tamamen için Türkçe-İngilizce çeviriler:

completely · totally · all · entirely · perfectly · inly · whole · fully · quite · purely, pure · well · absolutely · up · exactly · full · utterly · out · altogether · dead · clean · de · clear · off · hopelessly · fair · truly · sheer · out-and-out · through · definitely, definite · wholly · thoroughly · flat · simply · downright · wide · in full · richly · roundly · ex · fast · hollow · bodily · precise · diğer çevirileri

tamamen completely

Sana bir şey sormak istiyorum ve bana karşı tamamen dürüst olmanı istiyorum.

I'm gonna ask you something and I want you To be completely honest with me.

Sen tamamen aklını kaçırdın?

Have you completely lost your mind?

Dün sana karşı tamamen dürüst değildim.

I-I wasn't completely honest with you yesterday.

tamamen totally

Ama baban yani bu olanlarda o tamamen masum ve ve hasta olan da o, değil mi?

But your father's I mean He's been totally innocent in this, and and he's the one that's sick.

Çok uzun ve tamamen saçma bir hikaye.

It's a long and totally ridiculous story.

Bu tamamen yeni bir kimyasal.

This is a totally new chemical.

tamamen all

Bu tamamen seninle ilgili.

This is all about you.

Bu akşam tamamen senin.

Tonight is all about you.

Bu adam tamamen yeşil.

This guy is all green.

tamamen entirely

Bak, neden kızgın olduğunu anlayabiliyorum ama hala tamamen adil olduğunu sanmıyorum. Adil değil mi?

Look, I understand why you're mad, but I still don't think you're being entirely fair.

Hayır, kırmızı ışık tamamen başka bir anlama geliyor.

No, the red light means something else entirely.

Ama bu tamamen onun hatası.

But it's entirely his fault.

tamamen perfectly

O ev bana tamamen güvenli bir yer gibi geliyor.

That house sounds perfectly safe to me." And that was that.

Bu tamamen berbat bir fikir.

It's a perfectly terrible idea.

Rahatla, tamamen normal ve zeki biri.

Relax, he's perfectly normal and smart.

tamamen inly

Bu belki de hayatımda ilk kez bir şey için tamamen hazır olduğum zaman olabilir.

This may be the first time in my life that I'm completely ready for something.

stanton'la meksika'da ne oldu? o tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi ona tamamen bağımlı.

What happened in Mexico with Stanton? She's like a drug addict completely hooked on him.

Tamamen başka bir binaya.

In a totally different building.

tamamen whole

Sanırım ben değiştim ki bu yüzden bu olay tamamen senin suçun değil.

I guess I've changed, which is why this whole thing isn't completely your fault.

Bu tamamen başka bir hikaye.

That's a whole different story.

Tamamen yeni bir şey.

It's a whole new thing.

tamamen fully

Ama yakında, amacına hizmet edeceksin ve Lexi tamamen benim olacak.

But soon, you'll serve your purpose, and Lexi will be fully mine.

Biz tamamen organiğiz burda.

We're fully organic here.

Bir canlı, bir ölmek üzere olan dört tamamen ölmüş.

One living, one almost dead. Four fully dead.

tamamen quite

Şimdi burada tamamen farklı bir şey var.

Now over here, we have something quite different.

Belki de tamamen değil.

Or maybe not quite?

Bu kadar, tamamen doğru!

That's it, quite right.

tamamen purely, pure

Sana tamamen saf ve temiz bir şey vermek istiyorum.

I want to give you something pure and something honest.

Tamamen bilimsel bir deney Bayan Hudson.

A purely scientific experiment Mrs. Hudson.

Tamamen sosyal bir ziyaret.

Purely a social visit.

tamamen well

Bu çok iyi olurdu hayatım ama yapamayız, çünkü bu tamamen imkânsız.

Well, that would be lovely, dear, but we can't, because it's completely impossible.

Evet, bu, bu tamamen normal.

Yeah, well, that's perfectly normal.

İkisinin de tamamen değişik karakterleri ama sadece bir çift ayakları vardı.

They both had completely different characters but well, just one pair of legs.

tamamen absolutely

Yapmam gereken her şeyi yaptım ve her şeyi tamamen nefis buldum.

I did everything I was supposed to do, and I found everything absolutely delicious

Kesinlikle ve tamamen dürüst olun.

Absolutely and completely honest.

Bu onur bana ait, tamamen!

The honor is mine, absolutely!

tamamen up

Sonra bu insanlar çıkıp sana tamamen farklı bir şey söylediler.

And then these people show up and tell you something completely different.

Yine de bu tamamen sana kalmış.

But, again, it's totally up to you.

Tamamen her yere, yukarıda ve aşağıda.

Absolutely everywhere, all over, up and down.

tamamen exactly

Bu tamamen doğru değil, ama o benim çocuğum ve ben onu mutlu görmek istiyorum.

It's not exactly true, but she's my kid and I want to see her happy.

Bu tamamen bir problem.

That's exactly the problem

Fred, ben de tamamen aynı şeyi düşünüyordum.

Fred, I've been thinking exactly the same thing.

tamamen full

Evet, tamamen dolu.

Yeah, totally full.

Bu tamamen dolu.

This one's full.

Bu tamamen teslim olmak demek!

That means full surrender!

tamamen utterly

Ama bazı günler, Charles, kendimi tamamen bitmiş hissediyorum.

But some days, Charles, I feel totally and utterly exhausted.

Bu inanılmaz ve çok ham, çok pis, tamamen insani.

It's unbelievable and so raw, so base, so utterly human.

Ve tamamen kapalı, bulutlu bir gün,

An utterly gloomy and cloudy day,

tamamen out

Bilirsin sana yardım ediyorum, ama ben tamamen iyi adam değilim.

You know, I'm helping you out, but I'm not a completely good guy.

Bu tamamen kontrol dışı.

It's totally out of control

Tamamen farklı bir dünya var dışarıda kardeş.

It's a whole new world out there, bro.

tamamen altogether

Tamamen bir sirk karakteriyim. Fakat, Jean Dexter'ı ben öldürmedim.

I'm a circus character altogether, but I didn't kill Jean Dexter!

Bu tamamen başka bir meteor olmalı.

There must be another meteor altogether.

Veyahut tamamen başka bir şey var.

Or you have something else altogether.

tamamen dead

Tamamen masum bir çocuk öldü.

Some totally innocent kid is dead

Burası tamamen ölü bir yer.

This is completely dead space

Hayır öldü. Bu da tamamen yasal.

No, he's dead, which is perfectly legal.

tamamen clean

Bak, Caroline, çok üzgünüm ama ben tamamen temizim.

Look, Caroline, I'm really sorry, but I am totally clean.

Kadın temiz, ama Hank tamamen farklı bir yaratık.

She's clean, but Hank is a whole different animal.

Sistemi tamamen temiz mi?

His system is completely clean?

tamamen de

Kendimi çok kez yalnız hissetmiştim ama bu öğleden sonraya dek asla tamamen yapayalnız hissetmemiştim.

Many times I've felt alone but until this afternoon I'd never felt completely lonely.

asla tamamen yapayalnız hissetmemiştim.

I'd never felt completely lonely.

O zaman tamamen benim dünyamda olurdun.

Then you'd be totally in my world.

tamamen clear

Sadece ne olduğunu tamamen anlamaya çalışıyorum dedektif.

I'm just trying to clearly understand what happened, Detective.

Tamamen temiz Sayın Başkan.

It's all clear, Mr. President.

Bu tamamen saçmalık, memur bey.

This is clearly nonsense, officer.

tamamen off

Evet, ama şu an tamamen bağlantımız kesik!

Yeah, but now we're totally cut off!

Evet, bu kesinlikle doğru, Sarah. Bu tamamen farklı bir sözleşme tipi, tek seferlik özel sözleşme.

Yes, that's absolutely true, Sarah. is a completely different type of contracts, it's a one-off sale.

Tamamen kayıt dışı olacak.

Completely off the record.

tamamen hopelessly

Bu adam tamamen umutsuz.

The man is completely hopeless

Çünkü o tamamen ümitsiz bir vaka.

Because he is a completely hopeless mess.

Tamamen umutsuz bir vaka.

A total hopeless case.

tamamen fair

Bak, neden kızgın olduğunu anlayabiliyorum ama hala tamamen adil olduğunu sanmıyorum. Adil değil mi?

Look, I understand why you're mad, but I still don't think you're being entirely fair.

Bana tamamen adil gibi geldi.

It seems completely fair to me.

Bu tamamen adil.

That's totally fair.

tamamen truly

Tamamen rahatsız edici bir mizah anlayışı var.

She truly has quite a disturbing sense of humor.

Bu tamamen yeni bir dünya Bay Blackthorn, size gösterecek çok şeyim var.

This truly is a new world, Mr. Blackthorn. I have so much to show you.

Tamamen istediği şey daha iyi bir Meksika.

All he truly wants is a better Mexico.

tamamen sheer

bu harika nasıl oldu?" "bu büyüdür" "tamamen büyü

How did this wonder happen?" "It's magic" "sheer magic

Bu bir büyü" "tamamen büyü

This is magic" "sheer magic

bu büyüdür" "tamamen büyü

It's magic" "sheer magic

tamamen out-and-out

Bu tamamen kontrolden çıktı, ve

It's totally out of control, and

Adam tamamen yabancı biriydi ve sen de, onun kefaletini mi ödedin?

This guy was a total stranger to you, and you bailed him out?

Ben de tamamen korktum.

And I completely freaked out.

tamamen through

Şey, tamamen bitti, Frank.

Well, we're all through, Frank.

Oh, Ray tamamen yola geldi.

Oh, Ray totally came through.

İşimiz tamamen bitti.

We're completely through.

tamamen definitely, definite

Bazı şeyler tamamen değişti.

Some things have definitely changed.

Kan, onun üzerinde tamamen tuhaf bir etki yaratıyor.

Blood definitely has a strange effect on her

Ve buz üzerindeki bir ceset tamamen bir hatıradır.

And a body on ice is definitely a trophy.

tamamen wholly

Uzaktan kumanda nerede? Tamamen yanlış bir bilgilendirmeden kaynaklanmış olmalı.

Where's the remote? and should be wholly attributed to misinformation.

öncesinde yatıyor Ne, ben için tamamen hazırlıksız olabilir korkuyorum.

What lies ahead, I'm afraid I might be wholly unprepared for.

Tamamen sönük ve özgün düşünceden yoksun bir aday.

A wholly uninspired candidate incapable of original thought.

tamamen thoroughly

O tamamen bağımsız genç bir adam.

He's a thoroughly independent young man.

Bayan Johns, ben tamamen başarısız olmuş bir Hristiyan evladıyım.

Miss Johns, I am a thoroughly failed Christian person.

Elbette, Billy tamamen çökmüş bir hayat sürüyor.

Of course, Billy's lead a thoroughly decadent life.

tamamen flat

Herşey, hatta aynadaki kendi yansıması bile tamamen düz görünüyordu.

Everything, even her own reflection, looked entirely flat.

Orası tamamen, tamamen bomboştu.

It's all totally, totally flat.

Eğer Bayan Godard'ın parasını Bayan Godard'ın dairesinden alırsam, bu tamamen hırsızlık olur.

If I take Madame Godard's money from Madame Godard's flat, I'd be stealing.

tamamen simply

Fakat her şey tamamen keyifli burada.

But everything is simply delightful here.

Belki de Bayan Mallon bir at kadar sağlıklı ve tamamen hastalığa bağışıktır.

Perhaps Miss Mallon is as healthy as a horse and simply immune.

Bu tamamen gereksiz bir ölümdü.

This was simply an unnecessary casualty.

tamamen downright

Sayın Başkan, bu tamamen delilik.

Mr President, that is downright insane.

Tamamen sinir bozucuya ne dersin?

How about downright annoying?

O eğlenceli değildi, Tamamen çok garipti!

He wasn't funny, he was downright weird!

tamamen wide

Bir ayağın yerde, kolların tamamen açık ve esnek dur.

One foot on the ground, arms wide open, and stay flexible.

Ama ben tamamen uyanığım.

But I am wide awake.

Vikki kendini tamamen bıraktı, ama nasıI oIduysa Trementus topu düşürdü.

Well, Vikki's left herself wide open, but Trementus surprisingly fumbles.

tamamen in full

Tamamen bir reddediş içinde.

He's in full-blown denial.

XVI. Louis artık tamamen geri çekilmişti.

Louis XVI was now in full retreat.

tamamen richly

Onun ideal erkeğiydi zengin ve ona karşı tamamen ilgisiz.

He was her ideal guy rich and completely indifferent to her.

On altı yaşında ve tamamen zenginsin!

You're sixteen and totally rich!

tamamen roundly

Buster Douglas tamamen bu raunttun hakimi.

Buster Douglas is completely dominating this round!

Vizitler beş dakika önce başlamıştı ve Bay Zerbo tamamen aklımdan çıkmıştı.

Rounds started five minutes ago and I totally forgot about Mr Zerbo.

tamamen ex

Bu onun kızı ve bu da tamamen eski bir kocanın yapabileceği bir şey.

That's her daughter, and this is a totally ex-husband thing to do.

Biliyorsun çünkü bu tamamen eski bir eş'in fikirleri.

Well, you would know, because that's a totally ex-wife remark.

tamamen fast

Hızlı, acımasız ve tamamen yasadışı.

Fast, ferocious and totally illegal.

Tamamen çıldırmış ve hızla geriliyor.

He's completely unhinged and devolving fast.

tamamen hollow

içi tamamen boşalıyor.

a hollow superfluity.

tamamen bodily

O bir kanıt ve tamamen vücut sıvısıyla kaplı.

That's evidence, and it's covered in bodily fluids.

tamamen precise

Bu tamamen benim uzmanlık alanımdır.

This is precisely my specialty