that için İngilizce-Türkçe çeviriler:

о · -en · o · değil · için · kadarıyla · şu · öyle · bu kadar · o kadar · böyle · ki · nedeniyle · ki o · kaldıran · diye · öteki · ibaret · öylesi · şuanda · diğer çevirileri

that о

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

But for that

Ama bunun için

Yeah, but that's a good thing.

Evet ama bu iyi bir şey.

that -en

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

But for that

Ama bunun için

Is that what it is?

Ne yani bu o mu?

that o

No, no, it's not that.

Hayır, hayır, bu o değil.

No, that's not what this is.

Hayır, burada olan şey bu değil.

All right. then. that's it.

Tamam o zaman. Hepsi bu kadar.

that değil

No, no, that's not for me.

Hayır, bu benim için değil.

And that's not good, is it? No.

İyi bir şey değil bu, öyle mi?

Not like that.

Bunun gibi değil.

that için

No, no, that's not for me.

Hayır, bu benim için değil.

And I always thought he was much more the kind of guy that you should go for.

Ve ben her zaman onun sizin için gitmeli bu adam çok daha fazla tür olduğunu düşündüm.

It's that important to him and I'm gonna help him out.

Onun için önemli olan o ve ben ona yardım edeceğim.

that kadarıyla

Okay, I'll give you the good news first, which is not that good, but it's better than the bad.

Tamam önce iyi haberleri vereceğim ama o kadar da iyi değil, ama kötüden daha iyi.

So is that all?

Hepsi bu kadar mı?

No, it's not that big

Hayır, o kadar büyük değil

that şu

There is something real about that little car, something that doesn't even have a name.

Şu küçük araba hakkında bir gerçek var ki, o da bir isminin bile olmaması.

But then, look at that.

Ama sonra, şuna bak.

Because that's what you're doing now.

Çünkü sen de şu anda bunu yapıyorsun.

that öyle

But this is not that.

Ama bu öyle değil.

No, that's that's not

Hayır, öyle Öyle değil

Oh right, yeah, right, yeah, is that good?

Demek öyle, evet evet, güzel mi peki?

that bu kadar

No, that's not so good.

Hayır, bu o kadar iyi değil.

And I know how important that is to you, I know.

Ve bunun senin için ne kadar önemli olduğunu da biliyorum.

That's all I got.

Hepsi bu kadar işte.

that o kadar

Okay, I'll give you the good news first, which is not that good, but it's better than the bad.

Tamam önce iyi haberleri vereceğim ama o kadar da iyi değil, ama kötüden daha iyi.

So, it's not that bad.

O kadar da kötü değil yani.

Oh, that's not so bad.

Ah, o kadar kötü değil.

that böyle

What is that? What?

Bu da ne böyle?

What kind of man would do something like that?

Ne tür bir insan böyle şeyler yapabilir?

I never did anything like that before.

Daha önce böyle bir şey yapmadım.

that ki

There is something real about that little car, something that doesn't even have a name.

Şu küçük araba hakkında bir gerçek var ki, o da bir isminin bile olmaması.

There's so much that I have to do.

Yapmam gereken o kadar çok şey var ki.

Why would they do that?

Neden bunu yaptılar ki?

that nedeniyle

And that's just good because you know why?

Ve bu çok iyi çünkü neden biliyor musun?

That's good because you know why?

Çok iyi Neden, biliyor musunuz?

That's right, why?

Bu doğru, neden?

that ki o

There is something real about that little car, something that doesn't even have a name.

Şu küçük araba hakkında bir gerçek var ki, o da bir isminin bile olmaması.

I would like that very much.

O kadar çok isterim ki.

I'm afraid that I don't love him as much as he loves me.

Korkarım ki ben onu onun beni sevdiği kadar çok sevmiyorum.

that kaldıran

I know it's not perfect, but it's very important to me and to my brothers that we stay together.

Mükemmel değil biliyorum ama bu benim için çok önemli. Birlikte kalmamız kardeşlerim için de çok önemli.

It's too late for that too.

Bunun için geç kaldın artık.

That only leaves us two hours.

Bize sadece iki saat kalıyor.

that diye

I just thought we had a great night once and that this could be the start of something bigger and more beautiful.

Sadece bir kez güzel bir gece geçirdik ve bu daha büyük ve daha güzel bir şeyin başlangıcı olabilir diye düşündüm.

Let's say that this is the car.

Diyelim ki bu o araba. Tamam mı?

Not that I would know.

Benim değil diye biliyorum.

that öteki

Yeah, but this is about more than that.

Evet ama bu çok daha öte bir şey.

No, it's it's more than that.

Hayır, bu Bundan da öte.

No, she's more than that.

Hayır, ondan daha öte.

that ibaret

For me, though that's just a coincidence.

Gerçi bu benim için sadece bir tesadüften ibaret.

That's what movie is all about!

Film hakkında her şey bu ibaret.

But don't worry, that's nonsense.

Ama endişelenme, bu saçmalıktan ibaret.

that öylesi

Well, that's much better.

Öylesi çok daha iyi.

Because it's better for me that way, OK?

Çünkü öylesi benim için daha iyi, tamam mı?

Perhaps that would have been better.

Belki de öylesi daha iyi olurdu.

that şuanda

That's impossible now.

Bu şuanda imkansız.