so için İngilizce-Türkçe çeviriler:

çok · kadar · yani · ve · bu kadar · de · yüzden · öyleyse, öyle, öylesine · o kadar · pek · için · ki · da · bu yüzden · demek · bu nedenle · evet · bunun için · böylece, böylesine, böyle · sonra · demek ki · doğru · şu kadar · e · pek iyi · pek çok · pek âlâ · bu şekilde · sanki · o hâlde · şöyle · yeter · aynen · sol · dolayısıyla · vesaire · güya · müddetçe · sonraları · diğer çevirileri

so çok

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

Ladies and gentlemen, thank you so much for coming.

Bayanlar ve baylar, geldiğiniz için çok teşekkür ederiz.

God, this is so much better this way.

Tanrım, bu şekilde çok daha iyi oldu.

so kadar

No, that's not so good.

Hayır, bu o kadar iyi değil.

How do you know so much about this?

Bu konuda nasıl bu kadar şey biliyorsun?

And why is this so important?

Peki bu neden bu kadar önemli?

so yani

So tell me, how is it that you know so much about me and I know nothing about you?

Yani, söyle bana bu Hakkımda çok biliyorum nasıl ve senin hakkında bir şey biliyor musun?

But this wasn't my idea, so he's your problem.

Ama bu benim fikrim değildi, yani bu adam senin sorunun.

So, yeah, everything is great!

Yani evet, her şey harika!

so ve

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

And I really need you on this one, so

Ve bu işte gerçekten sana ihtiyacım var, yani

So, ladies and gentlemen, this is what I do here at this school.

Pekâlâ, bayanlar ve baylar benim burada, okulda yaptığım şey bu.

so bu kadar

No, that's not so good.

Hayır, bu o kadar iyi değil.

So, how big is this guy?

Bu herif ne kadar büyük?

Why does that mean so much to you?

Senin için neden bu kadar çok önemli?

so de

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

So what's this big thing?

Peki, bu büyük şey de ne?

But then she said no, so I said yes, yes, yes!

Ama sonra o hayır dedi ben de evet,evet,evet dedim!

so yüzden

And so I wanted to do something young and crazy. And you're the only one I wanted to do it with.

Ve bu yüzden, genç ve çılgınca bir şey yapmak istedim, bunu yapmak istediğim tek kişi de sensin.

So please Please, come inside and help me feel better.

Bu yüzden lütfen, lütfen, içeri gel ve beni mutlu et.

And that happened one time, and you weren't even here yet, so.

O yalnızca bir kez oldu ve sen burada bile değildin. Bu yüzden

so öyleyse, öyle, öylesine

And so is this.

Ve bu da öyle.

So get back out there and do some.

Bu yüzden oraya geri dön ve öyle yap.

You're not so sure any more, are you?

Artık o kadar emin değilsin, öyle değil mi?

so o kadar

No, that's not so good.

Hayır, bu o kadar iyi değil.

There's just so much I want to ask her about her life, her father

Ona soracağım o kadar çok şey var ki Hayatı hakkında, babası hakkında

Well, is that so bad?

Peki, bu o kadar kötü mü?

so pek

All right, so you're good, but you're not that good.

Pekâlâ, iyisin ama o kadar da iyi değilsin.

So, what do we know?

Peki ne biliyor musunuz?

But now I'm not so sure

Ama şimdi pek emin değilim

so için

So, you have something for me?

Yani, benim için bir şey var mı?

It's not so bad for her to be in there.

Orada yaşamak onun için o kadar da kötü değil.

Thank you so much for getting water for us every morning!

Her sabah bize su getirdiğin için çok teşekkür ederim.

so ki

I'll love you so much that no woman is ever gonna be good enough for you.

Seni o kadar çok seveceğim ki hiç bir kadın senin için yeterli olmayacak.

So why would she come back to us?

O yüzden neden bize geri dönsün ki?

Which is silly, because he's already met me, so this is like a third or fourth impression,

Ki bu çok aptalca, çünkü benimle zaten tanıştı, yani bu şimdi üçüncü veya dördüncü izlenim olacak,

so da

All right, so you're good, but you're not that good.

Pekâlâ, iyisin ama o kadar da iyi değilsin.

So there are people like you.

Senin gibi başka insanlar da var.

See? That wasn't so bad now, was it?

Bak, o kadar da kötü değilmiş, değil mi?

so bu yüzden

And so I wanted to do something young and crazy. And you're the only one I wanted to do it with.

Ve bu yüzden, genç ve çılgınca bir şey yapmak istedim, bunu yapmak istediğim tek kişi de sensin.

So I'm just really sorry.

Bu yüzden çok özür dilerim.

And, so the house, yes, is very beautiful

İşte, o yüzden bu ev, evet çok güzel.

so demek

Oh, so now you think it's a good idea, because it's your idea.

Yani şimdi diyorsun ki bu iyi bir fikir çünkü senin fikrin.

Okay, so you're good.

Tamam, demek ki iyisin.

So the point is, anything can happen in a week.

Yani demek istediğim, bir hafta içinde her şey olabilir.

so bu nedenle

That's a nice story, but why is it so important to you really?

Hoş bir hikaye, ama senin için gerçekten neden bu kadar önemli?

And why are you so beautiful?

Sen de neden bu kadar güzelsin?

Why are there so few people?

Neden bu kadar az insan var?

so evet

What's Yeah, okay, and so, maybe this time I can do something about it.

Ne de Evet, tamam, belki bu sefer bu konuda bir şeyler yapabilirim.

So yeah, I know you.

Yani evet seni tanıyorum.

And, so the house, yes, is very beautiful

İşte, o yüzden bu ev, evet çok güzel.

so bunun için

So, this is a good thing for you.

Yani, bu senin için iyi bir şey.

Why is everything so hard for you?

Neden her şey senin için bu kadar zor?

You have done so much for this town, and people know that.

Bu kasaba için çok şey yaptın. İnsanlar da bunun farkında.

so böylece, böylesine, böyle

So is that what it is, or is it something like that?

Yani böyle mi olsun, yoksa bunun gibi bir şey mi?

I'm a woman, obviously, but, um there's nothing like that, so

Ben bir kadınım ama belli ki Böyle bir şey olmadı, yani

She's still angry with me, so she's doing this.

Bana hala kızgın o yüzden böyle yapıyor.

so sonra

So you do your thing and then come right back.

Yani şey yapmak ve daha sonra hemen geri gel.

And so my sister said no, so I said yes.

Sonra kız kardeşim hayır dedi, ben evet dedim.

And what happened after wasn't so nice either.

Ve ondan sonra olan şeyler de pek hoş değildi.

so demek ki

Oh, so now you think it's a good idea, because it's your idea.

Yani şimdi diyorsun ki bu iyi bir fikir çünkü senin fikrin.

So then, Gentlemen, that means we are one million and one strong!

O zaman beyler demek ki bir milyon ve bir kuvvetiz.

So I'll just be alone forever.

Demek ki sonsuza dek yalnız olacağım.

so doğru

Oh, this is so not right.

Bu hiç mi hiç doğru değil.

So far, it seems like everything you said is true.

Şu ana kadar, söylediğin her şey doğru gibi görünüyor.

I tried so hard to do everything right.

Her şeyi doğru yapmak için çok çalıştım.

so şu kadar

It's not so bad right now.

Şu anda o kadar kötü değil.

And I thought so too until now.

Şu ana kadar ben de öyle sanıyordum.

Looks pretty good so far.

Şu ana kadar oldukça iyi.

so e

So, come on, then.

E, hadi, o zaman.

So what happened with Emily?

Peki sonra Emily'e ne oldu?

So, is S.H.I.E.L.D. academy near here?

Peki, S.H.I.E.L.D. akademisi yakın buraya?

so pek iyi

All right, so you're good, but you're not that good.

Pekâlâ, iyisin ama o kadar da iyi değilsin.

So you're good?

Peki, iyi misin?

Not going so well, is it?

Pek iyi gitmiyor, değil mi?

so pek çok

There's so much to do, and you're not well.

Yapılacak pek çok şey var ve sen iyi değilsin.

Your father's not feeling well, and, oh, I'm so sorry.

Baban pek iyi hissetmiyor, Ve, oh, çok üzgünüm.

There's still so much left to see.

Hala görecek pek çok şey var.

so pek âlâ

All right, so you're good, but you're not that good.

Pekâlâ, iyisin ama o kadar da iyi değilsin.

So, who's it gonna be tonight?

Pekâlâ, bu gece kim olacak?

So this little black book.

Pekâlâ, bu küçük siyah kitap.

so bu şekilde

But just tell me why you want to take out this guy so bad

Ama sadece neden bu adamı bu kadar kötü bir şekilde almak istiyorsun.

So let's just leave it at that, okay?

Bu yüzden bunu bu şekilde bırakalım, tamam mı?

I thought that was my destiny, so that's the way I lived my life.

Bunun benim kaderim olduğunu düşündüm. Bu yüzden hayatımı bu şekilde yaşadım.

so sanki

Like you're so much better.

Sanki sen daha iyisin.

Like she's so special.

Sanki çok özel biri ya?

So it's not, like, magnetic waves, or a time portal, or something like that?

Yani, sanki manyetik dalgalar ya da bir zaman portalı gibi bir şey değil midir?

so o hâlde

So then do you know that you're

Yani o hâlde biliyorsun ki sen de bir

I went back four years ago, so technically I guess I still am one.

Dört yıl önce de gittim. Yani teknik olarak, hâlâ onlardan biriyim.

So what's that, huh?

O hâlde bu nedir?

so şöyle

People always say to me, "It must be so easy.

İnsanlar bana her zaman şöyle der, "Çok kolay olmalı.

Anyways, I asked them, I said, "Girls, what's so funny?" And Diane said to me,

Neyse, onlara "Kızlar, bu kadar komik olan şey ne?" diye sordum ve Diane bana şöyle dedi:

Okay, so here's the thing.

Pekala, şöyle bir şey var.

so yeter

Enough is enough so

Yeter bu kadar yeter

Well I had enough, so I said "when.

Şey yeterince aldım ben de "Yeter" dedim.

Okay, that is so not fair.

Yeter ama bu hiç adil değil.

so aynen

Yes, yes, that's so.

Evet, evet aynen öyle.

Exactly, so don't say anything.

Aynen. O yüzden hiçbir şey söylemeyin.

Okay, so then it is, indeed, official business.

O halde kesinlikle resmi bir iş. Aynen.

so sol

So why haven't you left yet?

Peki, neden henüz sol değil mi?

The Left is so sad.

Sol o kadar zavallı ki.

Left. So there?

Sola, oraya mı?

so dolayısıyla

Well, she's your idea, so she's your responsibility.

Bu senin fikrindi, dolayısıyla o senin sorumluluğunda.

So this was a great struggle for liberty for European immigrants.

Dolayısıyla bu, Avrupalı göçmenler için büyük bir özgürlük mücadelesiydi.

So, Lois, I will be leaving you for a hotter woman.

Dolayısıyla Lois, daha seksi bir kadın için seni terk ediyorum.

so vesaire

Um, contact with the outside, travel, finance, et cetera, but so far, nothing.

Um, dışarıyla temas, seyahat, finans, vesaire, ama şimdilik bir şey yok.

Arrange the parade for you and so forth.

Senin için bu töreni ayarlamak vesaire. Töreni mi?

Summary of out-of-pocket expenses time required, remuneration funeral arrangements, so forth.

Cepten yapıIan harcamaların özeti gerekli zaman, ödeme cenaze düzenlemeleri, vesaire.

so güya

But we IDed Sarah Fuller's gay or not-so-gay neighbors.

Ama Sarah Fuller'ın güya eşcinsel komşularının kimliğini belirledik.

George comes from the so-called lower class, Dexter, the upper.

George güya aşağı bir sınıftan geliyor, Dexter ise yukarı.

so müddetçe

It took a while, but not so bad.

Bir müddet sürdü ama çok kötü değildi.

so sonraları

So, you want mornings or afternoons?

Sabahları öğleden sonraları gelelim?