talk için İngilizce-Türkçe çeviriler:

konuşturmak, konuşmak · konuşma · söz · görüşmek · söylemek · sohbet · anlatmak · görüşme · laf · muhabbet · ağız · dedikodu · söylenti · tartışmak · diğer çevirileri

talk

talk konuşturmak, konuşmak

I'm really sorry about last night, but there's something I want to talk to you about.

Dün gece için gerçekten özür dilerim, ama seninle konuşmam gereken bir şey var.

Actually, I wanted to talk to you about that.

Aslında ben de seninle bunu konuşmak istiyordum.

And I don't wanna talk about it any more.

Ve daha fazla bu konuda konuşmak istemiyorum.

talk konuşma

Oh, I think you and I are gonna have a nice long talk.

Bence sen ve ben uzun ve güzel bir konuşma yapacağız.

Don't make him talk about anything today.

Onunla bugün hiç bir şey hakkında konuşma.

And don't talk.

Ve sakın konuşma.

talk söz

Yeah, but I promise I'll be better at talking about this.

Evet, ama sana söz veriyorum, bu konu hakkında daha iyi olacağım.

Dad, what are you talking about?

Baba, sen neden söz ediyorsun?

Exactly what are we talking about, doctor?

Tam olarak neden söz ediyoruz, doktor?

talk görüşmek

I want you to see other things, different, new things, talk to different people.

Başka şeyler görmek istiyorum, farklı, yeni şeyler farklı insanlarla konuşmak istiyorum.

See, that's funny, because you were talking about me.

Gördün mü, bu çok komik. Çünkü benim hakkımda konuşuyordun.

You see, now we're talking business.

Gördün bak, şimdi konuşmaya başladık.

talk söylemek

Police don't believe me, you don't believe me, so tell me, what do you want to talk about?

Ne polis ne de sen bana inanıyorsun, bu yüzden söylesene, ne hakkında konuşmak istiyorsun?

Before you say anything just let me talk, okay?

Bir şey söylemek önce tamam, beni konuşalım?

Well, sure, he can talk. But is he saying anything?

Tabi ki konuşabilir ama bir şey söylüyor mu?

talk sohbet

This is not a good place to talk

Burası sohbet için uygun bir yer değil

Well, enough of this girl talk.

Pekala, bu kadar kız sohbeti yeter.

That was a great talk.

Harika bir sohbet oldu.

talk anlatmak

My father does not talk about it, but my mother told me everything.

Babam bu konuda konuşmuyor ama annem bana her şeyi anlattı.

Come and talk to us.

Gel ve anlat bize.

Talk to me, Josh. Tell me everything.

Anlat bana Josh, Her şeyi anlat.

talk görüşme

The best place for a private talk.

Özel bir görüşme için en uygun yer.

This may be a request for peace talks.

Bu barış görüşmeleri için bir teklif olabilir.

Basic training on security measures for the peace talks.

Barış görüşmeleri için temel, güvenlik önlemleri eğitimi.

talk laf

It's not just talk anymore.

Artık sadece laf değil, işte.

Fine. No more baby talk.

Daha fazla bebek lafı yok.

That's just talk.

Sadece laf işte.

talk muhabbet

Just a little girl talk, Mom.

Sadece biraz kız kıza muhabbet anne.

Okay, that's enough talk about the shirt.

Tamam, yeter bu kadar tişört muhabbeti.

All this talk of business?

Bütün bu muhabbeti?

talk ağız

He's got a big mouth that starts talking to me.

Büyük bir ağzı var ve benimle konuşmaya başlıyor.

Now open your pretty mouth and talk.

Şimdi o güzel ağzını ve konuş!

Then keep your mouth open, but don't talk!

O zaman ağzın açık kalsın, ama konuşma!

talk dedikodu

He hears a rumor about him, and suddenly he is everywhere, talking to people

Onun hakkında bir dedikodu duyuyor ve aniden her yerde insanlarla konuşup

There's lots of talk.

Bir sürü dedikodu var.

And there's talk of war with China.

Ve Çin ile savaş dedikoduları var.

talk söylenti

The talk was that a new face had appeared on the promenade, a lady with a little dog.

Gezide yeni bir sima belirdiğine dair bir söylenti dolaşıyordu küçük köpekli bir kadın.

By Anton Chekhov. 'The talk was that a new face had appeared on the promenade, a lady with a little dog.'

Yazarı, Anton Çehov. Gezide yeni bir sima belirdiğine dair bir söylenti dolaşıyordu küçük köpekli bir kadın.

There's talk of Keren and Dwight.

Keren ve Dwight hakkında söylentiler var.

talk tartışmak

Then why are we still talking?

O halde neden hâlâ tartışıyoruz?

We're arguing. We're talking. We're flirting with marital disaster.

Biz tartışıyoruz, konuşuyoruz, biz evlilik felaketiyle flört ediyoruz.

Should we talk about negotiating with Shaina?

Shaina ile pazarlık yapmayı tartışmalı mıyız?