free için İngilizce-Türkçe çeviriler:

özgür · bedava · serbestçe, serbest · boş · ücretsiz · beleş · serbest bırakmak · açık · kurtarmak · hür · ayrı · uygun · doğal · arsız · bağımsız · muaf · beri · cömert · azade · azat · diğer çevirileri

free özgür

this doesn't make him a free man. he's already a free man. he's dead!

Bu onu Özgür bir adam yapmiyor. O zaten Özgür bir adam. O Öldü.

It's a free country, so do whatever you want.

Burası özgür bir ülke, ne istiyorsan onu yap.

Take his life and you'll be free.

Onun canını al ve özgür ol.

free bedava

He's only here for the free food and a warm place to stay.

Sadece bedava yemek ve kalacak sıcak bir yer için burada.

This is free?

Bu bedava mı?

Can you get me a free ticket?

Bana da bir bedava bilet aldın mı?

free serbestçe, serbest

And now everything is free and clear.

Şimdi her şey açık ve serbest.

More free, free and easy.

Daha serbest. Serbest ve kolay.

All that free time still scares you because it's so new.

Bütün bu serbest zamanlar seni korkutuyor çünkü henüz çok yeni.

free boş

I don't know if you have a boyfriend or a girlfriend but, if you have some free time

Bir erkek arkadaşın ya da bir kız arkadaşın var bilmiyorum ama, eğer biraz boş vaktin varsa

Are you free for dinner?

Akşam yemeği için boş musunuz?

Aren't you free this week?

Bu hafta boş değil misin?

free ücretsiz

No, everything here is free.

Hayır, burada her şey ücretsiz.

I thought this was a free party.

Sandım ki ücretsiz bir parti bu.

Free booze and a chance to make out with the boss.

Ücretsiz içki ve patron ile yapmak için bir şans.

free beleş

There will be free beer, and it will be really good for you.

Beleş bira olacak ve senin için de çok iyi olur.

Kevin Bacon wants another free bottle of your most expensive wine

Kevin Bacon en pahalı şaraplardan olan beleş bir şişe daha istiyor.

Yeah! Free pizza for a year!

Evet! bir yıl boyunca beleş pizza!

free serbest bırakmak

Hey, will you just kill me or set me free.

Hey, ya beni öldür ya da serbest bırak.

Kill me now or set me free

Ya beni öldür, ya serbest bırak!

Somebody set her free.

Biri onu serbest bıraktı.

free açık

And now everything is free and clear.

Şimdi her şey açık ve serbest.

But that road is free, right?

Ama bu yol açık, değil mi?

I demand free and open elections to choose a new leadership.

Yeni bir lider seçimi için özgür ve açık bir seçim talep ediyorum.

free kurtarmak

Well, she's just a shell. And I want to free you from that prison.

Bu sadece bir kabuk ve ben seni o hapishaneden kurtarmak istiyorum.

Come and free me.

Gel de beni kurtar.

Saving the free world?

Özgür dünyayı kurtarmak mı?

free hür

He's a free man.

O, hür bir adam.

I'm a free woman!

Ben hür bir kadınım!

There's Mr. Mandela, Mr. Nelson Mandela, a free man, taking his first steps into a new South Africa.

İşte, Nelson Mandela, hür bir adam olarak yeni bir Güney Afrika'ya ilk adımlarını atıyor.

free ayrı

Oh, and please tell me you're free tomorrow night.

Ayrıca lütfen yarın akşam boş olduğunu söyle bana.

And also, you get a free dinner, okay?

Ayrıca, beleş yemek de var, tamam mı?

It's also a free writing lesson.

Ayrıca da serbest yazma dersi.

free uygun

By the way, um, you're not free for dinner tonight, are you?

Bu arada, bu akşam yemek için uygun değilsin, değil mi?

He's not free.

O uygun değil.

Who's free Friday night?

Cuma gecesi kim uygun?

free doğal

Phosphorescent radish mousse, effervescent sirloin, and free-range chicken ice-cubes.

Fosforışıl kırmızıturp mus, kabarmış bonfile ve doğal beslenmiş tavuk parçacıkları. Harikulade!

This is why I only buy free-range.

Bu yüzden sadece doğal yerlerden alıyorum.

There's no one around, so naturally, I'm free-balling it.

Etrafta kimse yoktu, yani doğal olarak altımda bir şey yoktu.

free arsız

These are the most pathogen-free mice in the world.

Bunlar patojenden arınmış dünyadaki en temiz fareler.

Mr. Luthor, your liver is entirely disease-free.

Bay Luthor, karaciğeriniz tamamen hastalıktan arınmış.

This is a weapons-free village.

Burası silahtan arınmış bir köy.

free bağımsız

Independent, free as a bird.

Bağımsız, kuş gibi özgür.

For a free and sovereign Nova Scotia!

Yaşasın özgür ve bağımsız Nova Scotia!

So, Frederick is unshackled and free.

Yani Frederick bağlı değil ve özgür.

free muaf

A million dollars, tax free.

Bir milyon dolar, vergiden muaf.

Which means he's off scot-free, and so am I.

Bu da demek ki cezadan muaf, ben de.

This is a justice-free zone.

Burası adaletten muaf bölge.

free beri

Actually, you've been a free man since midnight.

Aslında, dün gece yarısından beri özgür bir adamsın.

Maybe cos for the first time since I'm free.

Belki de o zamandan beri ilk kez özgürüm.

Since when do we drink lactose-free milk?

Ne zamandan beri laktozsuz süt içiyoruz?

free cömert

Uh, here's a whoo generous severance check and a free

Ah, burada da Cömert bir ayrılma çeki ve ücretsiz

Hu Bugui you seem quite generous, here's a free tip for you.

Hu bugui Cömert biri olduğun için, sana bir tüyo vereyim

free azade

Emily, Emily, free me.

Emily, Emily, beni azad et.

free azat

Let me go free and I'll spare him.

Beni özgür bırak, ben de onu azat edeyim.