show için İngilizce-Türkçe çeviriler:

göstermelik, göstermek, göster · gösteri · şov · program · kendini göstermek · görünmek · · show · gösterim · oyun · belirti · söylemek · gösteriş · anlatmak · oynamak · şans · harita · sonuç · konser · başarı · girişim · fuar · belli etmek · müzikal · gösterimde olmak · belli olmak · görünüş · öğretmek · seçmek · taklit · revü · sergi · belirtmek · diğer çevirileri

show göstermelik, göstermek, göster

There's something there I want to show you something really special.

Orada sana göstermek istediğim bir şey var. Çok özel bir şey.

Come here, let me show you something.

Buraya gel, sana bir şey göstereyim.

Please, show me.

Lütfen, göster bana.

show gösteri

Think of something fast, hurry up and think of something, because these guys want a show.

Çabuk bir şeyler düşün. Acele et ve bir şeyler düşün çünkü bu insanlar bir gösteri bekliyorlar.

Hi There will be a show tonight

Alo. Bu gece bir gösteri olacak.

It's like a show house.

Bir gösteri evi gibi.

show şov

It's gonna be a very special show.

Çok özel bir şov olacak bu.

You know this show better than anyone.

Sen. Şovu herkesten daha iyi biliyorsun.

It's not a free show.

Bu beleş bir şov değil.

show program

Actually, show is already over at least for you.

Aslında program çoktan bitti, en azından senin için.

Even this show isn't real.

Bu program bile gerçek değil.

Because there's no show.

Çünkü artık program yok.

show kendini göstermek

I wanna show you something, but you gotta control yourself.

Sana bir şey göstermek istiyorum. Ama kendine hakim olmalısın.

Show yourself, please!

Kendini göster lütfen!

If it is really you, show yourself.

Eğer bu gerçekten sensen, kendini göster!

show görünmek

Your father showed me a place you've never seen before.

Baban bana daha önce hiç görmediğim bir yer gösterdi.

I've seen this show before.

Ben bunu daha önce görmüştüm.

Our records show that he should be here somewhere.

Kayıtlarımıza göre o burada bir yerde olmalı.

show

Here, I'll show you something.

İşte sana bir şey göstereceğim.

Okay, here, I'll show you.

Pekala, işte, sana göstereyim.

It's show business.

Bu gösteri işi.

show show

This is enough for a show.

Show için bu kadarı yeterli.

It's a bad reality show.

Bu çok kötü bir reality show.

Hello, everybody and welcome to "The Mary Hart Show.

Herkese merhaba ve "Mary Hart Show"'a hepiniz hoşgeldiniz.

show gösterim

Nothing. I just have a show tonight.

Hiç, sadece bu gece bir gösterim var.

This is my show, you understand?

Bu benim gösterim, anlıyor musunuz?

Without her, I don't have a water show this afternoon.

O olmadan, bu öğleden sonra bir su gösterim olmaz.

show oyun

It's not a game show.

Bu bir oyun şovu değil.

It's a damn game show.

Bu lanet bir oyun.

Is this part of the show?

Oyunun bir parçası bu?

show belirti

Okay"you believe me or" okay" I'm not showing any signs of lying?

Tamam"sana inanıyorum mu yoksa" Tamam" hiç bir yalan belirtisi göstermiyorsun mu?

Agent Coulson was injected with that, and literally minutes later, his wounds showed signs of cellular regeneration.

Ajan Coulson'a bu enjekte edilmiş ve tam anlamıyla birkaç dakika sonra yaraları hücresel yenilenme belirtileri göstermiş.

Yeah, she's showing signs of panic and paranoia. So

Evet, panik ve paronaya belirtileri gösteriyor, bu yüzden

show söylemek

Look, they said it was just for one show, all right?

Bak onlar sadece bir şov olduğunu söylediler, tamam mı?

And then these people show up and tell you something completely different.

Sonra bu insanlar çıkıp sana tamamen farklı bir şey söylediler.

Show yourself and say what you want!

Kendini göster ve ne demek istiyorsan söyle!

show gösteriş

That's just for show,

Bu sadece gösteriş için.

Quit showing off for the girls, buddy. They're mine.

Kızlar için gösterişi kes ahbap, onlar benim.

No, they're just showing off.

Hayır, sadece gösteriş yapıyorlar.

show anlatmak

Thanks for the show and tell.

Göster ve anlat için teşekkürler.

This is my show, you understand?

Bu benim gösterim, anlıyor musunuz?

Show and tell, Susan.

Göster ve anlat, Susan.

show oynamak

Playing "You show me yours, I'll show you mine," huh?

Sen seninkini göster, ben de benimkini mi oynuyorsun?

This started as a show for women, starring women.

Bu kadınların oynadığı bir kadın şovu olarak başlamıştı.

Russians played us like a damn puppet show!

Ruslar bizimle lanet bir kuklaymışız gibi oynadı!

show şans

Give Paul a chance. Just give me a chance and I'll show you.

Paul'a bir şans ver Bana bir tek şans ver, göstereyim

Give me a chance, and I'll show you how quiet I can be.

Bana bir şans ver, sana ne kadar sessiz olabileceğimi göstereyim.

It's a great opportunity for the show, feels like a fresh start, and it's a chance to attract a whole new audience.

Şov için harika bir fırsat. Taze bir başlangıç gibi hissettiriyor. Tamamen yeni bir izleyiciye ulaşmak için bir şans.

show harita

So I showed you the map already, but there's more, a lot more.

Sana zaten haritayı gösterdim ama fazlası var, çok daha fazlası

So this map shows Everyone.

Yani bu harita herkesi Gösteriyor.

Map shows a train depot a few miles from here, with a route to Stuttgart.

Harita buradan bir kaç mil ötede Stuttgart yolu üzerinde bir tren deposu gösteriyor.

show sonuç

Sorry, but it shows positive.

Üzgünüm ama sonuç pozitif.

Just show me one thing positive.

Lütfen sadece bir olumlu sonuç göster.

Mr. Chang's test results showed that he's in renal failure.

Bay Chang'ın test sonuçları böbrek yetmezliğini işaret ediyor.

show konser

It's your last show.

Bu senin son konserin.

Got a show today.

Bir konser var bugün.

What show you a couple of concert tickets?

Ne sana bir kaç konser bileti göstermek mi?

show başarı

When the boy failed in school, this man showed understanding and patience.

Çocuk okulda başarısız olunca, bu iyi adam anlayış ve sabır göstermiş.

One fashion show, one big Up.

Bir defile, büyük bir başarı

The show is a success.

Gösteri çok başarılı oldu.

show girişim

And satellite photos show the rubble, where Enterprise Group finally finds himself.

Nerede ve uydu fotoğrafları, moloz göstermek Girişim Grubu nihayet bulur.

This toy showed initiative. Leadership.

Bu oyuncak bir girişim, liderlik gösterdi.

This toy showed initiative.

Bu oyuncak bir girişim gösterdi.

show fuar

Uh, Marie's working tomorrow and there's a gem and mineral show opening at the fairgrounds.

Marie yarın çalışıyor da. Fuar alanında açılacak olan bir taş ve mineral sergisi var.

Las Vegas Auto Show.

Las Vegas Oto Fuarı.

The mineral and rock show?

Mineral ve kaya fuarı mı?

show belli etmek

Good little girls, they never show it.

İyi küçük kızlar asla belli etmez

This Thing doesn't want to show itself.

Bu şey kendini belli etmek istemiyor.

They showed themselves today.

Bugün kendilerini belli ettiler.

show müzikal

Actually, I'm doing some music shows and I need a special dancer for a special role.

Aslında ben bazı müzikal şovlar yapıyorum ve özel bir dansçıya ihtiyacım var. Özel bir rol için.

A fashion show, maybe take in a musical.

Önce bir defile, sonra da belki bir müzikal.

Now, this show started a revolution.

Bu müzikal bir devrim başlattı.

show gösterimde olmak

Without her, I don't have a water show this afternoon.

O olmadan, bu öğleden sonra bir su gösterim olmaz.

I won't have a show and you won't have a film.

Benim bir gösterim ve senin de bir filmin olmayacak.

This will be my greatest show ever.

Bu benim en muhteşem gösterim olacak.

show belli olmak

Does it show that much?

O kadar çok mu belli oluyor?

You're upset about Fi, and it's showing.

Fi için üzgünsün, ve bu belli oluyor.

Shows how much you know, Murlaugh.

Ne kadar bildiğin belli oluyor, Murlaugh.

show görünüş

Looks like something else showed up.

Görünüşe göre başka şeyler geldi.

Looks like this cabaret just became a one-man show.

Görünüşe göre bu kabare tek kişilik bir gösteriye döndü.

Apparently the Americans showed self-discipline.

Görünüşe bakılırsa Amerikalılar öz disiplin gösterdi.

show öğretmek

Teach him, show him.

Öğret ona, göster ona.

Teach it, show it forth.

Öğret onu, göster onu.

show seçmek

Pick a card, and I'll show you my heart.

Bir kart seç de sana kalbimi göstereyim.

Although you chose a strange way to show it.

Ancak bunu göstermek için garip bir yol seçtin.

show taklit

Okay, okay, show her your Judge Kertesz.

Tamam tamam, ona Yargıç Kertesz taklidini göster.

Abed, show him your Don Draper.

Abed, Don Draper taklidini göster.

show revü

Show Band and Revue.

Gösteri grubu ve revü.

The road-show version of me.

Adam benim revü versiyonum.

show sergi

Show opens in a week.

Sergiye bir hafta var.

show belirtmek

But then Willie Nelson showed up in that alley.

Ama birden Willie Nelson ara sokakta belirdi.