eaten

I'm leaving, but at least give her a steak, she hasn't eaten in three days.

Ben gidiyorum, ama en azından ona bir biftek ver. Üç gündür bir şey yemedi.

I've never actually eaten here, but I've studied it and, of course, I've read about you

Ben daha önce burada yemedim, ama çalıştım ve tabii ki, sizin hakkınızda okudum

She hasn't eaten all day, I'll get her something.

Bütün gün bir şey yemedi. Gidip bir şeyler getireyim.

But I haven't eaten anything all day.

Ama bütün gün hiçbir şey yemedim.

She hasn't eaten anything all day.

Bütün gün boyunca hiçbir şey yemedi.

You have not eaten all day, and it is my store, not his.

Bütün gün bir şey yemedin ve bu benim yemeğim, onun değil.

Well, apparently, I haven't eaten in four years, and I'm starving.

Görünüşe göre dört yıldır bir şey yememişim ve açlıktan ölüyorum.

I've just not eaten anything all day.

Ben sadece bütün gün hiç bir şey yemedim.

You haven't eaten anything all day.

Bütün gün hiçbir şey yemedin.

'Cause I haven't eaten anything since noon on Friday.

Evet. Çünkü ben cuma günü öğlenden beri bir şey yemedim.