one için İngilizce-Türkçe çeviriler:

birleşmiş, biri, bir, birer · bir tane · olan, o · tek · kimse · kişi · adam · insan · birisi · aynı · birlik · birebir · bir rakamı · diğer çevirileri

öne

one birleşmiş, biri, bir, birer

And, listen, there's one more thing there's one more thing I have to tell you.

Ve, dinle, bir şey daha var sana söylemem gereken, bir şey daha var.

So you don't need a man, but do you still want one?

Yani bir erkeğe ihtiyacın yok ama yine de bir tane istiyorsun.

Please, just listen to me this one last time.

Lütfen, son bir kez olsun beni dinle.

one bir tane

Yeah, that's a good one!

Evet, bu da iyi bir tane!

Well, you know, right now, just the one.

Yani, aslında, şu an için, sadece bir tane.

There's another one there!

Orada bir tane daha var!

one olan, o

Okay, well, there is one more thing that I want to say about this.

O zaman, bu konu hakkında söylemek istediğim bir şey daha var.

Yeah, he's a great guy, really nice, but he's really only interested in one thing, sweetie.

Evet, o harika biri, gerçekten hoş, ama sadece tek bir şey ile ilgileniyor, tatlım.

That's pretty good for one day.

O bir gün için oldukça iyi.

one tek

And so I wanted to do something young and crazy. And you're the only one I wanted to do it with.

Ve bu yüzden, genç ve çılgınca bir şey yapmak istedim, bunu yapmak istediğim tek kişi de sensin.

But there's one thing I'm good at.

Ama iyi olduğum tek bir şey var.

I'm the only one with a real job.

Bir tek benim gerçek bir işim var.

one kimse

Is there no one there?

Orada kimse yok mu?

There's no one here, John.

Burada kimse yok, John.

Everyone was there, but no one did anything.

Herkes oradaydı fakat kimse bir şey yapmadı.

one kişi

And so I wanted to do something young and crazy. And you're the only one I wanted to do it with.

Ve bu yüzden, genç ve çılgınca bir şey yapmak istedim, bunu yapmak istediğim tek kişi de sensin.

He's already killed one person today, right?

O zaten Sağ, bugün bir kişiyi öldürdü?

Remember, it's one man, one place at a time,

Unutma, bir kerede sadece bir kişi, ve tek bir yer.

one adam

This is a pretty big job for just one guy.

Bir tek adam için oldukça büyük bir bu.

He'll be a great man himself one day and will make you one too.

Bir gün, büyük bir adam olacak o, seni de öyle yapabilir.

He was the only one left.

Geriye bir tek o adam kalmıştı.

one insan

One would like to do something for them.

İnsan, onlar için bir şey yapmak ister.

People of Earth this is one small step for man and one giant step for

Dünya halkı, "Bu, insan için küçük bir adım, benim içinse dev bir

One small step for man.

İnsan için küçük bir adım.

one birisi

Because there's no one else like me.

Çünkü benim gibi başka birisi yok

One hour ago someone tried to kill my husband.

Bir saat önce birisi kocamı öldürmeye çalıştı.

One that apparently knows everything.

Görünüşe göre birisi her şeyi biliyor.

one aynı

Maybe one day I'll tell her the same thing.

Belki bir gün ben de ona aynı şeyi söylerim.

Just one voice, but that's what that means, doesn't it?

Tek bir ses. Ama bu da aynı anlama gelir, değil mi?

Now, Johnny, you also got one very special letter.

Johnny. Aynı zamanda çok özel bir mektup daha getirdim.

one birlik

Would you maybe want to get some coffee together one morning with me?

Belki bir sabah benimle birlikte bir kahve içmek ister misin?

Mom and him were only together for one night.

Annem ve o sadece bir gece birlikte olabilmişler.

We were together one night.

Sadece bir gece birlikte olduk.

one birebir

It's a ten-minute one-to-one interview with Phillip Crane.

Philip Crane ile on dakikalık, birebir röportaj.

One-on-one's a whole different game.

Birebir çok farklı bir oyundur.

one bir rakamı

There'll be six numbers plus one special number.

Altı rakam ve bir de özel rakam olacak.

And one of mine's a digit.

Ve bir tanesi de rakam.