dereden

Kocaman yeşil bir alan ve bir dere, ve bir ahır ve pek çok değişik hayvan var.

There are big green fields and a stream and a barn and lots of different animals.

Sadece küçük bir dere.

Just a little creek.

Etrafta bu kadar çok ağaç varken, bir yerlerde bir dere olmalı.

With all these trees around here, there should be a stream somewhere.

Bu bizim dere, değil mi?

This is our creek, isn't it?

Bu bir dere yatağı.

This is uh River bed.

Uzun uzun zaman önce bir dere, bu göle döküldü.

A long, long time ago a brook flowed into this lake.

Jackie, bu sadece bir dere.

Jackie, it's a just a creek.

Eğer daha az viski içseydim ve dereden daha fazla su içseydim,

If I had drank less whiskey and more water from that stream,

İki gün önce, o kayboldu onun içinde çatı Dere.

Two days ago, he disappeared from his loft in Brooklyn.

Bu sadece bir dere.

It's just a stream.