saçma için Türkçe-İngilizce çeviriler:

ridiculous, ridicule · absurdity, absurd · stupid · nonsensical, nonsense · silly · bullshit · crazy · dumb · rubbish · crap · sorry · foolish · preposterous · pointless · ludicrous · gibberish · stuff · bull · childish · meaningless · rot · incongruous · shot · poppycock · rhubarb · bollocks · daft · frivolous · diğer çevirileri

saçma ridiculous, ridicule

Tamam, derin bir nefes al ve unutma bu çok saçma.

Okay, take a deep breath, and remember, this is ridiculous.

Biliyorum, çok saçma geliyor, değil mi?

I know. It sounds ridiculous, right?

Demek istediğim, bu çok saçma.

I mean, this is ridiculous.

saçma absurdity, absurd

Ama bu saçma bir hikâye.

But this is an absurd story!

Bu saçma ve bunu biliyorsun. Öyle mi?

That is absurd and you know it!

Sanırım bu çok saçma, Sayın Yargıç.

I think that's absurd, Your Honour.

saçma stupid

Bu muhtemelen çok saçma bir soru olacak ama elinizdekinin en iyisi bu mu?

This is probably a stupid question, but this is the best you got?

Bu çok saçma bir hikâye.

That's a really stupid story.

Saçma sorular için hiç zaman yok!

There's no time for stupid questions!

saçma nonsensical, nonsense

Tabii ki hayır Jonathan. Saçma bir akıI oyunu oyun oynuyor.

Of course not, Jonathan is a nonsense stick mind games playing.

Çünkü bu saçma bir şey.

Because it is a nonsense.

Hayır, hiç saçma değil.

No, it's not nonsense.

saçma silly

Bu sana saçma gelebilir ama bu bizim ilk randevumuz.

This may seem silly to you, but it's our first date.

Bu tamamen saçma bir soru.

It's a silly question, is all.

Saçma bir sorum var.

I have a silly question.

saçma bullshit

Bu çok saçma bir soru.

That's a bullshit question.

Adamım, bu biraz saçma, adamım.

Man, this is some bullshit, man.

Eğer fazladan adamım olsaydı bile kim böyle saçma bir görevi isterdi ki?

Even if I had an extra man who would want such a bullshit assignment?

saçma crazy

Bu çok saçma bir fikir.

This is a crazy idea.

Hayır, bu çok saçma bir plan.

No, that is a crazy plan.

Bu çok saçma!

That is so crazy!

saçma dumb

Bir sürü saçma sapan şeyi seviyor ama en çok seni seviyor.

He loves a lot of dumb stuff, but he loves you the most.

Evet, herkes için saçma bir kural.

Yeah, that's a dumb rule for everyone.

Ne tür bir saçma teori bu?

What sort of dumb theory is that?

saçma rubbish

Bu saçma bir fikir ve benim gibi bir dedektif için bu saçma bir iş.

It's a rubbish idea, and for a detective like me its rubbish work.

Bu ne saçma bir aşk hikâyesi.

It's a rubbish love story.

Hayır, haklısın bu çok saçma.

No. No, you're right, it's rubbish.

saçma crap

Bu saçma ve bunu sen de biliyorsun.

This is crap and you know it.

Hadi ama bu saçma.

Come on, that's crap.

Bu çok saçma bir iddia.

That's a crap argument.

saçma sorry

Çok saçma geldiğini biliyorum ve çok özür dilerim, anne.

I know it sounds crazy, and I am so sorry, Mom.

Özür dilerim, ama bu çok saçma.

I'm sorry, but this is ridiculous.

Özür dilerim, bu çok saçma.

I'm sorry, that's ridiculous.

saçma foolish

Ve bir sürü saçma insan duygularını, değil mi, Bay Spock?

And a lot of foolish human emotions, right, Mr Spock?

Böyle saçma şeyler söyleme, hayatım.

Don't say such foolish things, dear.

Hayat ne kadar saçma.

How foolish life is.

saçma preposterous

Julia bak, ben de bunun saçma bir tahmin olduğunu düşünüyordum.

Look, Julia, I thought it was a preposterous conjecture, too.

Ben hiçbir şey duymadım, bu çok saçma.

I've never heard anything so preposterous.

Milich, bu çok saçma. küçük hanım bizi davet etti.

Milich, this is preposterous. The young lady invited us here.

saçma pointless

Baylar, bu gerçekten çok saçma.

Gentlemen, this is truly pointless.

Bu sadece Springfield ile shelbyville arasındaki saçma çekişmenin bir parçası.

It's just another chapter in the pointless rivalry between Springfield and Shelbyville.

Rothman, tüm savaşı küçük anlamsız, saçma ve gülünç gösterdi.

Rothman made the whole war look small and pointless, ridiculous, absurd.

saçma ludicrous

Bu çok saçma. benim kocam bir kahraman.

Okay, this is ludicrous. My Husband is a hero.

Liz, bu, sanki, çok saçma.

Liz, this is, like, so ludicrous.

Kulağa çok saçma geliyor Flynn.

It does sound ludicrous, Flynn.

saçma gibberish

Ama şimdi sadece bana saçma laflar söylüyorlar.

But now they're just telling me gibberish.

Bu sabah saçma sapan konuşuyordu.

This morning he was talking gibberish.

Saçma sapan konuşuyor efendim.

He's talking gibberish, sir.

saçma stuff

Bir sürü saçma sapan şeyi seviyor ama en çok seni seviyor.

He loves a lot of dumb stuff, but he loves you the most.

Saçma ve anlamsız.

Stuff and nonsense.

Sadece saçma sapan şeyler.

It's just bullshit stuff.

saçma bull

Dostum, bu biraz saçma bak, bak.

Man, that's some bull look, look.

Tam bir saçma Hanna!

This is bull Hanna!

saçma childish

Saçma ve çocuksu bir şey.

It's just silly and childish.

Muhtemelen saçma ve çocukça bir huysuzluğa tepki gösteriyordur.

Is probably responding to a childish, pointless act of petulance.

saçma meaningless

Bu gece, saçma sapan erkek yarışmalarında yeni bir çağ başlıyor.

Tonight is the dawning of a new era in meaningless male competition.

saçma rot

Bu çok saçma Johnny.

Johnny, this is rot.

saçma incongruous

Sen sadece başka bir saçma fikir ürettin.

You just made another incongruous remark.

saçma shot

Şu epik çekim saçma lığını duydun mu?

You hear this'm ythic shot' shit?

saçma poppycock

Ve bu sadece saçma olduğunu.

And that is just poppycock.

saçma rhubarb

Bayan Angelo'nun saçma oyunları.

Mrs. Angelo's rhubarb surprise.

saçma bollocks

Hayır, saçma. Sarhoş olduğun için oldu.

No, bollocks, it's because you're drunk.

saçma daft

Saçma bir şey. Uzun burunlu bir adam hakkında.

It's daft, it's about a man with a long nose.

saçma frivolous

Böyle önemli bir işlev için ne saçma bir isim.

What a frivolous name for such a vital function.