present için İngilizce-Türkçe çeviriler:

hediye · bu · günümüz · var · vermek · şimdiki, şimdi · takdim etmek · sunmak · mevcut · anki · bugün, bugünkü · şu anda · şu an · hazır · armağan · bulunmak · göstermek · şimdiki zaman · tanıtmak · çıkarmak · belge · şimdiki durum · diğer çevirileri

present hediye

I know it's a little early for Christmas, Edward, but I have a present for you.

Yılbaşı için biraz erken olduğunu biliyorum, Edward, ama senin için bir hediyem var.

Or at least give her a nice wedding present.

En azından güzel bir düğün hediyesi vermeliyim.

It'll be an early Christmas present.

Bu bir erken Noel hediyesi olur.

present bu

In fact, you'll never get another present from me again. well, that makes me very, very happy.

Aslında, benden bir daha asla hediye almayacaksın. Bu beni çok ama çok mutlu eder.

Is it a present for me?

Bu benim için bir hediye mi?

It was a present for us both and you really wanted to go.

Bu hediye ikimiz içindi ve sen de gerçekten gitmek istedin.

present günümüz

Yes, he gave me a birthday present, but I don't know what's in it.

Bana bir yaş günü hediyesi verdi. Ama içinde ne var, bilmiyorum.

It's a birthday present, for me.

Benim için bir doğum günü hediyesi.

Hey, that's my birthday present!

O benim doğum günü hediyem!

present var

I know it's a little early for Christmas, Edward, but I have a present for you.

Yılbaşı için biraz erken olduğunu biliyorum, Edward, ama senin için bir hediyem var.

Got a present for you too.

Senin için de bir hediyem var.

And I've got a present for you,

Ve benim de sana bir hediyem var,

present vermek

Yes, he gave me a birthday present, but I don't know what's in it.

Bana bir yaş günü hediyesi verdi. Ama içinde ne var, bilmiyorum.

So, are you gonna give him a special present?

Peki sen ona özel bir hediye verecek misin?

He gave you a present.

Sana bir hediye verdi.

present şimdiki, şimdi

Now, American, turn the right way and I'll give you a pretty present.

Şimdi Amerikalı, doğru yöne dön de sana güzel bir hediye vereyim.

Now the future and the present are one.

Şu an "gelecek"ve" şimdi" aynı şey.

And now, presenting this year's Ice Queen a woman who could cause a global meltdown:

Şimdi karşınızda bu yılın buz kraliçesi. Küresel ısınmaya sebep olabilecek bir kadın.

present takdim etmek

Ladies and gentlemen, it is my great honor to present to you Daniel and Emily Grayson.

Bayanlar ve baylar sizlere Daniel ve Emily Grayson'ı takdim etmek benim için büyük onur.

May I present my daughter, Anne.

Kızımı takdim edebilir miyim? Anne.

Ladies and gentlemen, may I present lovely Lola Lavery.

Bayanlar ve baylar. Size Lola Lavery'i takdim edebilir miyim?

present sunmak

So I'd like to offer you a present.

Bu yüzden sana bir hediye sunmak isterim.

'Ladies and gentlemen, to present the lifetime achievement award'

Bayanlar ve baylar, ömür boyu başarı ödülünü sunmak üzere

You're here to present peace.

Sen de barış sunmak için.

present mevcut

Perhaps the present situation is the best for both of us.

Belki de mevcut durum ikimiz için de en iyisidir.

I don't even know this is present yet.

Ben bile bu henüz mevcut olduğunu bilmiyoruz.

Greg and Fred present "kiki", his new baby

Fred ve Greg Mevcut "kiki", onun yeni bebegi

present anki

Anna, from now on, I'm going to send you, every day, a big present.

Anna, şu andan sonra sana her gün büyük bir hediye göndereceğim.

Not at present, no.

Şu anda yok, hayır.

But the present coma is the result of an explosion.

Ama şu anki komaya bir patlama yüzünden girdi.

present bugün, bugünkü

Got a present for you today.

Bugün sana bir hediyem var.

It looks like there are presents for everyone today.

Öyle görünüyor ki, bugün herkes için hediye var.

Today is big present day.

Bugün büyük hediye günü.

present şu anda

Anna, from now on, I'm going to send you, every day, a big present.

Anna, şu andan sonra sana her gün büyük bir hediye göndereceğim.

Not at present, no.

Şu anda yok, hayır.

But the present coma is the result of an explosion.

Ama şu anki komaya bir patlama yüzünden girdi.

present şu an

Okay, so far we have presents a Christmas tree, cookies and lights.

Tamam, şu ana kadar, hediyelerimiz var bir noel ağacı, tatlılar ve ışıklar.

But he's not here at present.

Ama kendisi şu an burada yok.

Maybe now is a good time for cake and presents.

Şu an pasta ve hediyeler için uygun zamandır belki de.

present hazır

Are you ready for your birthday present?

Doğum günü hediyen için hazır mısın?

Buddy: Hey, Jim, ready for your Christmas present?

Hey Jim, Yılbaşı hediyen için hazır mısın?

Be here, be present.

Burada ol, hazır ol.

present armağan

Yes, that's a present for you.

Evet, senin için bir armağan.

And I see he's brought me a little present.

Ve görüyorum ki bana bir armağan getirmiş.

She's a present.

O bir armağan.

present bulunmak

You found the present, one present.

Bir hediye buldun. Bir tane.

Present are Detective Chief Inspector Matthew York and Detective Sergeant Deborah Eastman.

Hazırda bulunanlar Baş Dedektif Matthew York ve Dedektif Çavuş Deborah Eastman.

OK, let's see who's present here.

Tamam burada bulunanlar kim görelim.

present göstermek

Where's my present?" "Pay attention to me.

Benim hediyem nerede?" "Bana ilgi göster.

Or present a green card

Ya da yeşil kart göster

And then an opportunity presented itself.

Sonra da bir fırsat kendini gösterdi.

present şimdiki zaman

Yes, Jeff, I think now it's time to open presents.

Evet, Jeff şimdi hediyeleri açma zamanı olduğunu düşünüyorum.

Present time, same situation.

Şimdiki zaman, aynı durum.

Wow, the past and the present.

Vay, geçmiş ve şimdiki zaman.

present tanıtmak

You just met her and she gives you a present?

Onunla yeni tanıştın ve sana hediye mi verdi?

I present the senator and his lovely wife, Mrs. Raskin.

Sayın senatör ve sevgili eşi Bayan Raskin ile tanış.

Tyler, I present to Elissa.

Tyler Elissa ile tanış.

present çıkarmak

A "gettin' outta gatlin" present.

Bir "Gatlinden çıkış" Hediyesi.

A "Getting Outta Gatlin" present.

Bir "Gatlin'den çıkış" hediyesi.

present belge

Now a testimonial will be presented.

Şimdi bir başarı belgesi sunulacak.

present şimdiki durum

Present time, same situation.

Şimdiki zaman, aynı durum.