle mavi bir Corolla kiraladı.

Bad checks, stolen credit cards.

Sahte çekler, çalıntı kredi kartları.

bad mutsuz

Oh, everyone looks so happy. Anything that makes people happy can't be bad, can it?

Herkes çok mutlu görünüyor insanlar mutlu eden bir şey kötü olamaz değil mi?

Everyone seems so happy. Something that makes people happy can not be bad.

Herkes çok mutlu görünüyor. insanları mutlu eden bir şey kötü olamaz, değil mi?

He said it would be one bad day, and then a lifetime of happiness.

Kötü bir gün olacağını söyledi ve sonra ömür boyu mutlu olacağız dedi.

bad şiddetli

Yes, dead girl, violence, murder, people are bad

Evet. Ölü kız, şiddet, cinayet, insanlar kötü.

Violence is a bad thing.

Şiddet kötü bir şeydir.

But violence is bad, isn't it?

Ama şiddet kötü değil midir?

bad bozuk

I think I ate something bad.

Sanırım bozuk bir şey yedim.

Car smells like bad cheese.

Araba bozuk peynir gibi kokuyor.

Hey, we got a bad battery in here!

Hey! Hey, burada bozuk bir pil var!

bad kötülük

Either you did something really bad back then or something really bad was done to you.

Ya o zamanlar sen kötü bir şey yaptın ya da sana biri bir kötülük yaptı.

Listen, I think Dr. Evil treated him badly and that's why he's decided to help us.

Bence Dr. Kötülük ona kötü davrandı, o da bize yardım etmeye karar verdi.

I think it's great, 'cause it's so bad.

Bence bu harika, Çünkü çok kötülük var.

bad sert

You're just as bad, tough guy!

Sen de kötüsün, sert çocuk!

Well, too bad, tough guy.

Çok kötü sert çocuk.

Not bad, a little stiff.

Fena değil ama biraz sert.

bad terbiyesiz

A little naughty. Not too bad, right?

Biraz terbiyesiz ama fena değil, değil mi?

You're bad! You're so shameless!

Sen kötü, terbiyesiz bir kızsın!

Yes, you ignorant, badly brought-up female!

Evet, seni cahil, terbiyesiz kadın!

bad kusurlu

Doctor Crane, I'm sorry if I made a bad first impression, but I think, no, I know, it was a wrong impression.

Doktor Crane, eğer kötü bir ilk izlenim bıraktıysam kusura bakmayın ama sanırım, hayır, biliyorum ki yanlış bir izlenim bıraktım.

I'm sorry. I'm having a bad day.

Kusura bakma, kötü bir gün geçirdim de.

Excuse me, I'm having a bad morning.

Kusura bakma, kötü bir sabah geçirdim.

bad aksi

But otherwise, not bad.

Ama aksi halde, kötü değil.

Too bad, otherwise it's very pleasant.

Çok kötü. Aksi halde, oldukça hoştu.

Otherwise it's seven years bad sex.

Aksi hâlde, yedi yıl kötü seks.

bad pişman

He's gonna do something bad, and he's gonna regret it.

Daha kötü bir şey yapacak ve bundan pişman olacak.

I think I'm gonna do something bad. you're a murderer.You don't get the luxury of regret.

Sanırım kötü bir şey yapacağım. Sen bir katilsin. Pişmanlık duymak gibi bir lüksün yok.

bad küfürlü

Bad language chocolate, gasoline, uneducational toys and spicy food.

Küfürlü konuşmak çikolata, benzin, eğitici olmayan oyuncaklar ve baharatlı yemek.

bad vahim

How bad will this be?

Ne kadar vahim olacak bu?

bad ahlaksız

Three saucy, bad, naughty nurses.

Üç terbiyesiz, kötü, ahlaksız hemşire.

bad alçak

Bad weather also has its advantages, because birds fly low.

Kötü havanın aynı zamanda, avantajları vardır kuşlar alçaktan uçar çünkü.