saçmalık için Türkçe-İngilizce çeviriler:

bullshit · nonsense · crap · shit · rubbish · bollocks · stuff · absurdity · bull · horseshit · insanity · suck · farce · silliness, silly · drivel · gibberish · fiddlestick · trash · twaddle · humbug · punk · hooey · poppycock · extravagance · flapdoodle · diğer çevirileri

saçmalık bullshit

Bu saçmalık ve sen de biliyorsun ve bunu yapmana izin vermeyeceğim.

That's bullshit, and you know it, And I'm not gonna let you do it.

Bu tam olarak ne demek oluyor? Saçmalık.

What does that mean?" It's bullshit.

Bu saçmalık, adamım.

That's bullshit, man.

saçmalık nonsense

Çünkü öyle bir şey yok bu bir saçmalık ve sen yetişkin bir insansın.

Because it doesn't exist, because that's nonsense, because you're an adult.

Tamam, Chloe, bu kadar saçmalık yeter.

Okay, chloe, enough of this nonsense.

Ama bu saçmalık, Jane!

This is nonsense, Jane!

saçmalık crap

Otur yerine ve kes şu saçmalığı!

Sit down and cut the crap, okay?

Bu saçmalık ve sen de delisin.

That's crap and you're crazy.

Üzgünüm fakat bu kulağa büyük bir saçmalık gibi geliyor.

I'm sorry but that sounds like a load of crap.

saçmalık shit

Bu saçmalık için doğru insan ben değilim!

I'm not the right person for this shit!

Bu saçmalık artık hiç de komik değil!

This shit ain't funny no more!

Bu saçmalık için çok meşgulüm.

I'm too busy for this shit.

saçmalık rubbish

Bir saniye, bu ne saçmalık!

One sec, what is this rubbish?

Her zaman aynı saçmalıklar vardı.

It was always the same rubbish.

Bu Güvenlik saçmalığı da ne?

What's this rubbish about security?

saçmalık bollocks

Belki hepsi saçmalık ve ben sadece boktan bir anneyim.

Maybe that's all bollocks and I'm just a shit mother.

Bu tam bir saçmalık, Graeme. Sen de biliyorsun.

That's a lot of bollocks, Graeme, and you know it.

Ama saçmalık değil mi sence de?

But, I mean, it's bollocks, isn't it?

saçmalık stuff

Saçını ve eşyalarını değiştirmiş, ama bir milyon dolar gibi görünüyor.

She changed her hair and stuff but she looked like a million dollars.

Yine o eski saçmalık.

That old stuff again.

Ve ben bütün bu saçmalıkları şimdi hatırladım.

And I just remembered all that stuff just now.

saçmalık absurdity

Bu saçmalık, o kız kendini öldürdü.

This is absurd. That girl killed herself.

Tabii ki Harold'ın babasının da benzer bir saçmalık anlayışı vardı.

Of course, you know, Harold's father had a similar sense of the absurd.

Tamam, bu saçmalık.

Okay, it's absurd.

saçmalık bull

Ve bir, iki, üç "Bu saçmalık" dedi

A one, two, three "That's bull," he said

Hadi ama, bu tam bir saçmalık.

Oh, come on, that is such bull.

Bu saçmalık, tamam mı?

This is bull, okay?

saçmalık horseshit

Ben Fra Mauro platoları için eğitildim, ve bu uçuş doktoru tam bir saçmalık, Deke!

I've trained for the Fra Mauro highlands, and this is flight surgeon horseshit, Deke!

Evet ama bu saçmalık.

Yeah, but that's horseshit.

Morgan, bay Perry'e saçmalıkları için teşekkür et ve evine gönder.

Morgan, thank mr. Perry for his horseshit and send him home.

saçmalık insanity

Sayın Hâkim, lütfen, bu tam bir saçmalık.

Your Honor, please, this is insane.

Bu restaurant tam bir deli saçması.

This restaurant is insane."Restaurant"?

Bunlar gerçek mi? Tüm bu sorun saçmalığı?

Is all of this real, all this trouble insanity?

saçmalık suck

Tamam, A: sana Fransızcamın berbat olduğunu söylemiştim, ve B: bu benim saçmalığı değil, tamam mı?

Okay, "a", I told you that my French sucks, and, "b", this isn't my nonsense, okay?

Bu nedenle her şeye "berbat"ya da" saçmalık" diyor.

That's why he says everything "sucks"or is" crap.

Bu gerçekten saçmalık, biliyorsun.

You know, this really sucks.

saçmalık farce

Saçmalık, aptal bir maskaralık ve komik değil.

It's a silly, stupid farce, and it's not funny.

Evet. Aman Tanrım, bu saçmalık.

Good God, this is a farce!

Bu test tam bir saçmalık.

The test is a goddamn farce.

saçmalık silliness, silly

Başka herkese göre, bir tür saçmalık bu.

For everyone else, it's kind of silly.

Saçmalık, aptal bir maskaralık ve komik değil.

It's a silly, stupid farce, and it's not funny.

Şimdi aptal bir saç şeklin var.

You have silly haircut now.

saçmalık drivel

Darılma Mark, ama ikimizde biliyoruz ki bu bir saçmalık.

No offence, Mark, but we both know that this is drivel.

Oh, bu saçmalığı keser misin?

Oh, will you cut that drivel?

Bu film tam bir saçmalık!

This movie is drivel.

saçmalık gibberish

Bayanlar ve baylar, bu sadece saçmalık.

Ladies and gentlemen, it's just gibberish,

Bir sürü saçmalık yazıyor.

Just a lot of gibberish.

Tüm o, psikolog saçmalıkları.

All that headshrinker gibberish.

saçmalık fiddlestick

Çocukların kanını temizliyoruz, şimdi ve sonra, Nicckleby. temizle, saçmalık!

We purify the boys' blood now and then, Nickleby. Purify, fiddlesticks!

Kardeşlik ve saçmalık. Burada donacaksın.

Brotherhood and fiddlesticks, you're frozen through.

saçmalık trash

Bence bu saçmalık çünkü bence hala bir şeyler hissediyorsun.

I think all this trash because I still feel something.

Onlar benim için saçmalık!

They are trash for me!

saçmalık twaddle

Bir gün gelecek ve bilim adamları ikinci X kromozomunun saçmalıktan başka bir şey içermediğini keşfedecek.

Someday, scientists will discover that second X chromosome contains nothing but nonsense and twaddle.

Hiç böyle bir saçmalık duymamıştım.

I've never heard such twaddle

saçmalık humbug

Kuzey Kutbu. Noel Baba, bu tren hepsi bir sürü saçmalık.

North Pole, Santa Claus, this train it's all a bunch of humbug.

saçmalık punk

Farklı giyinmek ve punk-rock saçı yapmak istiyordu.

He wanted to dress differently "and have punk-rock hair".

saçmalık hooey

Bunlar bir sürü saçmalık.

That's a bunch of hooey.

saçmalık poppycock

Mikrop teorisi saçmalık, Granville.

Germ theory is poppycock, Granville.

saçmalık extravagance

Bu saçmalıkları en iyi boş bir galeri kontrol eder.

An empty gallery would best control these extravagances.

saçmalık flapdoodle

Ama bunlar Vatikan saçmalığı.

But that's Vatican flapdoodle.