station için İngilizce-Türkçe çeviriler:

istasyon · merkez · karakol · durak · yerleştirmek · kanal · görev · yer · üs · gar · terminal · baz istasyonu · hal · santral · alan · hizmet · konum · tayin etmek · diğer çevirileri

station istasyon

Listen, is there some kind of train station around here or something?

Dinle yakınlarda bir tren istasyonu ya da öyle bir şey var mı?

Where's the next station?

Bir sonraki istasyon nerede?

A gas station and a motel.

Benzin istasyonu ve bir otel.

station merkez

Doctor, this is a hospital, not a police station.

Doktor, burası bir hastane, polis merkezi değil.

In downtown Silver City, there's a train station.

Silver City merkezinde, bir tren istasyonu var.

Straight to the station after, Yeah.

Daha sonra da doğruca merkeze, evet.

station karakol

Hey, this is a police station I didn't do anything!

Hey, burası polis karakolu. Ben bir şey yapmadım!

Well, the station isn't here anymore.

Polis karakolu artık burada değil.

ls this really a police station?

Burası gerçekten bir karakol mu?

station durak

Ladies and gentlemen, next and final stop, Union Station.

Hanımlar ve beyler, bir sonraki ve son durak Union İstasyonu.

Next stop is Wilson Station.

Bir sonraki durak Wilson İstasyonu.

Next station in two minutes.

Diğer durak iki dakika sonra.

station yerleştirmek

Report to SHlELD station I.C.E. for winter survival training.

SHIELD istasyonu I.C.E.'ye kışın hayatta kalma eğitimi için rapor verin.

Space station Lorelei, sir, is an impeccable place.

Uzay İstasyonu Lorelei mükemmel bir yerdi efendim.

All troops, battle stations!

Bütün birlikler, savaş yerlerine!

station kanal

Jason, find a station and leave it there, OK?

Jason, bir kanal bul ve orada dur, tamam mı?

There is only one station:

Sadece bir kanal var:

Look, I'm the station manager.

Bak, ben bu kanalın müdürüyüm.

station görev

All personnel to their stations, please.

Bütün personel görev yerlerine lütfen.

Senior officers, report to stations immediately.

Kıdemli subaylar, hemen görev yerlerine.

I'm Sgt. Anders, NATO forces, stationed here in Bucharest.

Ben, burada görev yapan NATO kuvvetlerinden Çavuş Anders.

station yer

It's not formal, obviously, it's a train station, but do I wear a sport coat, or coat and tie

Resmi bir yer olmadığı açık, bir tren istasyonu ama spor bir ceket mi giymeliyim, yoksa ceket ve kravat

I can't get this station anywhere else.

Bu kanalı başka bir yerde bulamıyorum.

Stan, this is your station.

Stan, burası senin yerin.

station üs

A space station will be destroyed.

Bir uzay üssü yok edilecek.

Corpus Christi Naval Air Station!

Corpus Christi donanma hava üssünde.

Officially, it's an airborne mobile command station.

Resmi olarak, bu bir gezici hava komuta üssü.

station gar

There's a bus station.

Bir otobüsü garı var.

Pennsylvania Station, please.

Pennsylvania Garı lütfen.

Luggage locker, Union Station.

Bavul dolabı, Union Garı.

station terminal

This is actually not Grand Central Station, it's Grand Central Terminal.

Burası aslında Grand Central İstasyonu değil, Grand Central Terminali.

It's a good thing the bus station's only a couple of blocks away.

İyi olan şey, otobüs terminalinin sadece birkaç blok ötede olması.

There is the train station. There are also buses.

Orada tren istasyonu ve otobüs terminali var.

station baz istasyonu

A walking base station.

Ayaklı bir baz istasyonu.

A walking base station, you saw one earlier.

Yürüyen bir baz istasyonu, daha önce gördüğünden.

Where's the nearest Army base? Well, that's Claremont Naval Station.

En yakın ordu baz istasyonu nerde? iyi, Claremont deniz istasyonu.

station hal

There's still an awful lot of confusion here at Waterloo Station.

Burada Waterloo İstasyonunda hala çok büyük bir şaşkınlık hakim.

You still operate a gas station.

Hala bir benzin istasyonu işletiyorsun.

A lot of stations still playin' gin and juicey juice.

Istasyonları bir sürü hala çalıyor cin ve juicey Suyu.

station santral

Two targets this morning, the German airfield, then the power station.

Bu sabah iki hedef var: Alman havaalanı, sonra da elektrik santralı.

Last year Philip bought a de-commissioned power station.

Geçen yıl, Philip yetkisi alınmış bir elektrik santralı satın almış.

My comrades, workers at the power-station,I have a strange wife.

Yoldaşlarım, elektrik santralindeki işçiler, tuhaf bir karım var.

station alan

This is Shinjuku station's west exit area.

Burası Shinjuku İstasyonu'nun batı çıkış alanı.

Bus station locker,piece of a bank account, area code,partial license plate.

Otobüs terminali dolabı, bir banka hesabının bir parçası, alan kodu, plakanın bir kısmı.

station hizmet

This is a service station.

Burası bir hizmet istasyonu.

It's a full service station.

Bu tam hizmet veren bir istasyon.

station konum

Otis to battle stations.

Otis savaş konumuna geçsin.

All Eagle crews to combat stations.

Tüm Kartal mürettebatı savaş konumuna.

station tayin etmek

A year ago, Steve was stationed in Iraq.

Bir sene önce, Steve Irak'a tayin edilmişti.