can için İngilizce-Türkçe çeviriler:

-abilmek · -ebilmek · bulan · olabilmek · yapabilmek · edebilmek · kutu · konserve · kap · teneke · mümkün · çöp tenekesi · bidon · teneke kutu · kova · hapishane · göt · kovmak · hela · kıç · konserve kutusu · kaydetmek · konserve yapmak · diğer çevirileri

can

can -abilmek

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

Is there anything else I can do for him?

Onun için yapabileceğim başka bir şey var mı?

But I can't do that because I know too much.

Ama ben bunu yapamam. Çünkü çok fazla şey gördüm.

can -ebilmek

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

Is there anything else I can do for him?

Onun için yapabileceğim başka bir şey var mı?

But I can't do that because I know too much.

Ama ben bunu yapamam. Çünkü çok fazla şey gördüm.

can bulan

What's Yeah, okay, and so, maybe this time I can do something about it.

Ne de Evet, tamam, belki bu sefer bu konuda bir şeyler yapabilirim.

I mean, I can't really do anything about it, right?

Yani, bunun için gerçekten bir şey yapamam, değil mi?

But can you do this?

Ama bunu yapabilir misin?

can olabilmek

How can you be with a guy that's got a problem with the very thing you're all about?

Nasıl bir adamla olabilir Sen tüm ilgili çok şey ile ilgili bir sorun var olduğunu?

You're my son but I can't be your mother.

Sen benim oğlumsun, ama ben senin annen olamam.

Okay, you know it's true, and I can't let that happen.

Bunun doğru olduğunu biliyorsun ve ben buna izin veremem.

can yapabilmek

There's a good man in there, Jack, but I think there's something else, too, and I can't do that again.

Sen iyi bir insansın, Jack. Ama sanırım başka şeyler de var. Ve ben, onu bir daha yapamam.

Is there something that you can do?

Senin yapabileceğin bir şey var mı?

Well, is there anything I can do?

Yapabileceğim herhangi bir şey var mı?

can edebilmek

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

No one here can help me, And I'm afraid that means I might never see anna again.

Burada hiç kimse bana yardım edemez ve korkarım ki bu da bir daha asla Anna'yı göremeyeceğim demek.

Is there really someone who can help?

Gerçekten yardım edebilecek biri var mı?

can kutu

This can is my chance to do some real business.

Bu kutu gerçek bir yapmak için bir şans.

Okay, listen, the pressure is crushing the lab like a tin can.

Tamam Bak, dinle. Basınç bu laboratuarı tıpkı bir teneke kutu gibi eziyor.

I think we're gonna need another trash can.

Sanırım bir çöp kutusuna daha ihtiyacımız olacak.

can konserve

We got canned fruits and vegetables canned fish and meats, hot and cold cereals.

Meyve, sebze konserveleri var ayrıca, balık, et ve her çesit tahıl ürünleri.

It's also a multimedia player, a can opener a dog groomer a vacuum cleaner a baby monitor.

O bir video oynatıcı, aynı zamanda konserve açacağı bir köpek bakıcısı bir elektrikli süpürge bir bebek telsizi.

Come on, grab those cans, little boy!

Hadi, kap şu konserveleri, küçük çocuk!

can kap

But then I can't just shut up and be happy, right?

Ama sonra sadece kapa çeneni ve mutlu olmak, doğru değil mi?

Actually, I can't do that, because the communications systems are now completely offline.

Aslında, onu yapamam, çünkü iletişim sistemleri şu an tamamen kapalı.

And you can add to that stupid, rude, and expensive.

Ve sen de şunu ekledin... .aptal, kaba... .ve pahalı.

can teneke

Invite me over to the garbage can for a wine and cheese party.

Çöp tenekesine şarap ve peynir partisi için beni davet et.

I can't even scare a scarecrow a tin man or a little puppy, anything.

Bir korkuluğu bile bir teneke adamı veya bir köpekçiği, hiçbir şeyi.

You can be the Tin Man.

Sen de teneke adam olursun.

can mümkün

No, no, no. That can't be.

Hayır, hayır, bu mümkün değil.

But this can't be.

Ama bu mümkün olamaz.

No, it's not possible, You can't be here.

Hayır bu mümkün değil Sen burda olamazsın

can çöp tenekesi

Yes I'm trash, and you are a trash can!

Evet, ben çöplüğüm, sen de çöp tenekesi!

I'm a Christian and my ears are not garbage cans.

Ben bir Hıristiyanım ve kulaklarım çöp tenekesi değil.

Garbage can and coffee machine.

Çöp tenekesi ve kahve makinesi.

can bidon

It has a little stove and a little refrigerator and a view of the trash cans.

Küçük bir ocağı var, bir de küçük bir buzdolabı. Manzarası da çöp bidonları.

It's not this trash can!

Bu çöp bidonu değil.

Four big cans of milk.

Dört büyük bidon süt.

can teneke kutu

Okay, listen, the pressure is crushing the lab like a tin can.

Tamam Bak, dinle. Basınç bu laboratuarı tıpkı bir teneke kutu gibi eziyor.

The pressure is crushing the lab like a tin can.

Basınç bu laboratuarı tıpkı bir teneke kutu gibi eziyor.

I'll get some more tin cans.

Biraz daha teneke kutu alacağım.

can kova

Can I get an ice bucket for this bad boy?

Bu kötü çocuk için bir kova buz alabilir miyim?

By the way, not all the time, but sometimes this chick's cooch can get drier than a bucket of sand.

Bu arada her zaman değil ama bazen bu pilicin kukusu bir kova kumdan daha kuru olabiliyor.

Can I borrow that bucket?

Şu kovayı ödünç alabilir miyim?

can hapishane

Prison can be a dangerous place.

Hapishane tehlikeli bir yer olabilir.

Can I ask you another question about prison?

Size hapishane hakkında bir şey daha sorabilir miyim?

Prison life can be tough.

Hapishane hayatı sert olabilir.

can göt

I can do it myself, asshole.

Bunu kendim yapabilirim, göt herif.

No, you can't be king, asshole.

Hayır, göt, sen kral olamazsın.

Because "tushy" can mean both ass and good worker.

Çünkü popo hem göt hem de iyi bir çalışan anlamına geliyor.

can kovmak

Everyone thinks you were actually canned.

Herkes senin gerçekten kovulduğunu sanıyor.

Hey, I'm sorry, Jill got canned.

Hey, üzgünüm, Jill kovulmuş da.

can hela

Specifically, a zero-gravity urinal developed by NASA called an opti-can.

NASA tarafından geliştirilmiş, sıfır yerçekimi olan bir pisuar. Adı da, İdeal-Hela.

Can I study at Hela's tonight?

Bu gece Helalarda çalışabilir miyim?

can kıç

But still, I can't allow you to betray us all just to save your own ass.

Ama yine de, sana hepimizi sadece kendi kıçını kurtarmak için ihanet izin veremeyiz.

A butt can't be cute.

Bir kıç şirin olamaz.

can konserve kutusu

All right, three cans peaches.

Pekala, üç konserve kutusu şeftali.

My nickname was 'Tin Can'

Lakabım konserve kutusu ydu.

can kaydetmek

Get pictures,audio if you can.And what's the most important thing?

Resmini çekin, yapabiliyorsanız sesini kaydedin. En önemli şey ne?

can konserve yapmak

I am, but I never joke about the can opener.

Öyleyim ama asla konserve açacağı hakkında şaka yapmam.